Dünya Bankası küresel ısınma hız kesmeden ilerlemeye devam ettiği takdirde 2050 yılında 216 milyon kişinin iş, yiyecek ve su güvenliği bulmak için kendi ülkeleri içinde yer değiştireceklerini tahmin ediyor. Daha şimdiden UNHCR verileri son on yılda hava koşulları ile ilgili krizlerin, çatışmalarda görülebileceğinden iki kat fazlası insanın yerlerinden olmalarına neden olduğunu gösteriyor. Bu tür yer değiştirmeler ilk başlarda daha ziyade ülke içinde, kırsaldan kentsel alanlara doğru olur ancak kentsel alanlar kalabalıklaştıkça insanlar uluslararası sınırları aşmayı tercih edebilirler. Küresel açıdan, çoğu devlet ve uluslararası kurumlar iklimle bağlantılı göçe karşı hazırlıksızlar.

Dünya Bankası, küresel ısınma hız kesmeden ilerlemeye devam ettiği takdirde 2050 yılında 216 milyon kişinin iş, yiyecek ve su güvenliği bulmak için kendi ülkeleri içinde yer değiştireceklerini tahmin ediyor. Resim: Birleşmiş Milletlerin izniyle.

Halen Ukrayna, Suriye ve Afganistan gibi ülkelerden çatışmalar nedeniyle göç eden insanlar için ön sırada yer alan NATO üyesi ülkeler aynı zamanda Orta Doğu ve Afrika’nın bazı bölgelerinden iklim şartları nedeniyle kaçan göçmenler için de hedeflenen varış noktaları olacak. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle tetiklenen göç dalgası İttifak üyelerini göç politikalarını yeniden değerlendirmeye ve geleceğe hazırlıklı olmak için değişiklikler yapmaya zorlayabilir.

İklim bağlantılı göçler NATO için üç tür sorun yaratacaktır. Birincisi, NATO’nun eğitim veya destek kuvvetleri konuşlandıracağı ülkelerde yönetişimde gerginlikler yaratabilir ki bu da istikrasızlığa katkıda bulunabilir. İkincisi, iklim bağlantılı göç Avrupa’dan istikrarsızlığa yol açan reaktif tepkiler gelmesi olasılığını arttırabilir. Üçüncüsü, bazı ülkelerdeki siyasi güçler göçleri kullanarak kaos tohumları ekme fırsatını bulurlar.

NATO dışında iklim değişikliği ve yönetişim üzerindeki gerginlik

Uluslararası İklim Değişikliği Paneli (IPPC) II. Çalışma Grubu’nun (WGII) Etkiler, Adaptasyon, ve Savunmasızlık konusundaki raporu kırsal kesimden kente göçü tetikleyecek faktörün iklim değişikliği ile kötü yönetişimin birleşimi olduğunu belirtiyor. Göç olumlu bir adaptasyon stratejisi olabilir, ancak yönetişimin zaten zayıf olduğu yerlerde istikrarsızlığa ve çatışmalara yol açması daha büyük olasılıktır — özellikle de diğer siyasi, toplumsal ve güvenlik sorunlarıyla bir araya geldiğinde. Bu risk altındaki ülkeler NATO’nun halen eğitim ve destek misyonları yürütmekte olduğu ülkeleri kapsar – Irak ve Afrika’nın alt Sahara ülkeleri dahil.

İklimle bağlantılı giderek artan tehlikelerin bir yan ürünü olarak karşımıza çıkan hızlı kentleşme iyi yönetilemeyen toplumlarda ciddi ekonomik ve sosyal gerginliklere yol açabilir. Konut, eğitim, sağlık, su veya enerji gibi sosyal hizmetlerin yetersizliği güvensizlik yaratabilir, toplumsal bölünmelere ve zaten zor durumda olan hükümetlere yönlendirilen taleplerin artmasına yol açabilir. Örneğin, Uluslararası Göç Örgütünün 2021 yılındaki bir çalışması güney Irak’ta iklim nedeniyle kırsal kesimlerden Basra’ya göç eden insanların daha ziyade “ekonomik güvenlik, haklar ve can güvenliğine erişim gibi çeşitli sosyal problemlerle boğuşan mahallelerde toplaştıklarını, tahliye edilme riski taşıyan evlere yerleştiklerini ve kayıt dışı sektörlerdeki düşük ücretli işlerde çalıştıklarını” bildiriyor. Kentlerdeki iyi yönetilmeyen iç göçler sonuçta büyük çaplı gecekondu mahallelerinin oluşmasına ve burada yaşayan göçmenlerin suç ve aşırı uçtaki gruplar karşısında daha savunmasız kalmalarına yol açıyor. Bu durum da olumsuz bir adaptasyon stereotipini kalıcılaştırıyor.

Kırsal kesimden kentlere göç olumlu bir adaptasyon stratejisi olabilir, ancak yönetişimin zaten zayıf olduğu yerlerde istikrarsızlığa ve çatışmalara yol açması daha büyük olasılıktır — özellikle de diğer siyasi, toplumsal ve güvenlik sorunlarıyla bir araya geldiğinde. Bu risk altındaki ülkeler, Irak gibi, NATO’nun halen eğitim ve destek misyonları yürütmekte olduğu yerleri de kapsar. ©NATO

NATO üyelerinden istikrarı bozan reaktif tepkiler

Suriye ve Afganistan gibi yerlerden uzun yıllardır süregelen mülteci akını karşısında bazı NATO üyesi ülkeler artık sınırlarını yeni gelecek mültecilere açmakta oldukça isteksizler. Bu durum önceden işbirliği içinde yönetilemezse, giderek büyüyen göç dalgası karşısında Avrupa ülkelerinden gelecek gelişigüzel mukabeleler ve ulusalcı tepkiler daha fazla güvenlik riskleri yaratacaktır. Örneğin, ulusalcı politikalar göçmenlere karşı şiddet eylemlerinde bir artışa neden olur ve bir yandan göçmenlerin savunmasızlığını arttırırken bir yandan da onları koruyacak yasal yolların azalmasına yol açabilir. Ayrıca, COVID-19 pandemisinde görüldüğü gibi reaktif ve duruma özel politikalar sivil topluma ve hükümete duyulan güveni zedeleyebilir.

Geçmişte Avrupa’daki popülist ve ulusalcı partiler iklim sorununun varlığını reddediyorlardı, ancak bu görüşleri değişti ve artık göç gibi olguların etkilerini ideolojik politikaları güçlendirmek]ve sık sık da ırkçı siyasi pozisyonlarını güçlendirmek için kanıt olarak kullanmaya başladılar. Örneğin, bazı popülist gruplar gerek Küresel Kuzeyin (Global North) çevresel bozulmaya yaptığı olumsuz katkıları gerek göçmenlerin toplumlarında daha az enerji harcadıkları ve daha az atık ürettikleri yönündeki kanıtları görmezden gelerek onları çevreyi bozmakla suçlayan ecobordering denilen bir söylemi benimsiyorlar.

Ayrıca, Ukraynalı mülteci krizi karşısındaki tepki, Avrupa’daki sığınmacılık ile ilgili çifte standartların altını çiziyor. Avrupa Birliği bugüne kadar ilk kez Geçici Koruma Yönergesini (TPD) uyguladı. Bu yönerge mültecilere hemen sığınma başvurusu yapmak zorunda kalmadan, ülkeye girişlerinden itibaren üç yıl süreyle konut, tıbbi yardım, iş alanı ve eğitim olanaklarına erişim sağlıyor. Blok, daha önceki göçmen dalgaları (2015 yılında Suriye’den gelen gibi) karşısında mülteci nüfusunun entegrasyonuna yardımcı olan ve kamplar veya karşılama merkezleri gibi yerlerde yaşama sürelerini azaltan Geçici Koruma Yönergesini uygulamaya koymayı reddetmişti. Ukraynalı mültecilerin kabulü bir bakıma jeopolitik duruma bağlanabilir zira mültecileri kabul etmek Rusya’nın saldırgan eylemlerini reddetmek anlamına gelir. Ancak, Ukraynalı mülteciler ile çatışmalar ve iklim şartlarından en çok etkilenen bölgelerden (Orta Doğu ve Kuzey Afrika) kaçan mülteciler arasındaki demografik farklılıkların göç dalgalarına verilen farklı tepkiler üzerindeki etkisi göz ardı edilemez.

Ukraynalı mülteci krizi ve Avrupa’da ulaştıkları ülkelerin cömert tepkileri, NATO üyesi ülkeleri göç politikalarını genel olarak tekrar gözden geçirmeye teşvik edebilir. Resim: AB Observer’ın izniyle.

İklimle bağlantılı göçlerin yönetimi ortak çalışma, işbirliği ve kucaklayıcı bir karşılama gerektirecektir. Ukraynalı mülteci krizi ve Avrupa’da ulaştıkları ülkelerin cömert tepkileri, NATO üyesi ülkelerin göç politikalarını genel olarak tekrar incelemek ve gözden geçirmek konusunda bir katalizör etkisi yaratmalıdır; bugün bunu yapmamak İttifak’ı beklenen iklimle bağlantılı göçler karşısında hazırlıksız yakalayacaktır.

Geleceğe açılan pencere: Belarus’ta amaçlara alet edilen göç

İklim değişikliği ve göçler konusundaki endişelerin en önemlisi bazı devletlerin göçlerin artmasından yararlanarak kaos tohumları ekme olasılığı değildir. Nitekim 2021’de yayımlanan NATO İklim Değişikliği ve Güvenlik Eylem Planı iklim değişikliğinin “devlet ve devlet dışı aktörler tarafından kötüye kullanılabilecek, İttifakı tehdit edecek veya meydan okuyacak şartları yaratabileceğini” ifade eder. ABD Başkanlık Ofisinin Ekim 2021’de yayınladığı İklim Değişikliği ve Göç konusundaki rapor bunu daha açıkça ifade ediyor ve devlet ve devlet dışı aktörlerin “iklimle ilgili göçleri siyasi, sosyal ve ekonomik amaçlarına ulaşmak için kullanarak iklimin göçler üzerindeki etkisini daha da kötüye götürebileceklerini” belirtiyordu. 2021 sonbaharında bir liderin, Belarus Devlet Başkanı Alexander Lukashenko’nun](https://choice.npr.org/index.html?origin=https://www.npr.org/2021/11/17/1056129127/poland-belarus-eu-migrant-border-crisis), göçleri kaos yaratmak ve komşu bir ülkenin (bir NATO ülkesi) kaynaklarını zorlamak için nasıl kullanabildiğine şahit olduk.

Belarus devlet başkanının 2020’de hileli bir seçimle göreve gelmesinden sonra AB ile Lukashenko arasındaki bir dizi kısasa kısas eylemlerden bir tanesi, Belarus’un ülkeye giriş vizesi için gereken şartları gevşetmesiydi. Lukashenko AB’de bir mülteci krizi yaratma tehdidi ile bu politika değişikliği arasında bir bağlantı olduğunu inkâr etmesine rağmen ülkesine yeni gelen göçmenlere sınır hattındaki tel örgüleri kesebilecek aletler sağlayarak onları Polonya sınırına yönlendirmişti. Bu da Polonya’da ve dolayısıyla AB ve NATO’da bir kriz yarattı ve Polonya Başbakanı sorunun çözülmesi için NATO’dan yardım istedi.

Bu olay ilk bakışta iklim değişikliğine bağlıymış gibi görünmüyorsa da göçmenlerin çoğu Iraklı Kürtlerdi — tamamen fosil yakıt ihracatına dayanan, zayıf bir ulusal yönetişimden olumsuz etkilenen ve rekor düzeydeki sıcak dalgaları ve kuraklıkların tarımı imkânsız hale getirdiği Kuzey Irak’ta yaşayan bir etnik grup. Bu insanlar ülkelerinde hükümetin kötü yönetimi, yetersizlikler, çatışmalar ve iklim değişikliğinin etkileri arasında sıkışıp kaldıkları için Avrupa’ya geldiler. RESİM 2021’deki Polonya-Belarus göçmen krizi. Resim: Birleşmiş Milletlerin izniyle Belarus/Polonya örneği bize refah ve güvenlik içinde daha iyi bir yaşam arayışındaki insanların jeopolitik bir oyunda piyon olarak kullanıldıkları bir geleceğin penceresini açtı. Gelecekte iklim mültecilerinin çoğu bir daha geri dönemeyeceklerini bilerek ülkelerinden ayrılmış olacaklar zira ya deniz seviyesinin yükselmesiyle evleri sular altında kalmış olacak veya on yıllardır ekip biçtikleri toprakları kuruyup çatlamış ve artık ürün vermiyor olacak. Yerel, ulusal ve uluslararası yönetişim organları yeterince hazırlık yapamazlarsa insanların iklimin etkilerinden kaçmak için yurtlarını terk ederek aradıkları güven ve güvenliği bulmaları mümkün değildir.

2021’deki Polonya-Belarus göçmen krizi. Resim: Birleşmiş Milletlerin izniyle

Belarus/Polonya örneği bize refah ve güvenlik içinde daha iyi bir yaşam arayışındaki insanların jeopolitik bir oyunda piyon olarak kullanıldıkları bir geleceğin penceresini açtı. Gelecekte iklim mültecilerinin çoğu bir daha geri dönemeyeceklerini bilerek ülkelerinden ayrılmış olacaklar zira ya deniz seviyesinin yükselmesiyle evleri sular altında kalmış olacak veya on yıllardır ekip biçtikleri toprakları kuruyup çatlamış ve artık ürün vermiyor olacak. Yerel, ulusal ve uluslararası yönetişim organları yeterince hazırlık yapamazlarsa insanların iklimin etkilerinden kaçmak için yurtlarını terk ederek aradıkları güven ve güvenliği bulmaları mümkün değildir.

NATO için bir rol

Genellikle göç en son başvurulacak çare olduğu için göçmen akışını daha başlamadan azaltmak amacıyla yapılabilecek insani her şeyin yapılmış olması, NATO devletleri ve müttefiklerinin toplu savunma ve işbirliğine dayanan güvenliğini daha sağlamlaştıracaktır. Ancak iklim göçlerini azaltmakta NATO için doğru rolü bulmak zor olacaktır. Çünkü İttifak kolektif nitelikte bir örgüttür ve en iyi müdahaleler sadece askerî kuvvetlerle değil Savunma, Diplomasi ve Gelişmeyi (3D) birleştiren programlar ile yapılanlardır. Göçlerin başladığı yerlerde iklim güvenliği riskini azaltmak ve insanların NATO ülkelerine göç etme ihtiyacını ortadan kaldırmak için yapılacak olan müdahaleler — çatışmaların azaltılması ve iklim değişikliklerine uyum amaçlı — müşterek çalışmalara dayanan çözümler gerektirecektir.

Uluslararası bir örgüt olarak bizzat NATO’nun kendisi müşterek düşünme ve hareket etmenin ne kadar yararlı olduğunun kanıtıdır. Bu bakımdan, NATO deneyimlerini ve konumunu iklimle ilgili göç gibi alışılmamış güvenlik krizleri için geliştirilen çözümleri desteklemekte kullanabilir. NATO kaynakların seferber edilmesini ve devletler, STK’lar ve insani örgütlere göçlerin yönetimi konusunda ortak çalışma ve işbirliğine dayalı yaklaşımlar oluşturmayı kolaylaştırabilecek bir pozisyondadır; bu da müdahalenin ve uzmanlıkların tekrarından kaçınmak açısından son derece önemlidir. Ayrıca NATO’nun birleştirici gücü tehlikeli durumlardan kaçan insanlar için güvenli, düzenli ve garantili yasal yollar oluşturacak daha iyi göç politikaları geliştirme ve uygulama konusundaki görüşmeleri kolaylaştırmakta büyük önem taşır. Ama NATO bu görüşmelerin tek birleştirici gücü olmamalıdır.

Strateji, planlama ve kriz öncesi hazırlıklar, özellikle de sivil hazırlıkların güçlendirilmesi, iklim değişikliğinin tehdit ettiği bir dünyada NATO’nun üyelerine sunabileceği en iyi koruma olacaktır. Kriz başladıktan sonra oluşturulan çözümler gibi kısa vadeli çözümler genellikle güvenlik açısından çok daha kötü sonuçlara neden olur, çünkü bunlar dar kapsamlı ve belirli bir problem için geliştirilmişlerdir. Bütünsel, hazırlık niteliğinde göç politikaları geliştirmek ve konuşlandırmak uzun vadede kaosu azaltmak ve insan ve ulusal güvenliği korumak açısından çok daha yararlı olacaktır.

NATO düzenli olarak ulusal makamlara yardımcı olmak amacıyla sektöre özel rehberlik ve araç gereç geliştirir ve müttefik ülkelerde onlara özel danışmanlık hizmetleri için sivil uzmanlar konuşlandırır. NATO aynı zamanda Avrupa-Atlantik Afet Yardımı Koordinasyon Merkezi vasıtasıyla iklime bağlı afetler yaşayan ülkelere doğrudan yardım eder. Resimde: Ukrayna’da kritik altyapıya büyük zarar verip insanların hayatını tehdit eden şiddetli seller sırasında NATO’nun yaptığı yardım. ©NATO

Bu amaçla NATO uzun süredir yürüttüğü sivil hazırlık programları konusundaki liderliğini üye ülkelerin giderek artan sayıdaki göçmenleri bünyelerine dâhil etmelerine yardımcı olmak için kullanmalıdır. Örneğin, NATO düzenli olarak ulusal makamlara yardımcı olmak amacıyla sektöre özel rehberlik ve araç gereç geliştirir — bir afet sonrasında on binlerce, hatta yüz binlerce insanın yer değiştirmesinin nasıl yönetileceği konusundakiler dâhil. Bu yapılanlar kolaylıkla iklim göçlerine hazırlık için kullanılabilir. NATO aynı zamanda müttefik ülkelerde onlara özel danışmanlık hizmetleri için sivil uzmanlar konuşlandırmıştır — bu uzmanlar üye ülkeleri göçmen sayılarının artması olasılığına karşı eğitmek ve hazırlamakta rol oynayabilirler.

Mukabeleden hazırlığa geçiş

Geçmişteki göçmen krizlerinde, örneğin Ege Denizi’nde, olduğu gibi NATO yasadışı sınır geçişleri sırasında yerel makamlara kontrol, gözetleme ve keşif faaliyetleri ile destek sağladı. NATO bu tür krizlere mukabeleye hazırlıklı olmayı sürdürmeli, ancak aynı zamanda iklim göçlerinin artma olasılığına karşı çalışmalarının bir kısmını yukarıda özetlendiği gibi daha iyi hazırlık önlemleri geliştirme ve uygulama yönüne kaydırmalı. NATO iklim güvenliği konularında liderlik etme fırsatına sahip ve bu konulardan en acili iklim göçleri olacak. İttifak fikir birliği sağlayarak, stratejik hazırlık ve müşterek politikalar oluşturarak iklim değişikliğinin etkisini azaltacak adımları ne kadar çabuk atarsa üye ülkeler o kadar güvende olacaklardır.

Bu makale, iklim değişikliği ve gerek NATO gerek uluslararası toplum üzerindeki etkileri konusundaki mini dizinin ikincisidir. Daha önceki makaleler: