NATO’nun İnovasyon Birimi Başkanı İttifak’ın yeni yeni ortaya çıkan yıkıcı teknolojileri benimseme yarışını kazanabilmek için karşılaştırmalı üstünlüğünü, yaratıcılığını ve sermayesini arttırmaya ne kadar ihtiyacı olduğunu irdeliyor.

NATO’nun ilk Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı ve daha sonra Amerika Birleşik Devletlerinin 34. Başkanı olan Dwight Eisenhower “daha düşük maliyetle ve en az gecikmeyle daha fazla savunma” fikrini savunmuştur. Eisenhower esas güçlüğün “bu savunmayı akıllı ve verimli bir şekilde kurmakta” olduğuna inanıyordu. […] “Hem güvenliği sağlamalı hem de bunun maliyetini kaldırabilecek güce erişmeliyiz. Nitekim askeri gücün temelinde ekonomik güç yatmaktadır” demişti. (Kongre Kayıtları, 1962). Bu sözler Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği ile silah yarışının sürdüğü ve dünyanın iki kutba ayrıldığı yıllarda söylenmişti. Batı dünyası, Amerika’nın iki sistemi karşılaştıran ve fırsatlar ve riskleri tespit eden net değerlendirme stratejisi, liberal demokratik değerlerle desteklenen kapitalizm ve rekabetçi harcamalar vasıtasıyla Sovyetleri yendi. Bu da işe yaradı ve “böylece bir tarih sona erdi”. Ama belki de öyle olmadı.

Bugün NATO’nun içinde bulunduğu rekabet küreseldir, yarış ise teknolojiyi benimsemeyle ilgili bir yarıştır – yani toplumdaki yeni teknolojiyi kabullenme, entegre etme ve kullanma yarışı. Bugün hükümetler bu teknolojileri, yapay zekâdan kuantuma ve arada kalan her şeye kadar, büyük bir ölçekte ve hızla edinme yarışındadırlar. Yeni ortaya çıkmakta olan yıkıcı teknolojiyi ilk benimseyenin elde edeceği avantaj jeopolitik ve caydırıcılık alanında son derece önemlidir. Gerçekten de bu yarışı kazananların en iyi teknolojiye sahip olan ülkelerden ziyade en hızla işleyen bürokrasiye sahip olan ülkeler olması büyük olasılıktır.

Hükümetler bu teknolojileri, yapay zekâdan kuantuma ve arada kalan her şeye kadar, büyük bir ölçekte ve hızla edinme yarışındadırlar.

Soğuk Savaş döneminin tersine, bugün Amerika Birleşik Devletleri ve NATO Müttefiklerinin diğer ülkelerden daha fazla harcama yapmaları pek olası değildir. Covid-19 sonrası dünyamızda kamu finansmanının yeniden dengelenmesi Müttefiklerin savunma bütçeleri üzerindeki finansal baskıyı daha da arttırabilir. Şimdi daha farklı bir avantaja ihtiyacımız var: kısa vadede sonuç verecek, uzun vadede ise dayanıklılığı arttıracak türden bir avantaj – yani, daha düşük maliyetle ve en az gecikmeyle daha fazla savunma. Bu da insanımızın yaratıcılığı, eğitimi ve fonlara erişimi ile başlar; devamlı olarak yaratılan, ticarileştirilen ve kullanılan yeni ve çift yönlü (sivil-asker) güçlü bir teknolojiler havuzunun kurulmasıyla biter.

İttifak’ın transatlantik yapısı ona uluslararası düzen içinde sadece inovasyon değil tümüyle yeni pazarlar oluşturabilecek böyle bir havuz kurup hem talep tarafı politikalar hem de arz tarafı kaynaklar sağlayabileceği eşsiz bir konum kazandırmıştır. Eisenhower’ın dediği gibi askerȋ gücün temelinde ekonomik güç yatar. Yakın tarih bizlere, demokrasi modellerinin ve Müttefik hükümetlerin misyon odaklı teknolojilere büyük yatırımlar yapma konusundaki istekliliklerinin gerçekten de yeni pazarlar yaratacağını ve ortak değerlerle desteklenen bu modelin NATO’nun uzun vadedeki başarısının anahtarı olduğunu gösteriyor.

Peki bugün için durum nedir? Kısa vadede, NATO’daki inovasyonun Müttefiklerin İttifak çapında bir yaklaşımın yararlarını kavramaları için gerekli temelleri atması gereklidir. Cevaplar iki temel alanda odaklanır:

  • bu havuzun başlangıcında araştırmacılar, akademikçevreler, start-up’lar ve hükümetteki dağılmaların eke alınması – yani belirsizliğin yönetilmesi,

    1. bu yeni teknolojilerin gerekirse ve gerekli olduğu zaman benimsenebilmesi ve ölçeklendirilmesi – yani tüm kamu ve özel sektör çapında çevik ve becerikli yatırım ve edinim unsurlarının gerekliliği. Önemli ölçüde risk alabilmeleri için bunların hepsini eşit derecede teşvik edilmeleri önemlidir.

Bu faaliyetler kendi içlerinde zor olabilirler. Ama bunları İttifak’ın inovasyon havuzunda bir araya getirirken bir yandan da her bir Müttefikin masaya getirdiği “karşılaştırmalı üstünlüğünden yararlanmak İttifak’ı gayet tehlikeli bir sorun ile karşı karşıya bırakacaktır”. Bu tehlikeli bir sorundur zira sürdürülebilir inovasyon ile NATO çapında aynı anda mevcut durumu kökten değiştirmeyi amaçlayan yıkıcı inovasyonun birleştirilmesini gerektirir.

Çeşitliliği arttırmak

Sonuç olarak, İttifak dünya çapında akademik kurumlara, en iyi bilimsel araştırmacılara, insanı şaşırtacak kadar yaratıcı start-up’lara ve gelişmiş, iyi donanımlı bir finansal ekosisteme sahiptir. Bunlar birleşip ve konular üzerlerinde odaklandıklarında, gerek savunma gerek savunma dışı sektörlerin önündeki arttırılmış gerçeklik ve kuantum bilişimi gibi çift kullanımlı, çözümü en zor teknolojiyi (‘tough-tech’) gerektiren sorunları çözebilecek temel ögeleri oluştururlar.

Çift kullanımlı bir model yıkıcı savunma inovasyonu için gereklidir zira bu tür ‘tough-tech’ buluşları ticarileştirmeye başladığımızda Müttefikler’in ürünlerinin erişim alanını ‘toplam ulaşılabilir pazarlar’dan ziyade ‘toplam ele alınabilir problemlere’ bakarak maksimum noktaya getirmekte start-up ve teknoloji şirketlerine ihtiyacı olacaktır. Başka bir deyişle, start-up’ların bir sonraki teknoloji dalgasını tek müşterileri hükümetler olacak şekilde başlatmalarını istememeliyiz. Bu teknolojilerin toplumlara da yararlı olmasını ve bu nedenle de sivil ve ticari kullanıma uygun olmasını istiyoruz. Bu tür ticari kullanım daha sonra söz ettiğimiz teknoloji gelişirken hükümetleri de yanına çekecektir ki, bu da her yerde daha iyi ürünlerin ve teknolojinin bulunması demektir – yani akıl ve beceriyle savunma oluşturmak anlamına gelir.

Nitekim, çift kullanım potansiyeli araştırmacılarımız, girişimciler ve finans çevrelerine yönelik teşviklerin eşit düzeye gelmesine yardımcı olacaktır çünkü ticarileşmeye yapılan yatırımlardaki değer artışı bu konuda daha fazla yatırım yapılmasını sağlayacaktır. Bu tür yıkıcı yeniliklerin teşvik ettiği jeopolitik üstünlük, aynı zamanda ilk etapta uzun vadeli kamu sermayesi yatırımlarına olanak sağlayacaktır.

Ancak, ticarileşmeye gelmeden önce ticarileşmesini istediğimiz şeyin yönünü belirlemeliyiz. Yıkıcı teknolojik inovasyon kendiliğinden oluşmaz. Riski ölçmenin mümkün olmadığı, sadece belirsizliğin hüküm sürdüğü misyon odaklı bir vizyon ile başlar. Geleceğe yön verecek cesur hamleleri, henüz keşfedilmemiş teknolojiye büyük yatırımlar yapacak güveni, ve kazanacakları bulup çıkarmayı gerektirir — bunların hepsinin sürekli angajman, teşvik ve bilgilenme ile desteklenmesi şarttır. İkinci Dünya Savaşının sona ermesinden bugüne kadar sadece bir tek unsur böylesine belirsizlik taşımıştır: Müttefik hükümetler (aşağıdaki resme bakınız).

Yıkıcı teknolojik inovasyon kendiliğinden oluşmaz. Riski ölçmenin mümkün olmadığı, sadece belirsizliğin hüküm sürdüğü misyon odaklı bir vizyon ile başlar.

  1. Adım: Müttefiklerin inovasyondaki öncelikleri üzerinde anlaşmaları

Müttefiklerin yıkıcı inovasyonlarındaki dağınıklığın düzeltilmesi yönünde atacakları ilk adım, NATO çerçevesi dâhilinde üzerinde anlaştıkları inovasyonlara odaklanmalarıdır. Bu adım onların kazanacak inovasyonları seçmelerine ve uzun vadeli kamu sermayesi yatırımları yapmalarına imkân sağlayacaktır – risk çok yüksek olduğu için özel sektörün risk sermayesi yatırımı yapması pek olası değildir (ülkelerin işsiz kalma gibi bir durumu olmadığı için bu tür belirsizlikleri üstlenebilirler). Bu yol ve yatırımlar NATO’nun kapsayıcı teknolojik üstünlüğünün korunmasına yardımcı olacaktır. Gerçekten de Keynes ve Weber’in ileri sürdükleri gibi, normalde olmayacak işlerin olmasını sağlama becerisi teknolojik, politik ve bürokratik yeteneklerin birleşiminin yatırım ile eşleşmesini gerektirir.

  1. Adım: İttifakın karşılaştırmalı üstünlüğünün arttırılması

Müttefikler daha düşük maliyetle ve en az gecikme ile en fazla savunmayı başarmak ve bunu akıllı ve verimli biçimde yapmak istiyorlarsa o zaman coğrafyalarının ve yeteneklerinin NATO üyesi devletlere sağladığı doğal avantajlardan yararlanmaları mantıklıdır. Çeşitli yıkıcı teknolojiler üzerinde eş zamanlı olarak çok ileri düzeyde çokuluslu araştırmalar yapılmasına olanak sağlamak için İttifak çapında en üstün üniversitelerden bir ağ kurulmalı ve kaynak sağlanmalıdır. Bu şekilde belki Delft ve Cambridge Üniversiteleri kuantum konusunda birlikte çalışırken Stanford Yapay Zekȃ konusundaki araştırmalara öncülük edebilir; Talinn Üniversitesi çalışmalarını gelecek nesil siber savunma üzerinde odaklandırırken Londra’daki Imperial College ile John Hopkins Üniversitesi birlikte biyoteknolojiler üzerinde çalışır; ve belki École Polytechnique ve Massachusets Institute of Technology (MIT) gelecekteki telekomünikasyon ihtiyaçları üzerinde çalışabilirler.

Bu demektir ki Müttefiklerin inovasyonda en üst düzeyde tutarlılık sağlayabilmek için bu gibi üniversite ağlarını ulusal hükümetlerin araştırma laboratuvarları ile desteklemeleri gerekecektir. NATO’nun oluşturabileceği çokuluslu, çokdisiplinli savunma ve güvenlik inovasyon araştırma ekipleri, büyük bir varlıktır ve İttifakın rakipleri karşısındaki üstünlüğünü oluşturur.

Dolayısıyla inovasyon havuzunun ilk etaptaki dağınıklığını düzeltmek için İttifakın yıkıcı inovasyon araştırmaları için gereken kaynakların nerede odaklanacağı konusunda çok net, misyon odaklı bir doğrultuda ilerlemesini sağlamamız gerekir. Böylece tüm coğrafyamızda karşılaştırmalı üstünlüğümüzü en üst düzeye çıkarır, üniversitelerle hükümetlerin araştırma unsurları arasında bağlantı kurabiliriz. Tüm bunlar kamu sektörünün ilk etapta sağlayacağı uzun vadeli sermaye ile finanse edilebilir.

 Bu görselle ilgili kaynaklar için dipnota bakınız.
Telif hakkı sahibi Penguin Books Limited (BK Baskısı, Public Affairs’in (ABD  Baskısı) ve Wylie Agency (Fransızca, Türkçe, Lehçe, Ukraynaca baskıları) izni olmadan telif hakkı mahfuz malzemenin kullanılması veya çoğaltılması yasaktır.

Bu görselle ilgili kaynaklar için dipnota bakınız.

Telif hakkı sahibi Penguin Books Limited (BK Baskısı, Public Affairs’in (ABD Baskısı) ve Wylie Agency (Fransızca, Türkçe, Lehçe, Ukraynaca baskıları) izni olmadan telif hakkı mahfuz malzemenin kullanılması veya çoğaltılması yasaktır.

Yukarıdaki şemada görüldüğü gibi, hükümetler bunu daha önce de yapmışlardır ve ortaya çıkan teknolojiler (IPhone ve IPod’un yaratılmasına yol açan İnternet, GPS, dokunmatik ekran, vb. teknolojiler) bugünkü yaşamımızı çok büyük ölçüde etkilemiştir. Ancak tüm bu başarıların yanında birçok başarısızlık da olabilirdi— ve Müttefiklerin bu noktada rahatlamış olmaları gerekir. Müttefik ülkelerin birinden bir savunma inovatörü şöyle bir ifadede bulunmuştu: “Başarı oranımız yüzde 35’in üstüne çıkarsa endişelenmeye başlarım. Çünkü bu büyük risklere girmekten vazgeçtiğimiz anlamına gelir.” Nitekim, Müttefiklerin işbirliği yapabilecekleri bariz araştırma alanları arasında örneğin 5G konusunda devam etmek veya toplam tedarik zincirini garanti altına alacak teknoloji olabilir.

Kullan, benimse ve işe göre ölçekle

NATO’nun inovasyon havuzunun ilk etabında yıkıcı inovasyon teknolojilerinin yaratılması üzerinde odaklanılması gerekirken ikinci etap bunların kullanılması ve işin gerektirdiği boyutta benimsenmesini kapsar.

Kullanım

Bu noktada in-q-tel, NSSIF, DefInvest ve SmartCap gibi birinci etaptaki kamu risk sermayesi kuruluşları NATO’nun yeni yeni palazlanmaya başlayan start-up’larına güvenli finansman sağlamak için güvenilir özel risk sermayesi “akmasına” yardımcı olarak kötü niyetli doğrudan yabancı yatırım karşısındaki zayıflıklarını minimuma indirir. Bu konu fon yaratma sürecinde birçok start-up’ı etkilemektedir ve ürünlerini ihraç etmek isteyip de Müttefik hükümetlerin dost olmayan yabancı mülkiyet ve teknoloji transferi konusundaki endişeleri nedeniyle ihraç edemedikleri durumlarda bazı sorunlar çıkarabilir.

Risk sermayesi unsurları ve hızlandırma programları elit üniversitelerle birlikte, Müttefik savunma uzmanlarının da (operatörler, yatırımcılar ve edinim uzmanları) desteğiyle start-up’ların ve onların değer tekliflerinin mükemmelleştirilmesine yardımcı olurlar. Bu da ticari başarı olasılığını en üst düzeye çıkarmak için gereken ekosistemi yaratacaktır. Bu yaklaşımın ilginç bir modeli olan Amerika Birleşik Devletleri’nin Hava Kuvvetleri Girişimi yeni start-up ürünlerinin tedarik konusunda bürokrasiye saplanıp kalmadan hızla alınabilmesine yardımcı olur.

Benimseme

Ancak çift kullanımlı yıkıcı inovasyon ticarileştiğinde, prototipleri yapıldığında ve ürün/piyasa uyumu başarıldığında bile, geriye müşterilerle (hükümet ve ticari müşteriler) ilk anlaşmaları yapma işi kalır. Nakit para genç şirketler için çok önemlidir zira bu şirketler genellikle Müttefik hükümetlerle ilgili uzun tedarik süreçleriyle başa çıkacak finansal rezervlere sahip değildirler. Eğer start-up’lar anlaşmalarını bir kaç çeyrek veya birkaç yıl yerine birkaç hafta veya ay içinde yapamıyorlarsa, bu işe girişmemelidirler (fırsat maliyeti).

Bu noktada bazı yorumcular şu iddiada bulunabilirler: Neden start-up’lar üzerinde bu kadar zaman harcanıyor? Geleneksel büyük silah şirketleri inovatif olabilirler. Neden başarıp başaramayacağı belli olmayan bu minicik şirketler için bu kadar çaba sarf edilsin?

Cevap gayet basit: start-up’ların oluşturduğu rekabet ve yaratıcılık İttifakın savunma ekosistemi için yararlıdır. Müttefiklerin açık demokrasileri ve açık eğitim modellerinin getirdiği yaratıcılık diğer hükümet türlerinin yapabileceği düzeyin çok üstündedir. Bu da yıkıcı inovasyon çalışmalarını en üst düzeye çıkarır ve böylece büyük şirketleri yeni, taptaze fikirlerle rekabet etmeye zorlar – bu da dayanıklılık geliştirir.

 NATO Genel Sekreter Vekili Mircea Geoană  Haziran 2020’de teknoloji, güvenlik ve finans konusundaki bir çalıştayda yaptığı konuşmada “bir inovasyon kültürü yaratmalı, daha çevik hale gelmeli, daha esnek yönetişim uyarlamalarına sahip olmalı ve risk almaya cesaret etmeliyiz” dedi.

NATO Genel Sekreter Vekili Mircea Geoană Haziran 2020’de teknoloji, güvenlik ve finans konusundaki bir çalıştayda yaptığı konuşmada “bir inovasyon kültürü yaratmalı, daha çevik hale gelmeli, daha esnek yönetişim uyarlamalarına sahip olmalı ve risk almaya cesaret etmeliyiz” dedi.

Bu tür yaratıcılık ve yıkıcılık NATO’nun karşılaştırmalı üstünlüğüdür. Bu nedenle NATO tedarik modellerini start-up’lara, onların çalışma takvimlerine ve potansiyellerine göre uyarlamalıdır. Temelde bunun anlamı tedarik uzmanlarımıza ölçülebilir risk alma yetkisi verilmesidir. Geçenlerde Müttefiklerimizden birinin yasama organı tarafından ifade edildiği gibi, “Savunma paydaşları risk kültürünü entegre etmelidir; bu hem savunmada inovasyonu desteklemenin hem de iki yönlü veya sivil inovasyonu yakalamanın yegȃne yoludur. İnovasyon kültürüne uyum sağlamak bir önceliktir.”

Ölçeklendirme

Eğer yeni teknolojiyi ticarileştirmeyi başardıysak, bir prototip olarak hızla benimsediysek ve şimdi işe göre ölçeklendirmek istiyorsak, bunu nasıl yapacağız? Burada teknoloji devlerinin büyük rolleri olabilir. Mayıs ayında Facebook, Apple, Amazon, Alphabet ve Microsoft’un 2020 yılının ilk çeyreğinde araştırma ve geliştirme (AR-GE) için 29 milyar Amerikan doları harcadıkları ifade edilmişti. Bu miktar NASA’nın 2020 bütçesinin tümünden fazladır ve geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 17’lik bir artış ifade eder.

Kasım 2018’de ABD Kongresi Araştırma Servisi şu bilgiyi verdi: “1960 yılında ABD küresel AR-GE’nin yüzde 69’unu sağlıyordu. ABD’nin savunma ile ilgili AR-GE harcaması küresel AR-GE harcamalarının üçte birinden fazlaydı (%36). Ayrıca federal hükümet bunun iki katı kadar AR-GE ve Amerikan firma finansmanı sağlıyordu. Ancak 1960’tan 2016’ya kadar Amerika’nın küresel AR-GE’deki payı %28’e, federal hükümetin toplam ABD AR-GE payı ise %65’ten %24’e indi. İş dünyasının payı ise iki mislinden fazla artarak %33’ten %67’e ulaştı. Bu küresel, ulusal ve federal trendlerden dolayı federal savunma AR-GE harcamalarının toplam küresel ARGE harcamalarındaki payı 2016 yılında %3.7’ye indi.”

Teknoloji devleri yeni teknolojileri süratle ölçeklendirebilecek kaynak ve diğer gerekli unsurlara sahiptir. Teknoloji devleri belki bir ortak girişim veya İttifak çapında bir kamu-özel ortaklığı vasıtasıyla başarılı start-up’larla ortaklık kurabilirler, onlara sahip olmadıkları scale-up’ların ölçekleme becerilerini (örneğin, uyum, yasal destek, seri üretim, fikri mülkiyetin korunması) sağlayabilirler. Ve bunu bu genç şirketleri satın almadan yapabilirler.

Şüpheci kesim bunun teknoloji devlerine bu küçük şirketlerle birleşme veya onları satın alma gibi büyük fırsatlar sağlayıp tekelleşme riski yaratacağını söyleyebilirler. Haklı da olabilirler ve tüm taraflar için de teşvikler bulunması gerekebilir. Ancak liberal demokratik değerler üzerine inşa edilen bu teknolojiyi benimseme yarışını kazanmak istiyorsak elimizdeki her avantajı kullanmamız gerekir.

Bu teknolojileri etkili biçimde kullanmak, benimsemek ve ölçeklendirmek için istenen hızla değil, işin gerektirdiği hızla çalışmamız gerektiği fikrini unutmamamız gerekir. Bu da teknolojiyi finanse etmek için yeni yollar, büyük ve küçük teknoloji firmalarıyla etkileşim, İttifaka gerekli donanımı sağlamaktan sorumlu olanlara risk alma ve teşvik yetkisi veren daha hızlı tedarik modelleri demektir. Böyle bir kültürel değişim kolay olmayacaktır — ama inovasyon zaten nadiren kolay olabilir.

2030 yılındaki NATO’ya bakarken, Eisenhower’ın gerek güvenlik gerek bunun maliyetini kaldırabilecek gücü kazanma konusundaki sözlerini dikkate almalı ve askerî gücün ekonomik güç demek olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Ayrıca bizim karşılaştırmalı üstünlüğümüzü, yaratıcılığımızı ve sermayemizi arttıran, dirençli bir inovasyon havuzu, İttifakın ortak değerlerimiz üzerine inşa edilmiş teknolojik üstünlüğünü koruması açısından kritik önem taşıyacaktır.