Bugün Rusya Eylül 2018’de yapılan Vostok (“Doğu”) tatbikatında sergilediği güce eşit sayıda asker ve teçhizatı batı sınırına yığsa, acaba NATO bu düzeyde bir güçle başa çıkabilir mi? NATO bu güç gösterisiyle eşdeğer güç ve seferberlik yeteneğine sahip midir? Müttefikler bu ölçekteki bir askerȋ konuşlandırmanın gerektirdiği altyapı desteğini sağlayabilirler mi? İttifak, Rusya’nın hibrid taktikler uygulaması olasılığına karşı yeterli bir mukabele yeteneğine sahip midir?

Hazırlıklı olma konusu 2014 yılından beri NATO’nun gündemindedir. Ancak İttifak’ın yetmiş yıllık geçmişine bakıldığında hazırlıklı olma, başarılı bir caydırıcılık ve sağladığı güvence gibi konularla ilgili mevcut sorunların hiçbirinin yeni olmadığı görülmektedir.

 Rusya’nın üst düzeyli askeri liderlerine göre Soğuk Savaş’tan bu yana benzeri görülmemiş ölçekte bir tatbikat olan VOSTOK 2018’e yaklaşık 300,000 askerin yanısıra 1,000 sabit kanatlı uçak ve helikopter, 80 gemi ve 36,000 tank, zırhlı ve diğer araçlar katıldı.© Modern Diplomacy

Rusya’nın üst düzeyli askeri liderlerine göre Soğuk Savaş’tan bu yana benzeri görülmemiş ölçekte bir tatbikat olan VOSTOK 2018’e yaklaşık 300,000 askerin yanısıra 1,000 sabit kanatlı uçak ve helikopter, 80 gemi ve 36,000 tank, zırhlı ve diğer araçlar katıldı.
© Modern Diplomacy

Eskisi gibi

NATO’nun 40 yıldır kuruluş amacına başarıyla hizmet ettiği söyleniyor. NATO’nun tek bir stratejik amacı vardı: Sovyetler Birliği’ni Batı Avrupa’yı istila etme düşüncesinden caydırmak. Müttefiklerin ulusal güvenlikleri karşısındaki bu tehdit ve bu tehdide mukabele edebilecek kuvvetler gerektiği konusunda şüpheleri yoktu. Moskova İttifak’ın inanılırlığına ancak bu şekilde ikna olabilirdi.

Ancak hafızamız bizi yanıltıyor olabilir mi? Genel kanının aksine, NATO’nun tek bir amaç için kurulmadığını hatırlamak önemlidir. Nitekim, İttifak’ın kuruluşu Sovyetlerin yayılmacılığını caydırmak, Avrupa’da askerȋ milliyetçiliğin yeniden canlanmasını önlemek ve Avrupa’nın siyasȋ entegrasyonunu teşvik etmek gibi üç amaca hizmet edecek kapsamlı bir çabanın bir bölümünü oluşturuyordu.

İkinci Dünya Savaşından sonraki yıllarda Batı Avrupa ülkeleri siyasȋ ve ekonomik bir ikilem ile karşı karşıyaydılar. Hükümetler değişmişti ve askerȋ harcamalar yapmak konusunda oldukça isteksizdiler – nitekim ABD’nin Avrupalı müttefiklerine olan taahhüdünden doğan borçların ödenmesi yönünde Atlantik’in diğer yakasından gelen talebin baskısı altındaydılar. Aslında bu, Barışın Bir Numaralı Hissesiydi ve Avrupa’daki Müttefik askerlerin sayısı Mayıs 1945’te 4.5 milyon iken 1946 yılının sonunda bu sayı bir milyonun altına düşmüştü.

İttifak’ın kuruluşu o kadar büyük bir güvence sağladı ki üye devletler kısa zamanda askerȋ kuvvetlerde daha fazla kesintiye gidilmesini teşvik etmeye başladılar. Onlara göre NATO’nun sağladığı güçlü siyasȋ caydırıcılık sayesinde artık kuvvetli bir askerȋ varlığa gerek yoktu. Bu da Barışın İki Numaralı Hissesiydi. Moskova’nın kuvvetlerin Kore yarımadasında konuşlandırılmış olmasından yararlanarak Batı Avrupa’ya saldırabileceğinden korkulduğu için Kore Savaşı bu düşünce şeklini bir dereceye kadar değiştirmiştir. Bunun sonucunda 1952 Lizbon toplantısında NATO kuvvetleri ile ilgili iddialı hedefler belirlendi, ama bu hedeflerin gerçekleşemeyeceği kısa sürede anlaşıldı.

Sovyetlerin 1949’da nükleer silahı ateşlemesi ve nükleer silahlarını arttırması üzerine konvansiyonel silahları arttırmanın neden gereksiz olduğunu göstermek amacıyla NATO’nun “Topyekûn Mukabele” politikasından söz edilmeye başlanması da ilginçtir. Müttefikler doğacak masrafları karşılamaya hazır değillerdi, ve üçüncü yılına girmeye hazırlanan İttifak, iddialı siyasȋ hedefler ile cepheye asker yığmanın aynı şey olmadığını öğrenmeye başlamıştı.

NATO 1950’li yıllar boyunca savunma harcamalarını arttırmadan silahlı kuvvetlerini daha etkili hale getirmeyi amaçlayan “Yeni Bakış” politikasını sürdürdü. Tabii bu, bütünüyle Amerika Birleşik Devletleri’nin nükleer yeteneklerine bel bağlamak demekti ve İngiltere ve Fransa dışında Avrupalı Müttefikler ‘Transatlantik Şemsiye’ güvencesi altında yaşamaktan fazlasıyla memnundular.

NATO, 1960’lar boyunca detant politikasına Varşova Paktı üyesi ülkelerle diyaloğu güçlendirmek için kullanacağı siyasȋ bir araç gibi sarıldı. Küba füze krizi ve Vietnam konusundaki gerginliklere rağmen, Moskova ile temkinli bir diyalog geliştirildi. “Topyekûn Mukabele” zaman içinde güçlü konvansiyonel silahlara daha fazla odaklanan bir “Esnek Mukabele”ye dönüştü.

 Hesse-Thuringian sınırı ile Frankfurt am Main arasındaki Fulda Geçidi’nde ilerleyen 3. Zırhlı Tümene ait bir ana muharebe tankı (M60A3). Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyelerinin tankları Rhine Nehri’nden geçerek sürpriz bir saldırı yapmak amacıyla iki alçak düzlük koridoru olan bu geçidi kullanmış olabilir – 1985. © US Army

Hesse-Thuringian sınırı ile Frankfurt am Main arasındaki Fulda Geçidi’nde ilerleyen 3. Zırhlı Tümene ait bir ana muharebe tankı (M60A3). Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyelerinin tankları Rhine Nehri’nden geçerek sürpriz bir saldırı yapmak amacıyla iki alçak düzlük koridoru olan bu geçidi kullanmış olabilir – 1985. © US Army

Dolayısıyla, 1980’lerin ortalarında 16 üye ülke, beş milyondan fazla personeli olan bir askerȋ güce sahip olduklarını söyleyebilirlerdi. Soğuk Savaş’ın doruğundayken, Avrupa topraklarında NATO’ya bağlı üç milyondan biraz az personel ve 100 tümenden oluşan bir kuvvet bulunuyordu. Bunun yanı sıra 30 tümen ve 1.7 milyon personel de yüksek hazırlık durumunda beklemedeydi. Avrupa kıtasında 400,000’den fazla Amerikalı personel üslenmişti.1 NATO hazırdı, ama sadece tek bir senaryoya karşı.

Kavramsal olarak bakarsak

Uluslararası büyük örgütler genelde değişikliğe karşıdırlar. Ancak, Kasım 1991’de Varşova Paktı’nın dağılmasından 6 ay sonra NATO yeni Stratejik Kavramını ilk kez halkın bilgisine sundu. Bu yeni Stratejik Kavram yeni bir tarz getirdi; sonuç bölümünün ilk cümleleri özellikle önemlidir:
”Bu Stratejik Kavram, İttifak’ın savunmaya yönelik yapısını ve üyelerin güvenliklerini, egemenliklerini, ve toprak bütünlüklerini korumaya olan kararlılıklarını tekrar teyit eder. İttifak’ın güvenlik politikasının temelinde barışı korumak amacıyla birbirini karşılıklı olarak güçlendiren diyalog, işbirliği, ve etkili bir toplu savunma yatmaktadır. İttifak yeni fırsatları verimli şekilde kullanarak, savunmanın gerekleriyle tutarlı şekilde ve mümkün olan en düşük düzeydeki kuvvetlerle güvenliği sağlayacaktır. İttifak, böylece, kalıcı bir barış ortamının geliştirilmesine önemli bir katkıda bulunmaktadır.”

Bu sözler, NATO’nun Avrupa’daki askeri varlığının önemli ölçüde azalmakta olduğu yönünde (en iyi bilinen Barış Hissesi) son derece açık bir mesajdı ve İttifak’ın eski düşmanlarıyla yakın ilişkiler kurma niyetine işaret ediyordu.

 Mart 1991’de Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra, 16 NATO Müttefiki ülkenin ve dokuz Orta ve Doğu Avrupa ülkesinin dışişleri bakanları ve temsilcileri aynı yılın Aralık ayında Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi’nin açılış toplantısında bir araya geldiler. Aynı gün Moskova’da yaşanan gelişmeler Sovyetler Birliği’nin tamamen dağıldığını gösteriyordu. © NATO

Mart 1991’de Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra, 16 NATO Müttefiki ülkenin ve dokuz Orta ve Doğu Avrupa ülkesinin dışişleri bakanları ve temsilcileri aynı yılın Aralık ayında Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi’nin açılış toplantısında bir araya geldiler. Aynı gün Moskova’da yaşanan gelişmeler Sovyetler Birliği’nin tamamen dağıldığını gösteriyordu. © NATO

NATO’nun bir sonraki yeni Stratejik Kavramı 1999’da, İttifak’ın 50. yıldönümünü kutladığı yılda yayımlandı. Stratejik Kavram, Müttefikleri Avrupa-Atlantik sahasının ortak savunma, barış ve istikrarı konusunda taahhütte bulunmaya zorluyordu. Daha da önemlisi, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden beri terörizm, etnik çatışmalar, insan hakları ihlalleri, siyasȋ istikrarsızlık, ekonomik zayıflık, nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar ve bunları atma vasıtalarının yayılması gibi ortaya çıkan yeni riskleri belirliyordu. Bu Stratejik Kavram, toplu savunmadan barışa destek ve diğer kriz mukabele operasyonlarına kadar, İttifak’ın tüm misyonlarının gerektirdiği askerî yeteneklerin sürekli olarak geliştirilmesini gerektiriyordu. Bir başka deyişle, NATO üyelerinden daha geniş bir coğrafi alanda askerȋ açıdan daha etkili olmalarını istiyordu.

NATO’nun 2010 yılında yayımlanmış olan mevcut Stratejik Kavramı, Müttefiklerin üyelerini modern tehditlere karşı savunabilecek evrimleşen bir İttifak ile ilgili vizyonunu sergilemektedir. Müttefikleri ortaya çıkmakta olan tehditlerle mücadele edebilecek temel yeteneklere yatırım yapmaya teşvik eden bu Kavram, NATO’yu daha çevik, yetenekli ve etkili olmaya zorlamaktadır. Ayrıca, NATO’nun gerek duyulduğu anda kriz yönetimi operasyonlarında daha aktif rol üstlenmeye hazır olmasına duyulan ihtiyacın altını çizmektedir.

Bugünkü Stratejik Kavram, üye devletler açısından ciddi bir taahhüt ve yatırım gerektiren iddialı bir küresel bakış açısı sergilemektedir. Ancak aynı zamanda, masrafların kısıldığı bir dönemde kabul edilmiştir; NATO’nun maliyet-etkin durumda kalmasının ve dâhilî reformun sürekliliğinin İttifak’ın gelecekteki çalışma yönteminin temel unsuru haline getirilmesinin önemine de işaret etmektedir.

NMK - Gerçekten pratik mi?
Soğuk Savaş sırasında NATO, gerektiğinde nerede savaşacağını bilme lüksüne sahipti. Kuvvetleri savaşacakları sahalarda tutmak ve orada eğitmek mantıklıydı. Avrupa’da 3 milyondan fazla asker konuşlanmıştı ama bu sayının yarıdan fazlası yüksek hazırlık düzeyindeydi ve potansiyel operasyonların yer alacağı muharebe alanından uzakta bekletiliyordu.

Gerektiği takdirde yerel kuvvetlerin hızla ve somut şekilde takviye edilmesi zorunluluğu 1960’larda ve 70’lerde Avrupa’da bulunan ABD kuvvetlerinin azaltılması kararının sonuçlarından biriydi. Giderek eski bir anıya dönüşen “REFORGER” (Kuvvetlerin Almanya’ya Geri Dönüşü) teriminin askerȋ tarihte bugün olduğundan daha önemli bir yeri olmalıdır. 1988’de Avrupa’da on gün içinde 125,000 personel konuşlandırılmıştı. Ama REFORGER’ı bu kadar etkileyici kılan sadece askerȋ kuvvetlerin süratle tepki verebilme yeteneği değildir. Bu ölçekte bir konuşlandırma sivil stratejik nakliye unsurlarının intikali ve Avrupa topraklarına vardıklarında bu kuvvetleri karşılayacak ve yeniden konuşlandıracak altyapıyı da gerektirir. Sadece askerî açıdan hazırlıklı olmak değil, sivil açıdan hazırlıklı olmak da eşit derecede önemlidir.

 ABD’nin gerektiği takdirde yerel kuvvetleri hızla ve somut şekilde takviye etme taahhüdünün bir sonucu olarak “REFORGER” (Kuvvetlerin Almanya’ya Geri Dönüşü) kapsamında 1988’de Avrupa’da on gün içinde 125,000 personel konuşlandırılmıştı. © NATO

ABD’nin gerektiği takdirde yerel kuvvetleri hızla ve somut şekilde takviye etme taahhüdünün bir sonucu olarak “REFORGER” (Kuvvetlerin Almanya’ya Geri Dönüşü) kapsamında 1988’de Avrupa’da on gün içinde 125,000 personel konuşlandırılmıştı. © NATO

Buna ilaveten, Müttefikler NATO’nun kanatlarının zayıf nokta olduğunun bilincindeydiler. 1960 yılında çokuluslu bir acil mukabele kuvveti olan Avrupa Müttefik Komutanlığı Çevik Gücü kuruldu. Avrupa Müttefik Komutanlığı’nın tehdit altında olan herhangi bir noktasına çok kısa bir uyarıyla yollanabilen bu gücün görevi, İttifak dayanışmasını ve İttifak’ın herhangi bir Müttefike karşı yapılacak her türlü saldırganlığa karşı koyma azmini ve yeteneğini göstermekti. Çevik Güç’ün en önemli özelliği bu amaç için tahsis edilmiş, belirli bir görevin gereklerine göre seçilmiş ve bu görev doğrultusunda eğitilmiş ulusal birliklerden meydana gelmiş olmasıydı. Çevik Güç, yeteneklerinin NATO’nun yeni farklı hazırlık düzeyindeki kuvvetler kavramına katılacağı düşünülerek 2002 yılında dağıtıldı.

Dolayısıyla, Kasım 2002’de yapılan Prag Zirvesi’nde İttifak liderleri ihtiyaç duyulan noktaya kısa sürede gidecek kara, deniz ve hava unsurlarından oluşacak, ileri teknolojiye sahip, esnek, konuşlandırılabilir, diğer kuvvetlerle birlikte çalışabilecek ve sürekliliği olan bir “ NATO Mukabele Kuvveti (NMK) kurulmasına karar verdiler.

Bu kolay bir süreç olmadı. Bu karar bazı Müttefiklerin NATO’nun geleneksel operasyon alanı dışında bir takım operasyonlara yoğun şekilde angaje oldukları bir zamanda alınmıştı. NMK kavramına göre ülkeler kendi kuvvetlerini altı aylık dönemler için bu kuvvete göndereceklerdi (bugün de böyledir). Ancak bu konu bazı sorunlar yaratmaktadır.

Bunların birincisi süreklilik sorunudur. Birlikler NATO Mukabele Kuvveti (NMK)görevlerine daimî olarak tahsis edilmemektedir; bu nedenle bu görev onların rutin ulusal eğitimlerinin odak noktası değildir.

İkincisi, “ileri teknoloji” içeren yeteneklere talep çok olmakla beraber, bu yeteneklerin çoğu kolaylıkla bulunamamaktadır. NMK yeteneklerine sahip kuvvetlerin planlanması çoğunlukla hayal kırıcı olmuştur. Katkıda bulunan ülkeler zaman zaman gerekli yeteneğin sadece yüzde 60’ını sağlamışlardır – kritik destek yetenekleri ise çoğu kez de edinilmesi en zor olan yetenekler olmuştur.

Üçüncü olarak, NMK’nin finansmanı geleneksel NATO politikaları uyarınca “her ülke kendi askerinin maliyetini karşılar” (“costs would lie where they fall”) şeklinde kabul edilmişti. NMK’nin 2005’teki Pakistan depremi sonrasında kurtarma çalışmalarını desteklemek üzere konuşlandırılması kabul edildiği zaman bu ilke denenmiş oldu. NMK’nin bu görevindeki öncü ülke adayı, maliyeti karşılamayı reddetmiş, bu konuda uzun siyasi tartışmalara yol açmıştı. Dolayısıyla, kavramın ilk operasyonel kullanımı “yüksek hazırlık düzeyi” testini geçememiş, ve finansman konusunda ciddî bir reform yapılması gerektiğine dikkat çekmişti.

NMK’yi güncel tutmak için birçok cesur denemeler yapılmıştır. 2014 Galler Zirvesi’nde Rusya’nın yarattığı güvenlik sorunlarına ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan kaynaklanan risklere adapte olmak ve bunlara mukabele edebilmek için yeteneklerin kuvvetlendirilmesi konusunda anlaşmaya varılması önemli bir adımdı. Bunu takiben NMK çatısı altında bir Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Gücü kurulması ve NMK’nin asker sayısının 40,000’e çıkarılmasına karar verildi.

 2014 Galler Zirvesi’nde Müttefiklerin hazırlık seviyelerini geliştirme yönünde alınan kararı takiben NATO’nun Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Gücü – hava, kara, deniz ve Özel Harekât güçlerinden oluşan hızla konuşlandırılabilir, çokuluslu kuvvet – kuruldu. ©EU Today

2014 Galler Zirvesi’nde Müttefiklerin hazırlık seviyelerini geliştirme yönünde alınan kararı takiben NATO’nun Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Gücü – hava, kara, deniz ve Özel Harekât güçlerinden oluşan hızla konuşlandırılabilir, çokuluslu kuvvet – kuruldu. ©EU Today

Ancak bu kararların başarıyla uygulanabilmesi, katkıda bulunan ülkelerin gereken kuvvetleri sağlamak konusundaki taahhütlerinin arkasında durmalarını gerektirir. Bugüne kadar bu düzeyde bir taahhüt hiç yapılmamıştır. Bu durum NATO’nun inanılırlığını sarsar ve saldırganlığı caydırma becerisinin sorgulanmasına yol açar.

Standartları korumak

Soğuk Savaş döneminde NATO’nun en kuvvetli özelliklerinden biri birlikte çalışabilme yeteneği idi: “İttifakın taktik, operasyonel ve stratejik hedeflerine ulaşabilmek amacıyla müttefiklerin tutarlı, etkili, ve verimli biçimde birlikte çalışabilme becerisi.

İttifak yıllardır doktrininin standart hale getirilmesine büyük önem vermişti; standardize edilmiş doktrin tüm müttefik ülkelerde komuta ve personel eğitiminin temel unsurlarından biri olacaktı. Taktikler, teknikler ve yöntemler de standardize edilmişti ve birlikler sık sık diğer ülkelerden gelen meslektaşları ile birlikte tatbikatlar yapıyorlardı. NATO tarafından görevlendirilen tüm birliklerde cephaneden yakıta ve iletişime kadar her şey birbiriyle uyumlu idi. Nitekim NATO’nun standardizasyonu o kadar başarılı idi ki, örneğin, uçakların havada yakıt ikmalinde kullanılan bağlantılar standart hale geldiği için Sovyet askerî makamları tarafından da benimsenmişti.

Ayrıca NATO’nun bir de gayet sıkı bir değerlendirme programı vardı. Belirlenen standartlara uyulduğunu garanti etmek için NATO’ya tahsis edilmeye hazır olduğu bildirilen birlikler genellikle önceden haber verilmeksizin çok sıkı kontrollere tabi tutulurlardı.

Ancak 1990’larda o güne kadar kullanılan bu sıkı standartlara yavaş yavaş uyulmamaya başlandı. Batı Balkanlar’da NATO önderliğinde yürütülen operasyonlar, belirli bir coğrafi bölgenin bir öncü ülkeye tahsis edilmesi ve bu alan dâhilinde fazla çokulusluluk olmaması esasına dayanıyordu. Aynı şekilde, o tarihlerde barışı koruma ve çatışma sonrasında barış destekleme çalışmalarında İttifak politikasını yansıtacak fazla NATO doktrini de yoktu; bu nedenle de ülkeler gerektiğinde kendi ulusal politika ve deneyimlerine başvuruyorlardı.

NATO’nun Afganistan’daki angajmanı başladığında bu durum hâlâ devam ediyordu. Müttefikler “Bölgesel Liderlik” kavramını benimsemişlerdi – bu kavram bir “Öncü Ülkenin” daha önce NATO operasyonlarıyla hiç ilişkisi olmamış ortaklar da dȃhil olmak üzere birbirinden çok farklı birçok ülkeyi bir araya getirmesi anlamına geliyordu. Afganistan harekât alanı daha başka zorluklar da getirmişti. Afganistan’da operasyon yürütebilmenin öyle zorlukları vardı ki birçok ülke acil operasyon önlemleri kapsamında uzmanlık gerektiren özel teçhizat edindi. Alınan bu teçhizat ülkelerin ihtiyaçlarını karşıladı, fakat daha sonra operasyon sahasının tümünde hem teçhizat hem de taktikler, teknikler ve yöntemler giderek standart olmaktan çıktı.

 Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü (ISAF) kapsamındaki Bölgesel Komutanlıkların “öncü ülkelerini” gösteren Afganistan haritası (7 Nisan 2009) ©NATO

Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü (ISAF) kapsamındaki Bölgesel Komutanlıkların “öncü ülkelerini” gösteren Afganistan haritası (7 Nisan 2009) ©NATO

Ayrıca, NATO önderliğindeki görev ve operasyonlar da giderek koalisyonun çalışmalarına paralel olarak yürütülmektedir. Bu durum karışıklığa yol açmakta ve gerek karargâh düzeyinde gerekse sahada personel (ve hatta operasyon sahası komutanları bile) ulusal politika mı yoksa NATO politikası doğrultusunda mı çalıştıklarından emin olamamaktalar.

2010 Lizbon Zirvesi’nde Müttefik liderler “bizi birbirimize bağlayan ortak yetenekleri, standartları, yapıları ve finansmanı koruyacağız ve güçlendireceğiz,” şeklinde konuştular. NATO’nun bu taahhüde bağlı kalıp kalmadığı tartışılabilir.

Taahhüt eksikliği

Hazırlıklı olma kavramı kolayca tanımlanamaz. NATO kuvvetlerinin
hazırlıklı olma durumlarını değerlendirmek için hem operasyonel hem de örgütsel veya stratejik perspektifleri göz önünde bulunduran geniş kapsamlı bir bakış açısı olması gerekir. Birlik düzeyinde hazırlıklı olmak teçhizat, personel, eğitim ve birlikte çalışabilme meselesidir. Örgüt düzeyinde ise hazırlıklı olmak “askerî kuvvetlerin savaşabilme ve kendilerine verilen görevlerin gereklerini yerine getirebilme yeteneği2” olarak tanımlanabilir.

Hazırlıklı olmak tek bir basit soruyla özetlenebilir: bir sonraki savaşı kazanmaya hazır mıyız? Ancak bu soruya cevaplayabilmek için dört şeyi bilmek gerekir: ne, ne zaman, nerede, ve nasıl.

Soğuk Savaş döneminde bu görev nispeten daha kolaydı. Askerî yeteneklerimizin ne zaman gerekli olacağını bilmeyebilirdik, ama ne yapmaları gerekeceği, ve bunu nerede ve nasıl yapacakları konusunda bir fikrimiz vardı. Bilemediğimiz “ne zaman” sorusu ise gerekli kuvvetleri Batı Avrupa’da yüksek hazırlık düzeyinde bulundurmak ve bu yerleşik birlikleri eşit derecede “hazır olan kuvvetlerle hızla takviye edebilecek konumda olmakla kolayca çözülebiliyordu.

Ancak bugün modern dünyanın belirsizliği (ulusal bütçeler üzerindeki baskılar bir yana) ve bazı NATO üyesi devletlerin topraklarına karşı açık ve acil bir tehdit bulunmaması, bu ülkelerin gerekli taahhütte bulunmalarını zorlaştırmaktadır. Eğer Müttefikler savunma kuvvetlerini gerektiği gibi finanse etmeyi taahhüt edemezlerse, bu kuvvetleri hazırlamak ve NATO’nun komuta ve kontrolüne tahsis etmek için gereken adımları atmaları pek mümkün olmaz.

İşte bu nedenledir ki Beyaz Saray’ın bugünkü sakini ve selefi diğer Müttefiklerin hiçbir taahhütte bulunmamalarından yüksek sesle yakınmışlar, mevkidaşları devlet ve hükümet başkanlarını taahhüt düzeylerini arttırmaya ikna edebilecek hedefler belirlemeye çalışmışlardır. Bununla beraber, bir noktayı çok iyi anlamamız gerekir: ABD, kendi ulusal öncelikleri açısından bir çıkarı yoksa savunma bütçesinden tek bir kuruş bile harcamayacaktır.

Tekrar ifade edelim ki bu yeni bir konu değildir. 1954’te ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles şöyle uyarmıştı: “Eğer Avrupa Savunma Toplumu etkili olamazsa […], Kıta Avrupa’sının güvenli bir yer haline getirilip getirilemeyeceği konusunda gerçekten ciddi şüpheler doğar. Bu da ABD politikasının can acıtıcı biçimde yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılar.3

Müttefik liderlerin daha yakın tarihte yapılan Galler Zirvesi’nde savunma harcamaları konusunda vardıkları anlaşma daha iyi bilinir: Müttefikler “on yıl içinde GSYİH’larının %2’si hedefine ulaşmayı amaçlayacaklardır.” Bu klasik bildiri dilidir. Müttefiklere hayli ‘esneklik’ tanımakta ve çoğu politikacının dikkat süresinin çok ötesine geçmektedir.

Daha da önemli olan, fakat nadiren değinilen ise, bildirinin devamında kullanılan şu ifade şeklidir: “…NATO’nun Yetenek Hedeflerini karşılamak ve yetenek eksiklerini tamamlamak amacıyla”. Bildiri bugünkü ve hatta daha sonraki hükümetlerin görev süreleri içinde kalan hedefler belirlemediği için, tam anlamıyla sorumluluğu başkasına atmaktadır.

Hazırlıklı olma durumunun hızlandırılması

Galler Zirvesi’nde biz aynı zamanda bir Hazırlık Eylem Planı’nın başlatılmasına da şahit olduk. Zirve Bildirisi’nde şöyle denmektedir:

İttifakımızın yeni güvenlik sorunlarına karşı hızla ve kesin biçimde tepki verebilmesi için bugün NATO Hazırlık Eylem Planı’nı onayladık. Bu Plan, NATO sınırları içinde ve ötesindeki güvenlik ortamında Müttefikler açısından endişe oluşturan değişikliklere tepki verebilmesi amacıyla mantıklı ve geniş kapsamlı bir gerekli önlemler paketi sunmaktadır. Plan Rusya’nın yarattığı sorunlar ve bunların stratejik sonuçlarına karşılık verir. Ayrıca güneydeki komşularımızdan, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan kaynaklanan risk ve tehditlere de karşılık verir. Plan NATO’nun toplu savunma yeteneğini güçlendirir. Ayrıca kriz yönetimi becerimizi kuvvetlendirir. NATO’nun gerek bugünkü gerekse gelecekte ortaya çıkacak sorunlarla (nereden kaynaklanırlarsa kaynaklansınlar) başa çıkabilecek güçlü, hazırlıklı, sağlam ve tepki verebilen bir İttifak olarak kalmasını sağlar.

Bu çok cesur bir dildir. Ve Müttefiklerden gayet güçlü bir taahhüt bekler.

Balkanlar, Orta Asya ve Orta Doğu’daki olaylar artık NATO’nun çıkarlarının geleneksel Avrupa-Atlantik bölgesi ile sınırlı kalamayacağını göstermiştir. Ancak Rusya’nın Kırım yarımadasını işgali ve doğu Ukrayna’da süregelen eylemlerinin yanı sıra NATO sınırları yakınındaki kışkırtıcı askerî faaliyetleri, caydırıcılık ve savunmanın hȃlȃ eskisi kadar önemli olduğunun kanıtıdır. Dolayısıyla, bugün savunma bütçelerinin küçüldüğü ve siyasi önceliklerin değiştiği bir dünyada bizzat NATO kuruluş nedeni olan görevleri ve çok daha fazlasını yerine getirmeyi taahhüt etmiştir.

NATO’nun gücü daima stratejik olacaktır. Fakat inanılır olması için son çare olarak topraklarını topluca savunma yeteneği ve iradesine sahip olması şarttır. Bunun için de üyesi olan ülkeler gerekli kararlılığı göstermelidirler.

Bu taahhüdün gerçekleşmesi çok yavaş olmuşsa da İttifak’ın tüm zorunluluklarını yerine getirebilmesi için hazırlık düzeyinin kuvvetlendirilmesi yönünde adımlar atılmaktadır ve tutarlılık konusunda gözle görülür bir iyileşme olmaktadır.

 Bir İngiliz Ordusu konvoyu NATO’nun Trident Juncture 2018 tatbikatı sırasında Hollanda’nın Hook of Holland kasabası ile Norveç arasındaki 2000 kilometrelik yolculuğu sırasında Danimarka ile İsveç’i birbirine bağlayan Øresund Köprüsünden geçiyor. Müttefik kuvvetlerinin Avrupa’ya ve Avrupa içinde hızla intikal ve idame edilebildiklerini göstermek tatbikatın önemli bir parçasıydı. ©NATO

Bir İngiliz Ordusu konvoyu NATO’nun Trident Juncture 2018 tatbikatı sırasında Hollanda’nın Hook of Holland kasabası ile Norveç arasındaki 2000 kilometrelik yolculuğu sırasında Danimarka ile İsveç’i birbirine bağlayan Øresund Köprüsünden geçiyor. Müttefik kuvvetlerinin Avrupa’ya ve Avrupa içinde hızla intikal ve idame edilebildiklerini göstermek tatbikatın önemli bir parçasıydı. ©NATO

Askerî intikal artık Avrupa Birliği ile işbirliğinin temel odak noktası olmuştur. Müttefik kuvvetlerinin Avrupa’ya ve Avrupa içinde intikalleri ve idameleri ulusal ve uluslararası düzeyde pek çok paydaş içeren stratejik bir sorundur.

NATO savunma bakanları 2018’de NATO Brüksel Zirvesi’nde ABD’nin hazırlıklı olma konusundaki yeni girişimini onayladılar. “Dört 30’lar” olarak bilinen bu girişim, “kısa sürede savaşmaya hazır olabilecek ve [….] Avrupa çapında hızla konuşlandırılabilecek kuvvetler sağlamak için bir “hazırlık kültürü” oluşturmayı hedefliyor. Amaç 2020’ye kadar NATO’nun 30 gün içinde kullanılmaya hazır olacak 30 mekanize tabur, 30 kinetik hava filosu ve 30 deniz muharebe gemisine sahip olmasını sağlamaktır.

Galler Zirvesi’nde kabul edilen savunma harcamaları ve yetenek hedefleri konusundaki anlaşılması güç amaçların aksine, bu yeni hedefler bugünkü pek çok NATO ülkesi hükümetinin görev süreleri dâhilinde bir takvime sahiptir – ve bu nedenle bir dereceye kadar hesap verme sorumluluğu getirmektedir; bunlar ölçülebilir hedeflerdir.

Ama daha yapılacak çok iş vardır. Savunma Planlama Süreci’nin çok daha etkili olması ve Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı’nın kendisinden istenen görevleri yerine getirebilmesi için gereken kuvvet ve kaynaklara sahip olması konusunda somut teminatlar verebilmesi gerekir. Bu şekilde, NATO kuvvet planlama sürecini yönlendirerek son yıllarda sıklıkla gördüğümüz politik didişmelerle vakit kaybetmeden gereken kuvvetleri hızla sağlayabilmesini kolaylaştırır.


İttifak’ın üye ülkeler ve ortaklarla arasındaki ilişkileri genişletmesi ve istikrarı başarıyla sınırlarının ötesine yayabilmek için gereken ilişkileri kurmasını kolaylaştıracak bir ‘hükümetin tümü’ stratejisi geliştirmesi gerekir.

Son bir kez daha NATO’nun başlangıcına dönelim. Aşağıdaki sözler 1951’de yazılmıştı. O tarihte bu sözler Yedek Kuvvetlere hitap ediyordu ama NATO’nun bugünkü ve gelecekteki yüksek hazırlık seviyesindeki kuvvetleri için de aynı şekilde geçerli olabilir:

Yedek kuvvetlere her yıl bir bilgi tazeleme eğitimi verilmelidir. Bu bağlamda bir askerin bu bilgi tazeleme eğitimini seferber olacağı birlikle beraber alması önemlidir. Bundan da anlaşıldığı gibi, tüm yedek formasyon ve birlikler barış içinde var olmalı, ve seferberlik üzerine oluşturulacak olan yedek formasyon ve birliklerin sayısı minimuma indirilmelidir; yedeklerle ilgili her sistem gibi, seferberlik üzerine oluşturulmuş birliklerden oluşan kuvvetler Avrupa savunma gereklerini karşılama konusunda tamamen yetersizdirler.

Bu hedefler doğrultusundaki sancılı ilerleme NATO’nun ne şekilde olursa olsun herhangi bir tehdide etkin biçimde tepki vermeye hazır olmasını garanti eder.

1 “U.S. Military Presence in Europe (1945-2016)”, U.S. EUCOM Communication and Engagement Directorate, 26 May 2016

2 “Defining readiness: Background and issues for Congress,” Congressional Research Service, 14 June 2017

3 “The ‘Agonizing Reappraisal’: Eisenhower, Dulles, and the European Defense Community”, Brian R. Duchin, 1992