Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması elli yaşında: bir orta yaş krizi

29/06/2018

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) 1 Temmuz 1968’de imzaya açıldı. O günden beri Antlaşma, nükleer enerjiden barışçıl amaçlarla yararlanmayı kolaylaştırmak için bu silahların yayılmasını önlemeye ve nihayetinde ortadan kaldırılmasını sağlamaya yönelik uluslararası çabaların temel taşını oluşturur. 190 ülke tarafından imzalanan Antlaşma küresel katılıma ulaşmak üzeredir. Antlaşma, ilk 25 yıldan sonra, 1995 yılında, belirsiz bir tarihe uzatılmıştır. NPT halen eşsiz olma niteliğini korumaktadır zira nükleer silah sahibi olan ve olmayan devletler arasında bilinen başka bir uluslararası anlaşma bulunmamaktadır.

1 Temmuz 1968’de imzaya açılan ve 190 ülke tarafından imzalanan Antlaşma küresel katılıma ulaşmak üzeredir. © Britannica.com

Nükleer silah sahibi olmayan 185 ülke bu silahları edinmekten kaçınacaklarına dair söz vermişlerdir. Pazarlığın diğer tarafındaki nükleer silahlara sahip oldukları bilinen beş ülke – Çin, Fransa, Rusya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri – de bu ülkelerin nükleer silah edinmelerine yardımcı olmayacaklarına, ve nükleer silahsızlanma amacı doğrultusunda hareket edeceklerine dair söz vermişlerdir. Antlaşma, Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) gözetiminde ve bütün tarafların yararına olacak şekilde, nükleer teknolojinin barışçıl amaçlı uygulamaları konusunda işbirliği sağlar.

NPT her ne kadar nükleer silahların yayılmasını kontrol altına almışsa da, sicili pek de mükemmel değildir. Silahsızlanma konusundaki etkisi oldukça tartışmalıdır, ki bu da en son Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’na (TPNW) verilen geniş desteği açıklamaktadır. Nükleer silahsızlanmanın hızı konusunda Antlaşmaya taraf devletler arasında giderek büyüyen kutuplaşmadan dolayı elli yaşına gelen NPT bir orta yaş krizine girmiştir. Bu kriz sürecinde NPT’nin dayanıklılığının da bugüne kadar olmadığı şekilde sınanacağını düşünmek için nedenler bulunmaktadır.

Yayılmanın önlenmesine ilişkin sicil

NPT’nin nükleer silahların yayılmasını önlemede ne dereye kadar yardımcı olduğu konusunda akademisyenler arasında fikir birliği yoktur çünkü doğrudan veya dolaylı etkisini kanıtlamak zordur. Ancak Antlaşma’nın, kısmen de olsa, nükleer silahların yayılmasına karşı bir normun yerleşmesine yardımcı olduğu ve bu sayede nükleer silahlara sahip devletlerin sayısının 10’un altında kalmasında bir payı olduğu söylenebilir. Gayet zeki bir gözlemci olan Lewis Dunn’ın da belirttiği gibi Antlaşma, yayılma konusunda 1960’larda yaygın olan kötümserliği azaltmıştır. Antlaşma’ya katılan ülkelerin sayısındaki artış kaçak veya kontrolsüz yayılmanın kaçınılmaz olduğu algısının tersine dönmesine yardımcı olmuştur.

Birkaç ülke dışında çoğu ülkenin nükleer silah edinmekten kaçınıyor olmasının birçok nedeni vardır; NPT’nin ülkeleri bir seçim yapmaya zorlaması da, az da olsa, kararlarını netleştirmelerine yardım etmiş olabilir. Uzun süren siyasi ve bürokratik tartışmalardan ve çeşitli noktaların görüşülmesinden sonra Avustralya, Japonya, İsveç, İsviçre ve Batı Almanya gibi ülkeler Antlaşma’ya katılmanın kendi çıkarları açısından daha uygun olacağına karar vermişlerdir. ABD ile müttefik olan ülkelere gelince, ABD’nin diplomatik çabalarının ve verdiği nükleer teminatların bu ülkelerin Antlaşma’ya katılmalarında büyük ölçüde katkısı olmuştur. Hiçbir zaman nükleer silahlar edinmeyi düşünmemiş ülkeler için ise, nükleer teknolojinin barışçıl amaçlarla kullanımına yönelik teknik ve mali yardım onları Antlaşma’ya katılmaya teşvik eden en temel unsur olmuştur.

Sadece üç ülke daha başından itibaren Antlaşma’ya katılmamayı seçmiştir: 1974’te “barışçıl amaçlı” bir nükleer deneme yapan Hindistan; 1998’de Hindistan ile peş peşe nükleer denemeler yapan Pakistan; ve nükleer silahlara sahip olduğunu ne doğrulayan ne de inkar eden İsrail.

Daha önce nükleer silah yeteneğini edinmiş veya edinmeye çok yaklaşmış olup sonradan NPT’ye katılan ülkeler gibi olumlu örnekler de bulunmaktadır. Örneğin, Güney Afrika tek taraflı olarak nükleer silah teçhizatını sökmüş ve 1991’de NPT’ye katılmıştır. Arjantin ve Brezilya da nükleer silahlarla bağlantılı faaliyetlerini karşılıklı olarak durdurmaya karar verdikten sonra 1990’larda NPT’ye katılmışlardır. Belarus, Kazakistan ve Ukrayna 1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle kendilerine miras kalan nükleer silahlardan vazgeçerek NPT’ye katılmışlardır. Bu ülkelerin kararını her ne kadar NPT’den başka faktörler harekete geçirmişse de, Antlaşmaya taraf olmaları verdikleri kararı perçinlemiş ve geri dönülmesini daha zorlaştırmıştır.

Kuzey Kore kendisine uygulanan geniş çaplı uluslararası yaptırımlara ve itildiği siyasi yalnızlığa rağmen 2003 yılında Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nda çekilmiştir. Resim: nükleer bomba yapımında kullanılan yakıtı sağlayabilecek kapasitedeki plütonyum reaktörü. © Dailysabah.com

NPT’nin yayılmayı önleme sicili pek de mükemmel değildir zira birkaç ülke NPT Antlaşmasına katılmış olmalarına rağmen hile yaparak nükleer opsiyonlar arayışına girmişlerdir. Ama yine NPT’den dolayı bu adımları gizli atmak zorunda kalmışlar ve çabaları kısıtlanmıştır. Bazı hallerde bu durum onlara nükleer seçeneklerini tekrar gözden geçirmek için, veya bu konuda daha fazla ilerlemelerini engelleyen bir müdahale yapılması için zaman sağlamıştır.

Örneğin, Libya’nın 30 yıllık nükleer silah arayışı Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nin diplomatik çabaları ve ülkenin lideri Albay Muammer Kaddafi’nin fikrini değiştirmesi sayesinde 2003 yılında sona ermiştir. Irak’ın 20 yıllık arayışı 1991’deki Körfez Savaşı ile, Suriye’nin on yıllık arayışı ise 2007’de İsrail’in gizli Al Kibar nükleer reaktörüne saldırmasıyla sona ermiştir.

Hile yaparken yakalanan ve gizli programlarından vazgeçmeyi kabul etmeyen NPT ülkeleri Antlaşmaya uymamalarından ötürü bir bedel ödemişlerdir. 2003 yılında Antlaşma’dan çekildiğini açıklayan ve hemen arkasından nükleer silah yeteneği edinen Kuzey Kore, bunu kendisine uygulanan geniş çaplı uluslararası yaptırımlara ve siyasi yalnızlığa itilmiş olmasına rağmen yapmıştır. Gizli nükleer faaliyetleri nedeniyle İran’a uygulanan ambargo 2015 yılında kabul edilen Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (JCPOA) ve İran’ın Antlaşma kapsamında üstlendiği yükümlülükleri yerine getirme taahhüdünü yenilemesinden sonra hafifletilmiştir. NPT olmadan Kuzey Kore ve İran’ın eylemlerini önlemek, yavaşlatmak, kontrol altına almak, cezalandırmak ve geri döndürmek için yürütülen toplu çabaları gerçekleştirmek çok daha zor olurdu. Antlaşma, nükleer silahların yayılmasını önleme normuna ve bunu uygulamak için yürütülecek eylemlere yasallık kazandırmaktadır.

Antlaşma’da bazı boşluklar bulunmasına rağmen içerdiği güvenlik sistemi vasıtasıyla yasadışı yayılmayı tespit edebilmesi Antlaşma’nın teyidi ve uygulanmasını güçlendirecek çabaları başlatmıştır. 1991’de Saddam Hüseyin’in gizli programının ortaya çıkması sonucunda hazırlanan (1997) Ek Protokol vasıtasıyla Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) denetim yetkisinde iyileştirmeler yapıldı. Bu Protokol 130’dan fazla ülke tarafından onaylandı.

NPT Antlaşması’nın yayılmayı önleme konusundaki etkisi NPT’nin amaçlarını desteklemek amacıyla uluslararası girişimler ve anlaşmalar vasıtasıyla kat be kat artmıştır. Bu girişim ve anlaşmalara şunlar da dâhildir:

Nükleer Silahlardan Arındırılmış Bölgeler, Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Sözleşmesi, Zangger Komitesi, Nükleer Tedarikçiler Grubu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1540 sayılı kararı, Kitle İmha Silahlarının Yayılmasına Karşı Güvenlik İnisiyatifi , ve Nükleer Güvenlik Zirveleri. Hepsi bir araya geldiğinde bu çok taraflı çabalar hem nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini hem de bu konudaki antlaşmayı NPY) daha güçlendirir.

Silahsızlanmada kaydedilen ilerleme

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nın VI. Maddesi şöyle demektedir: “Antlaşma’ya taraf devletlerin her biri nükleer silah yarışının yakın bir tarihte durdurulması ve nükleer silahsızlanmaya ilişkin etkili önlemler ile sıkı ve etkili bir uluslararası denetim altında genel ve tam silahsızlanmaya ilişkin bir antlaşma akdi için görüşmeleri iyi niyetle yürütmeyi üstlenir.” Bu maddenin nasıl yorumlanacağı konusunda taraf devletler arasında farklılıklar vardır; ve nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya hâlâ uzak bir hayal gibidir. Nükleer silahlara sahip beş ülke arasında nükleer yeteneklerin sayı ve çeşitleri, bu yeteneklere bağlı roller ve indirimlere karşı alacakları tutumlar konusunda derin farklılıklar bulunmakla birlikte, hepsi de silahsızlanma sicillerini ve VI. Maddeye olan bağlılıklarını savunmaktadırlar.

Gizli nükleer faaliyetleri nedeniyle İran’a uygulanan ambargo 2015 yılında kabul edilen Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (JCPOA) ve İran’ın Antlaşma kapsamında üstlendiği yükümlülükleri yerine getirme taahhüdünü yenilemesinden sonra hafifletildi. Bu uygulamayı gözlemek amacıyla bir ortak komisyon kuruldu. Resim: Ortak komisyon Viyana, Avusturya’da bir toplantı sırasında, 7 Aralık 2015. © Reuters

Amerika Birleşik Devletleri toplam nükleer mühimmatın ulaştığı en yüksek seviyeden %88 daha az olduğunu savunmaktadır. Ulaşılabilen bilgilere göre 1967-2017 yılları arasında ABD mühimmatı 31,255 ten 3,822 savaş başlığınadüşmüştür. Rusya nükleer mühimmatını %85’in altına düşürdüğünü bildirmektedir. 2010 yılında imzalanan yeni START Antlaşması’nın limitleri çerçevesinde, nükleer silahlara sahip en büyük iki ülkenin konuşlandırdığı stratejik mühimmat 1950’lerden beri en düşük düzeyine inmiştir.

Birleşik Krallık kullanıma hazır savaş başlıklarının sayısını en fazla 120 olarak sınırladığını açıklamıştır. Fransa havada ve denizde üslenmiş nükleer caydırıcı kuvvetlerini üçte bir oranında azalttığını ve genel olarak nükleer mühimmatını 300 savaş başlığı ile sınırladığını belirtmiştir. Herhangi bir indirim yaptığını açıklamamış tek nükleer silah sahibi ülke olan Çin nükleer mühimmatının “ulusal güvenliğin gerektirdiği en düşük seviyede olduğu konusunda güvence vermektedir.

Nükleer silah sahibi devletler bunlar ve nükleer testleri gönüllü olarak ertelemek dahil, diğer eylemlerinin VI. Maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda bir ilerlemeye işaret ettiğini savunmaktadırlar.

Ancak, nükleer silahsızlanma yönünde ilerleme konusu hâlâ NPT içindeki en ciddi anlaşmazlık konusudur. Nükleer silah sahibi ülkeler bugüne kadar ne gibi ilerlemeler kaydettiklerinin altını çizerken, nükleer silah sahibi olmayan ülkelerin büyük çoğunluğu daha başka neler yapılması gerektiği konusunda odaklanmaktadırlar. Bu ülkeler nükleer silah sahibi ülkeleri çok yavaş ilerleme kaydetmekle, verdikleri sözü tutmamakla ve ABD ve Çin tarafından onaylanmamış olan Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması’nın (CTBT) beklentilerini karşılayamamakla suçlamaktadırlar. Nükleer silah sahibi ülkeler ve ABD’nin nükleer silah sahibi olmayan müttefikleri daha fazla ilerleme için silahsızlanma konusunda genel güvenlik ortamının dikkate alınması gerektiğini savunurken nükleer silah sahibi olmayan ülkelerin çoğunluğu nükleer silahsızlanmanın zamanının bugün olduğunu ve nükleer silahlara güvenen ülkelerin iddialarının ikna edici olmadığını söylemektedirler.

Bugünkü krizin getirdiği riskler

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nın tarihi, gerginlikler ve Antlaşma’nın geleceği ile ilgili kötümser düşüncelerle doludur. Yapılan dokuz gözden geçirme toplantısının dördü bir fikir birliğine varamadan sonuçlanmıştır. On yıllardır NPT gözlemcileri arasındaki yaygın kanı, yayılma konusundaki sorunlar ve silahsızlanma ile ilgili anlaşmazlıklar nedeniyle Antlaşma’nın kötü durumda olduğu ve tamamen unutulma ve sonunda yok olma riskinin yüksek olduğu yönündedir.

NPT tarafları arasındaki anlaşmazlıklar, 7 Temmuz 2017 tarihinde 122 NPT üyesinin nükleer silah sahibi olan beş devlete ait olanlar da dahil olmak üzere tüm nükleer silahların yasadışı olmasını savunan Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması (TPNW) lehinde oy kullanması ile yeni bir düzeye ulaşmıştır. Eylül 2017 tarihinde imzaya açılan TPNW, halen 59 ülke tarafindan imzalanmış, 10 ülke tarafından kabul edilmiş durumdadır. Savunucularına göre bu Antlaşma nükleer silahlar konusunda kanunen bağlayıcı bir yasak getirerek NPT’nin VI. maddesi çerçevesinde etkili bir önlem oluşturmaktadır. NATO müttefikleri ve TPNW’ye karşı olan diğer devletlere göre ise Antlaşma sadece etkisiz olmakla kalmayacak, aynı zamanda NPT’yi zayıflatacaktır.

Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması (TPNW), NPT’nin orta yaş krizinin bir belirtisi olarak yorumlanabilir – nükleer silah sahibi olmayan devletlerin silahsızlanma sürecinin çok yavaş ilerlemesindan kaynaklanan hayal kırıklıklarının bir ifadesi. Taraftarları için ise TPNW nükleer silahsızlanmaya yeni bir enerji ve gençlik sağlama çabasıdır. Sonunda NPT üyelerinin yeni bir uzlaşma formülü bulmaları ve yeni antlaşma konusunda fikir ayrılıkları olacağını kabul etmeleri mümkün olabilir. Ufuktaki sorunlar mutlaka ölümcül değildir, zira bazı taraf devletlerin silahsızlanma süreci ile ilgili hoşnutsuzlukları NPT’den çekilmelerini gerektirecek kadar kuvvetli görünmemektedir. En azından, tüm endişelere rağmen şu ana kadar bu seçimi yapmaya hazır bir devlet görülmemiştir. Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması’nın (TPNW) taraftarları ve karşıtları arasındaki ortak payda, her iki tarafın da NPT’yi güçlendirmeyi hedefliyor olmalarıdır.

Soğuk Savaş sona erdikten sonra, 27 Eylül 1991 günü Amerikan Başkanı George H. W. Bush ABD’nin konuşlanmış tüm Amerikan taktik nükleer kuvvetlerini geri çekeceğini açıklamıştı. 5 Ekim1991 tarihinde Sovyet Devlet Başkanı Mikhail Gorbaçov bu beyanata cevaben tüm nükleer topçu mühimmatı, nükleer taktik füze başlıkları ve nükleer kara mayınlarını yok etmeyi ve ayrıca konuşlandırılan tüm Sovyet taktik nükleer deniz silahlarını geri çekmeyi vadetti. Ancak Rusya’nın bu vaadini yerine getirip getirmediği konusunda hala bazı sorular olduğu gibi, Rusya’nın taktik nükleer füzelerinin bugünkü durumu konusunda da bir hayli belirsizlik bulunmaktadır. (source: Arms Control Association). © Ploughshares.org

Ancak TPNW, uzun süredir devam eden gerginliklerin değişen güvenlik ortamında yeni bir önem kazanmış olduğu bu dönemde NPT sürecini daha da kutuplaştırmaktadır. TPNW konusunda herhangi bir uzlaşmaya varmadan önce, NPT’nin esnekliği daha önce hiç olmadığı şekilde sınanacaktır, ki bunun geri dönüşü olmayan ve arzu edilmeyen sonuçları olabilir.

“Büyük güçler arasındaki rekabet” kavramının yeniden ortaya çıkması ile TPNW taraftarlarının silahsızlanma konusundaki taleplerini yönetmek giderek daha da zorlaşacaktır. Nükleer silah sahibi olmayan devletlerin arzularının aksine, nükleer silahların uluslararası politikadaki rolü azalmayıp bilakis artmaktadır.

Geçmişte stratejik nükleer indirimleri kabul etmeye istekli görünen Rusya, güvenlik ve dış politikalarında giderek nükleer silahlara daha fazla bel bağlamaktadır . Başkan Putin 1 Mart 2018 tarihinde yaptığı konuşmada çeşitli ekzotik nükleer yeteneklere yapılan yeni yatırımları açıklayarak bu iddiayı doğrulamıştır. Rusya’nın son yıllarda giderek nükleer silahları vurgular olması ABD’nin karşılık vermesine yol açmıştır. ABD’nin tamamlayıcı nükleer yeteneklere yaptığı yatırımlar Rusya’nın programları ile karşılaştırıldığında çok küçük kalmakta ve mühimmatın toplam sayısını arttırmamaktadır; ancak silahsızlanmayı savunanlar ikisini eşit görmekte ve tüm olanları nükleer silah sahibi devletlerin samimiyetsizliklerinin bir göstergesi olarak algılamaktadırlar. Çin’in nükleer silah alanındaki eylemleri şeffaf değildir; ancak ülkenin hem ABD ve Rusya’ya ayak uydurabilmek için, hem de Hindistan ile arasındaki stratejik rekabet nedeniyle nükleer mühimmatını güncellemekte olduğuna şüphe yoktur. Ancak ABD ve Müttefikler TPNW aktivistlerinin öfkelerinin temel hedefi olmaya devam etmektedirler.

Çin ve ABD’nin Kuzey Kore nükleer ve füze sorununu çözmeyi başaramamaları ve Müşterek Kapsamlı Eylem Planı’nın (JCPOA) çökmesi, NPT üyelerinin yayılma ile ilgili sorunlarla baş etmekte birlik olmayı sürdürmelerini çok daha zorlaştıracaktır. Eğer İran JCPOA ile kısıtlanan eylemlerine yeniden başlarsa, Orta Doğu’daki yayılmayı önleme tablosu daha da hassas hale gelecek, genellikle NPT’ye yöneltilen gerginliklere bir de Orta Doğu’da Kitle İmha Silahlarından Arındırılmış Bölge konusundaki tartışmalar eklenecektir.

NATO’nun çıkarları

Müttefikler ABD’nin nükleer silah sahibi ülkelerin sayısını azaltma hedefine ortak olarak ve Antlaşma görüşülürken ABD’nin Avrupa’daki nükleer silahlar konusunda NPT’den önceki nükleer paylaşım düzenlemelerinin tümüyle ele alınmasını garanti ederek NPT’nin orijinal metnine kendi damgalarını vurmuşlardır. Bu düzenlemelerin Avrupa’da güvenliğe ve yayılmanın önlenmesine katkısı olmuştur zira ABD’nin nükleer şemsiyesi altında müttefikler kendi silahlarını geliştirmek konusunda bir baskı hissetmemişlerdir.

Soğuk Savaş bittikten sonra Fransa, Birleşik Krallık ve ABD’de yapılan indirimleri takiben NATO da toprakları üzerindeki nükleer kuvvetlerin sayılarını ve çeşitlerini önemli ölçüde azaltmış, Rusya ve ABD’nin stratejik olmayan nükleer silahlarının karşılıklı olarak daha da azaltılması konusunda çalışmaya istekli olmuştur. NATO içinde herhangi bir nükleer fikir birliği, nükleer caydırıcılık ile silahsızlanma arasında denge üzerine kurulmuştur.

Bununla beraber İttifak’ın, NATO’nun nükleer caydırıcılık konusundaki ihtiyaçları ile giderek büyüyen silahsızlanma arzusu arasında uyum sağlayabilmesi giderek daha zorlaşacaktır. Rusya’nın yeniden nükleer konular üzerinde odaklanması ve gerek doğrudan gerekse dolaylı nükleer tehditleri, NATO Müttefikleri’nin etkili bir nükleer caydırıcılık oluşturmaları yönündeki talebi arttırmıştır. Güvenlik ortamındaki radikal değişiklikler karşısında İttifak yeni ihtiyaçları karşılayabilmek için yeni bir denge kurmak durumundadır.

Rusya’nın yeniden nükleer konular üzerinde odaklanması ve gerek doğrudan gerekse dolaylı nükleer tehditleri, NATO Müttefikleri’nin etkili bir nükleer caydırıcılık oluşturmaları yönündeki talebi arttırmıştır. Resimde: Kızıl Meydan’da yapılan Zafer Günü kutlamaları sırasında nükleer savaş başlıkları taşıyan Rus askeri araçları geçit resminde – Moskova, Rusya - 9 Mayıs 2018. © Reuters

Buna ilave olarak, NATO içindeki nükleer paylaşım düzenlemeleri ve ABD’nin müttefiklerine verdiği nükleer teminatlar TPNW’nin ana hedeflerinden biri haline gelmiştir. Nükleer yasakları savunanlar (International Campaign to Abolish Nuclear Weapons (ICAN) gibi) ABD’nin müttefiki olan ülkelerde kamuoyunu şekillendirmek üzerinde yoğunlaşmışlardır. TPNW savunucularının baskılarından dolayı, tüm NATO hükümetleri örgütün nükleer yeteneklerinin sürdürülmesinin güvenlik ve ahlakigerekçelerini savunmak zorundadırlar. Bu durum caydırıcılığa güvenen NATO Müttefikleri ile NPT çerçevesinde nükleer silahların yok edilmesini destekleyenleri karşı karşıya getirir.

NPT herkesin yararınadır ve ortadan kalkmasının global istikrar ve öngörülebilirlik açısından öncelikle NATO Müttefikleri için ciddi sonuçları olur. Bu patlamaya hazır güvenlik ortamında inanılır bir nükleer caydırıcılığın olmaması İttifak açısından yıkıcı sonuçlar doğurur.

Bu bağlamda, NATO Müttefikleri NPT’nin korunması ile silahsızlanma arzuları arasında bir uzlaştırma yolu bulacaklardır. NATO silahları kontrol stratejisinin amacı doğrultusunda, Rusya’nın Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF) Antlaşması gibi silahları kontrol yükümlülüklerine uymasını ve gelecekte Avrupa’daki stratejik olmayan nükleer mühimmatın sayı ve rollerinde yapılacak karşılıklı indirimleri kabul etmesini sağlamaya çalışmaya devam etmelidir – her ne kadar şu anda Rusya’nın sayıca Müttefiklerinkinden çok daha fazla olan stratejik olmayan nükleer silahları ile ilgili herhangi bir şeffaflık, kısıtlama veya indirim yapmayı kabul edeceğine dair hiçbir belirti olmamasına rağmen.

Aynı zamanda, Müttefikler Avrupa güvenlik düzenini koruyabilmek için İttifak’ın nükleer caydırıcılığını kamuoyu önünde açıkça savunmaya devam etmeli ve nükleer silahlar var olduğu sürece İttifak’ın inanılır nükleer caydırıcılığını koruyacağını ısrarla ifade etmelidirler.


Dr Jacek Durkalec Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nde (Center for Global Security Research - CGSR) Doktora Sonrası Araştırma Görevlisidir.

Bu çalışma ABD Enerji Bakanlığı’nın himayesinde, Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarında DE-AC52-07NA27344 sayılı anlaşma çerçevesinde yürütülmüştür. Yazarların bu yazıdaki görüş ve fikirleri ABD hükümetinin veya Lawrence Livermore National Security, LLC. LLNL-JRNL-752555’in görüş ve fikirlerini ifade etmez veya yansıtmaz.

NATO Dergisinde yayımlanan yazılar üye devletlerin veya NATO’nun resmi konumunu veya politikasını yansıtmaz.

Yazar hakkında

Dr Jacek Durkalec Lawrence Livermore Ulusal Laboratuarı Güvenlik Araştırmaları Merkezi’nde (Center for Global Security Research - CGSR) Doktora Sonrası Araştırma Görevlisidir.