NATO ana sayfa
NATO Dergisi Ana Sayfası
      Bu sayı:Sonbahar 2005 Önceki sayılar  |  Dil
NATO ana sayfa
 İçindekiler
 Önsöz
 Özetler
 Tartışma
 Söyleşi
 Tarih
 Özel
 Analiz
 İstatistik
 Yazarlar
 Bibliyografya
 Bağlantılar
 Bir Sonraki
 Sayı
NATO Dergisi Ana Sayfası Editör'le Sonbaharışma / Abonelik Basılabilir

Bu makaleyi bir arkadaşıma gönder

Tarih

Dönüşü Olmayan Karar


İlerleme raporu: Güney Avrupa Müttefik Kuvvetler
Komutanı Amiral Leighton W. Smith, NATO’nun ilk hava
kampanyası olan Operation Deliberate Force ile ilgili bilgi
veriyor (© AFSOUTH)

Ryan C. Hendrickson NATO’nun Bosna ve Hersek’teki ilk hava harekatı olan Deliberate Force Operasyonuna yol açan olaylar zincirini ve bunların önemini ele alıyor.

30 Ağustos 1995 sabahının erken saatlerinde NATO uçakları Sırpların işgali altındaki Bosna ve Hersek’te seçilmiş bazı hedeflere bir dizi hassas vuruş yaptılar. Bu saldırı ile NATO’nun ilk hava harekatı olan Deliberate Force Operasyonu başladı. İki buçuk hafta süren bu operasyon Bosnalı Sırpların iletişim sistemini darmadağın etti ve Soğuk Savaş’ın bitmesinden beri İttifak içinde NATO’nun rolü konusundaki görüşmelere hakim olan “alan dışı” tartışmalarına son verdi.

O tarihte son derece tartışmalı bir konu olmasına rağmen, aradan geçen on yılın sonunda Deliberate Force operasyonunun ve hava gücünün gayet akıllıca kullanılmış olmasının Bosna Savaşını önemli siyasi sonuçlarla ve Bosna ve Hersek adına gayet açık yararlarla sona erdirmekte ne kadar etkili olduğu daha açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca daha sonra Allied Force operasyonunun gölgesinde kalsa da, büyük olasılıkla Deliberate Force operasyonu’nun NATO’nun Soğuk Savaştan sonraki dönüşümüne herhangi bir başka olaydan çok daha fazla katkısı olmuştur.

Bosna ve Hersek daha sonra NATO açısından çok önemli olmuşsa da, o sırada İttifak’ın eski Yugoslavya’daki çarpışmaları durdurmak için yürütülmekte olan uluslararası çabalara katılması zaman almıştır. 1991’de şiddet olayları patlak verdiği zaman önce Avrupa Topluluğu ve sonra da Birleşmiş Milletler çatışmaya son vermek ve barış ve istikrarı sağlamak amacıyla yürütülen çalışmalarda başı çektiler. Tam o tarihte Amerika Birleşik Devletleri Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i Kuveyt’ten çıkarmak için BM’in onayladığı bir koalisyon gücünün önderliğini yapmıştı, ve Birleşmiş Milletler’in “yeni bir dünya düzeni” kurma potansiyeli konusunda büyük bir iyimserlik hüküm sürüyordu.

Bosna Savaşı hem Birleşmiş Milletler hem de çatışmayı sona erdirmek için yapılan görüşmelere katılan tüm uluslararası kuruluşlar açısından son derece aydınlatıcı bir deneyim oldu. BM Koruma Gücü (UNPROFOR) daha sonra 38,000’e çıkan asker sayısıyla ihtiyacı olanlara insani yardım götürmek ve sivillerin zarar görmeyeceği “güvenli bölgeler” sağlamakla görevlendirildi. Ancak UNPROFOR’un siyasi açıdan tarafsız kalması bekleniyordu ve daha henüz ortada bir anlaşma olmadığı için belirli bir kararı uygulamakla görevlendirilmemişti. O tarihte UNPROFOR’u oluşturan Birleşmiş Milletler’in mavi bereli askerlerinin durumu için kullanılan tanım “koruyacak barışı olmayan barışı korumacılar” idi.

UNPROFOR hedefine ulaşmak için mücadele ederken NATO da Soğuk Savaşın bitişine uyum sağlamaya çalışıyordu. NATO devlet ve hükümet başkanları 1991 yılında yapılan Roma Zirvesinde yeni bir Stratejik Kavram üzerinde anlaşmaya vardılar. Bu Stratejik Kavram İttifak’ın toplu savunmanın ötesine geçmesini ve barışı koruma, çatışma önleme ve kriz yönetimi faaliyetleri gibi yeni güvenlik misyonlarını üstlenmesini mümkün kılıyordu. Böylece 1994’te ve 1995 yılının ilk yarısında NATO çeşitli BM Güvenlik Konseyi kararlarının ihlal edilmesine tepki olarak Bosnalı Sırp hedeflerine karşı sınırlı ölçüde kuvvet kullandı. Aynı zamanda İttifak, Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı General George Joulwan’ın yönetiminde BM’in eski Yugoslavya’nın tümüne karşı uyguladığı silah ambargosunun ve Sırbistan ve Karadağ’a karşı koyduğu ekonomik yaptırımların denetimini yaptı.

NATO’nun Bosna ve Hersek’e yaptığı ilk saldırılar bölgedeki politik gerçekleri değiştiremedi ve birçok analistin İttifak’ın Soğuk Savaş’tan sonraki dönemin güvenlik ortamında ne gibi bir yararı olduğunu sorgulamasına yol açtı. NATO’nun arka bahçesi denilebilecek bir bölgede bu kadar büyük bir insanlık faciasının yaşanmış olmasından dolayı bu analistlerin birçoğu NATO’nun Balkanlar’daki rolünü endişe verici buluyorlardı. Hem NATO’yu destekleyenler hem de NATO karşıtları sık sık İttifak’ın “alan dışına çıkmazsa işsiz kalacağını” söyleyip duruyorlardı.

Uluslararası medya çatışmaları tüm ayrıntılarıyla yayınladığı için uluslararası toplumun yavaş ve yetersiz tepkisi karşısında duyulan memnuniyetsizlik arttı. UNPROFOR askerlerinin çoğunun üstün hizmet vermesine ve 167 askerin görev sırasında yaşamını yitirmesine rağmen, UNPROFOR’un çatışmanın dinamiklerini etkilemeyi başaramaması Bosnalı Sırpların BM misyonunu alay konusu yapmalarına fırsat verdi. Nitekim hem NATO Genel Sekreteri Willy Claes, hem de kendinden önceki Genel Sekreter Manfred Wörner Birleşmiş Milletler’in krizi sona erdirememesi ve NATO’nun daha büyük bir rol üstlenmesi gerektiği konusundaki fikirlerini hiç sakınmadan sık sık dile getirmeye başladılar. Buna rağmen Müttefikler 1994’te ve 1995’in ikinci yarısı boyunca daha sert bir yaklaşım konusunda gereken politik fikir birliğini sağlayamadılar, ve en uygun davranışın ne olacağı konusunda tartışmalarını sürdürdüler.

NATO’nun ataleti kısmen UNPROFOR’un kompozisyonundan kaynaklanıyordu. Kanada, Fransa ve Birleşik Krallık da dahil olmak üzere birçok Müttefik, UNPROFOR’da kendi barışı koruma görevlilerini konuşlandırmışlardı ve Bosnalı Sırplara karşı girişilecek daha sert bir yaklaşımın kendi askerlerine karşı geri tepki yaratacağından korkuyorlardı. Bu arada harekat alanında askeri bulunmayan Amerika Birleşik Devletleri “ambargoyu kaldır ve vur” politikasını kabul ettirmeye çalışıyordu—yani, tüm bölgeye uygulanan ve özellikle Bosnalı Müslümanları cezalandıran silah ambargosunun kaldırılması ve Bosna’daki Sırp hedeflerinin havadan vurulması.

ABD’nin değişiklik konusundaki diplomatik baskısı son derece temkinliydi. Ekim 1993’te 18 Amerikalı ordu mensubunun Mogadişu’da (Somali) pusuya düşürülerek öldürülmesi BM’in Somali’deki misyonunu fiilen sona erdirdi ve politika belirleme işlevi üzerine gölge düşürdü. Üst düzeyli Amerikalı görevliler ve Pentagon’daki planlamacılar ulusal çıkarların tehlike altında olmadığı bir durumda kötü planlanmış bir başka operasyona daha dahil olmak ve savaş zayiatı riskini göze almak niyetinde değillerdi. Ayrıca CIA analistleri barışın tesis edilebilmesi için binlerce karacı asker gerekeceğini tahmin ediyorlardı.

1995 yılının Temmuz ayı ortalarında meydana gelen Srebrenice katliamı bir dönüm noktası oldu. Yetişkin ve çocuk yaştaki 8,000 kadar Bosnalı Müslüman erkeğin katledildiği, Yugoslavya’nın Çöküş savaşlarının bu en büyük vahşet olayı, tüm dünyayı sarstı ve Washington’u NATO’ya yeni bir yön vermek üzere harekete geçirdi. Getting to Dayton: The Making of America’s Bosnia Policy (Brookings Institution Press, 2000) adlı kitabın yazarı Ivo Daalder’e göre, Clinton yönetiminin Ulusal Güvenlik Danışmanı Anthony Lake çok uzun süredir daha sert bir yaklaşımı savunuyordu, ve Müttefikleri yeni bir yöne doğru itmekte başı çekti.

Bosna Savaşında daha sert bir yaklaşımı destekleyen sadece Amerika Birleşik Devletleri değildi. Bosnalı Sırplar konusundaki tutumlar daha Srebrenica katliamından önce, çoğu Fransız olan BM barışı koruma görevlilerinin Mayıs 1995’te rehin alınmalarından itibaren giderek sertleşmekteydi. Dolayısıyla Fransa devlet başkanı Jacques Chirac da daha radikal ve daha müdahaleci bir politikayı savunuyordu.

Bosna savaşının sona erdirilmesinde hava kuvvetlerinin akıllıca kullanılmasının büyük önemi oldu

Ağustos 1995 tarihinde “dual-key” (çift anahtar) düzenlemelerinde önemli bir değişiklik yapıldı. “Dual-key” düzenlemeleri 1993 yılında NATO’nun kuvvet kullanımını yönetmek amacıyla oluşturulmuştu ve NATO’nun her türlü askeri müdahalesi için hem BM hem de NATO görevlilerinin onayının alınması şartını getiriyordu. Birleşmiş Milletlerin onayı Ağustos 1995’e kadar BM Genel Sekreterinin Yugoslavya’daki Özel Temsilcisi Yasushi Akashi’nin yetkisindeydi. Srebrenice katliamından sonra Akashi’nin yetkisi UNPROFOR’un askeri komutanı Fransız General Bernard Janvier’ye verildi. NATO’nun onay yetkisi ise Napoli’de bulunan Güney Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı Amiral Leighton W. Smith’in elindeydi.

28 Ağustos 1995’de bir Sırp havan topunun Saraybosna’da bir pazar yerine düşerek 38 sivilin ölümüne, 85 kişinin de yaralanmasına yol açması, Deliberate Force operasyonunu tetikledi. General Janvier o tarihte yerinde olmadığı için, İngiliz Korgeneral Rupert Smith Bosnalı Sırpların bir kez daha BM Güvenlik Konseyi kararını ihlal ettiklerini, ve bu defa NATO’nun kuvvet kullanacağını bildirerek Amiral Leighton W. Smith ile eşgüdümlü olarak BM’in onayını verdi.

En son UNPROFOR askeri de Bosna Sırp topraklarından ayrılır ayrılmaz Deliberate Force operasyonu başlatıldı. General Janvier’nin 1 Eylül’de imzaladığı ateşkes anlaşmasından sonra kısa bir süre bombardımana ara verildiyse de, 5 Eylül sabahı erken saatlerde bombardıman yeniden başladı. 3515 sorti ve 338 hedefe atılan 1026 bombadan oluşan bu harekata o tarihteki 16 NATO Müttefiki’nin neredeyse hepsi bir şekilde katkıda bulundu. NATO hiçbir kayıp vermedi; ancak harekatın ilk günü bir Fransız Mirage 200K uçağı düşürüldü ve uçak mürettebatı Bosnalı Sırplar tarafından esir alındı.

Deliberate Force Operasyonuna dahil olan çok sayıdaki insan arasında NATO Genel Sekreteri Willy Claes perde arkasında özellikle etkili bir rol oynadı. Claes’in Belçika’da yaşadığı kişisel politik sorunlar arkasında bıraktığı mirasa gölge düşürmüş ve bir buçuk yıl görevde kaldıktan sonra NATO’dan ayrılmak zorunda bırakmış olsa da, Deliberate Force Operasyonunun başarıyla sonuçlandırılmasında kendisinin çok büyük payı vardır.

NATO Genel Sekreteri olarak görev yaptığı kısa süre içinde Claes, Kuzey Atlantik Konseyi toplantılarını özellikle de Deliberate Force operasyonu öncesinde, görüşmeleri bir fikir birliğine ulaşılana kadar saatlerce sürdürmeye hazır, kararlı bir lider olarak dikkat çekti. Richard Holbrook’un To End A War (Random House, 1998) adlı kitabında anlattığı gibi, Amiral Leighton W. Smith ve Korgeneral Rupert Smith BM ve NATO’nun onayını verdiklerinde Claes kendilerini fiilen destekledi, ve böylece hava harekatının Müttefikler arasında daha fazla tartışma olmadan yürümesine imkan sağladı. General Javier geçici bir ateşkes için Bosnalı Sırp komutanlarla görüşürken Claes, Javier’e, diğer BM görevlilerine, ve Kuzey Atlantik Konseyi’ne NATO’nun bölgedeki tutumları değiştirmek için kararlılık göstermesi gerektiği gerekçesiyle hava saldırılarını yeniden başlatmaları için büyük ölçüde politik baskı yaptı.

Claes’in General Joulwan ile ilişkisi de hava harekatının başarısı açısından önemliydi. General Joulwan Banja Luka’daki Bosna Sırp askeri pozisyonlarına karşı Tomahawk füzeleri kullanmak için politik destek talep ettiği zaman Claes ona arka çıktı. 10 Eylül sabahının erken saatlerinde Tomahawk füzelerinin kullanılması bir hayli eleştiriye yol açtı—hatta NATO büyükelçileri arasında bile. Ancak bugün Deliberate Force: A Case Study in Effective Air Campaigning (Air University Press, 2000) adlı kitabın yazarı Albay Robert C. Owen ve onun gibi birçok askeri analist Tomahawk füzelerinin kullanılmasının NATO’nun kararlılığını göstermekte çok önemli olmuş olduğunu ve bu nedenle çatışmayı sona erdirmeye yardımcı olmuş olabileceğini ileri sürmekteler.

Bosnalı Sırplar Deliberate Force operasyonundan sonra Hırvatistan, Bosnalı Hırvat ve Bosnalı Müslüman kuvvetlerin ortak saldırıları karşısında savaşın başından beri ellerinde tuttukları toprakları korumakta giderek zorlanmaya başladılar. Bu nedenle 1 Kasım’da Dayton, Ohio’da savaşı sona erdirmek için başlatılan görüşmelere savaşın başında olduklarından çok daha istekli olarak katıldılar. Bu bakımdan Deliberate Force operasyonu Bosna ve Hersek için bir çerçeve oluşturmayı başaran ve bugün hala yürürlükte olan Dayton Barış Anlaşması’nın yolunu açmış oldu.

Yürürlüğe girmesinden beri geçen on yılın sonunda Dayton Barış Anlaşması henüz Bosna ve Hersek çatışmasını çözümleyebilmiş değil, ve barış süreci de henüz kendi kendini idame ettirebilecek hale gelemedi. Halen ülkede 7000’den fazla asker mevcut ve bunların çoğu Aralık 2004’ten beri Avrupa Birliği himayesinde konuşlandırılmakta. Uluslararası yöneticiler Bosna’nın siyasi yaşamında müdahaleci bir rol oynamaya devam etmekte, ve sık sık yerel görevlilerin aldıkları kararları hükümsüz kılmaktalar. Bununla beraber Dayton Barış Anlaşması, yürürlüğe girmesinden önceki dört yıl içinde 100,000’den fazla insanın ölümüne neden olan Avrupa’nın İkici Dünya Savaşından sonraki en kanlı çatışmasını sona erdirmeyi başardı. Bosnalılara ülkelerini yeniden inşa ederken kendilerine de daha iyi bir gelecek oluşturabilme imkanı sağladı.

Deliberate Force operasyonu ayrıca hem NATO’nun hem de uluslararası toplumunun yeniden inanılırlık kazanmalarını sağladı. İttifak Bosna ve Hersek’e askeri müdahalede bulunmakla kesinlikle alanı dışına, yani Müttefik topraklarının dışına çıkmış oldu. Ayrıca NATO hem başarılı bir çokuluslu askeri kampanyayı denetleyebildiğini, hem de 5. Madde dışı, yani toplu savunmanın dışındaki amaçlar doğrultusunda kuvvet kullanabildiğini gösterdi.

Dayton Barış Anlaşması şartları doğrultusunda NATO ilk defa olarak barışı koruma işine dahil oldu. İttifak anlaşmanın askeri boyutunun uygulanmasını denetlemek ve ülkenin yeniden savaşa sürüklenmesini engellemek amacıyla 60,000 askerlik IFOR’a önderlik etti. Ayrıca Bosna’daki konuşlandırmanın bir çok yararı oldu. Örneğin, 2000 kadar Rus asker ve subayı NATO önderliğindeki yapılara entegre oldular. Beş yıl önce imkansız gibi görünen bir değişiklik sonucunda bu askerler yedi yıl boyunca NATO’daki meslektaşlarıyla omuz omuza çalıştılar.

Deliberate Force operasyonu ayrıca NATO’nun Balkanlar’a yönelik daha geniş taahhüt ve angajmanının habercisi oldu. 1999’da NATO Kosova’daki etnik temizlik hareketini durdurmak için Slobodan Miloseviç ve askeri kuvvetlerine karşı 78 günlük başarılı bir hava harekatı daha yaptı. Bu harekatın ardından bugün hala konuşlanmakta olan bir başka NATO barışı koruma misyonu, Kosova Gücü (KFOR) oluşturulup konuşlandırıldı. Ve 2001 yılında NATO bir başka savaşı engellemek ve bölgeye barış ve istikrar getirmek amacıyla eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyetine* karşı önleyici mahiyette müdahalede bulundu.

Müttefiklerin Bosna ve Hersek’e müdahalede bulunmak için gereken politik fikir birliğini sağlamaları çok uzun zaman almışsa da, İttifak bir kere çatışmanın nedenleri ile yüzleşmeye karar verdikten sonra, şiddet olaylarını hızla sona erdirmeyi ve barışı oluşturacak yollar geliştirmeyi başardı. Bu şekilde Deliberate Force operasyonu NATO açısından yeni bir dönem başlattı; İttifak’ın bugün uğraştığı 5. madde dışı çok daha geniş kapsamlı misyonların temelini oluşturdu; ve NATO’yu sadece kendi toplu savunmasını sağlamanın çok ötesine taşıdı.

Ryan C. Hendrickson Eastern Illinois Üniversitesi’nde siyasal bilimler profesörüdür ve yakında çıkacak olan “Diplomacy and War at NATO: The Secretary General and Military Action After the Cold War” (University of Missouri Press) adlı kitabın yazarıdır.

...yukarı...