NATO ana sayfa
NATO Dergisi Ana Sayfası
      Bu sayı:Sonbahar 2004 Önceki sayılar  |  Dil
NATO ana sayfa
 İçindekiler
 Önsöz
 Özetler
 Söyleşi
 Yayınlar
 Analiz
 Tarih
 Askeri Konular
 Haritalar
 Katkıda
 Bulunanlar
 Bağlantılar
 Bir Sonraki
 Sayı
NATO Dergisi Ana Sayfası Editör'le Sonbaharışma / Abonelik Basılabilir

Bu makaleyi bir arkadaşıma gönder

Analiz

NATO’nun Terörle Mücadeledeki Rolü

C. Richard Nelson NATO’nun terörle mücadeleye katkısını inceliyor ve bu rolün nasıl genişletilebileceğini anlatıyor.


Hızla kıyıya çıkıyorlar: NATO Mukabele Gücü’ne
terörizmle savaş ile ilgili roller ve misyonlar verilmelidir
(© SHAPE)

Uluslararası terörizm Avrupa-Atlantik toplumunu karmaşık ve sürekli bir tehditle karşı karşıya bırakmıştır; bu tehdide karşı NATO’nun da dahil olduğu kapsayıcı, çok taraflı bir stratejik tepki gerekmektedir. Ancak İttifak’ın bu çabalara ne derece katkıda bulunacağı pek belirli değildir. Müttefiklerden bazıları NATO’nun bu çabalara tümüyle dahil olmasını isterken diğerleri daha mütevazı bir rol oynamasını tercih etmektedirler.

NATO için uygun görülen rol ve görevler konusundaki tartışma aslında terörizm konusunda birbiriyle çelişkili iki yaklaşımı yansıtmaktadır: “savaş” yaklaşımı ve “risk yönetimi” yaklaşımı. Özellikle ABD tarafından benimsenen “savaş” yaklaşımı kaynakların topluca seferber edilmesi, ve bireysel özgürlüklerde bazı kısıtlama ve fedakarlıkların kabul edilmesi anlamına gelmektedir. Birçok Avrupalı ise savaştan bahsetmenin doğru olmadığı görüşündedir. Avrupalılar, temelinde yatan sebepleri ortadan kaldırmadıkça terörizmi yenmenin mümkün olmadığına, ve bunun da askeri yollarla yapılamayacağına inanmaktadırlar. Bu açıdan bakıldığında terörizm iyi yönetilmesi gereken tehlikeli ve kaçınılmaz bir risktir, ve savaştan farklıdır çünkü bir savaşı kazanmak mümkündür.

Bu iki yaklaşımın toplu eylem konusundaki öncelikleri, stratejileri ve verebilecekleri ödünler birbirinden farklı olmakla beraber, bir yaklaşımı kabul etmek diğerini tamamen reddetmek anlamına gelmez. Örneğin, savaş yaklaşımı saldırı ve önleyici önlemleri vurgulayan bir strateji gerektirirken, risk yönetimi yaklaşımı savunmaya dayanan önlemleri vurgulayan bir strateji gerektirmektedir. Ancak terörle mücadelenin etkili olabilmesi için her iki stratejinin unsurlarına da ihtiyaç vardır.

Irak savaşı konusundaki görüş ayrılıkları ve Saddam Hüseyin rejiminin El Kaide teröristleri ile bağlantısı konusundaki iddialar nedeniyle NATO’nun terörle mücadeledeki rolü ile ilgili tartışma daha da karmaşık bir hale gelmiştir. Ayrıca, Atlantik’in iki yakası arasında terörizmle nasıl mücadele edileceği konusundaki görüş ayrılıklarının altında birçok Avrupa ülkesinin terörizm konusunda farklı deneyimleri olması, bu ülkelerin büyük ve bazen de tam olarak asimile olmamış Müslüman nüfusa sahip olmaları, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ile aralarında birbirinden farklı tarihi bağlar bulunması, farklı derecelerde ABD karşıtı duygulara ve İsrail-Filistin çatışması konusunda farklı fikirlere sahip olmaları gibi faktörler yatmaktadır. Bu nedenle NATO içinde terörizmle en iyi nasıl başa çıkılacağı konusunda bir fikir birliğine varmanın çok zor olması şaşırtıcı değildir.

Tüm bu farklılıklara rağmen İttifak uluslararası terörizm tehdidinin son derede ciddi olduğunu kabul ederek bu sorunu ele almaya karar vermiş, ve böylece bu konuda başarılı olacağı konusunda beklentiler yaratmıştır. Kazanılacak küçük başarılar bile İttifak’ı bugüne kadarki tartışmalara hakim olan temkinli yaklaşımını aşmak zorunda bırakacaktır.

NATO’nun ilk başlardaki tepkileri

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’ye yapılan terörist saldırılarından sonraki 24 saat içinde NATO tarihinde ilk defa olarak 5. Maddeyi yürürlüğe koydu. 4 Ekim 2001 tarihinde ABD’nin talebi üzerine müttefikler terörizmle mücadele konusundaki seçeneklere sekiz önlem eklemeyi kabul ettiler. Bu ilk önlemlerden bazıları şunlardı: istihbarat paylaşımının artırılması; toplu üst geçiş hakları ve liman ve hava limanlarına erişim; koalisyonun çalışmalarına destek verdikleri için tehdit altında olan devletlere yardım; NATO deniz kuvvetlerinin doğu Akdeniz’de konuşlandırılmaları; ve NATO Havadan Erken Uyarı ve Kontrol Sistemi (AWACS) uçaklarının operasyonları desteklemek üzere Afganistan’da konuşlandırılan Amerikan AWACS’larının yerini almak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne sevki.

Ancak müttefiklerin birçoğunun gözünde Amerika Birleşik Devletleri Afganistan’da El Kaide ve Taliban rejimine karşı başlattığı operasyonda NATO’dan gerektiği gibi yararlanmamakla büyük bir hata yapmıştı. Bu davranış İttifak’a duyulan güveni sarsmış ve devlet başkanlarının ülkelerinde ABD’ye destek sağlamalarını daha da zorlaştırmıştı.

Ancak Amerika Birleşik Devletleri daha sonra NATO’nun hem bireysel olarak ülkelerin terörizme karşı tepkilerini, hem de BM’in bu konudaki çabaları küreselleştirme çalışmalarını tamamlamakta ne kadar önemli bir rol oynadığını anlamıştır. Bu bağlamda NATO güvenlik sağlama konusundaki benzersiz yetenekleri ile büyük bir boşluğu doldurmaktadır. Bu nedenle Afganistan’daki Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü’nün (ISAF) örgütlenmesinde gereken çerçeveyi doğal olarak NATO sağlamıştır. Bu NATO’nun Avrupa-Atlantik bölgesi dışındaki ilk operasyonudur, ve NATO’nun soruna kapsayıcı ve sistemli yaklaşımı, terörizmi NATO ile doğrudan bağlantısı olan 53 ülkenin (26 Müttefik ülke, 20 Barış İçin Ortaklık üyesi ve yedi Akdeniz Diyaloğu ülkesi) güvenlik gündemlerinin öncelikli konusu haline getirmiştir.

Tehdidin niteliği

Geçtiğimiz üç yıl içinde NATO terör tehdidinin çok ciddi olduğu ve terörizmin sınır tanımadığı konusunda fikir birliğine ulaştı. Bugün uluslararası terörizm çeşitli şekillerde kendini gösteren tek bir problem olarak algılanmaktadır. Geçmişte ise terörizm münferit ulusal olaylar olarak görülüyordu ve bu nedenle terörist gruplar arasındaki farklılıklar vurgulanıyordu. Ancak bu yaklaşım önemli bağlantıları gözden kaçırıyor ve bu nedenle hükümetler arasında yapılacak geniş çaplı işbirliğinin ne kadar önemli olduğunu göremiyordu.

Uluslararası terör tehdidi NATO’nun kuruluşuna yol açan Sovyetler Birliği veya Varşova Paktı tehdidinden son derece farklıdır. Bu yeni tehdit öncelikli olarak Orta Doğu ve Basra Körfezi’nde katı İslam ilkelerine dayanan yeni bir düzen kurma hedefini paylaşan, El Kaide ve onunla bağlantılı grupların oluşturduğu bir Cihad ağıdır. Bu gruplar bölgede Batının varlığına ve yerel rejimlere verdiği desteğe son vermek istemektedirler.

Bu yeni tür terörizm ağı alışılmış milliyetçi terörist gruplarından farklıdır. Bu nedenle bugünkü terörist ağını çökertmek, 1960’lardan 1980’lerin sonuna kadar olan dönemin siyasi ve milliyetçi terörist gruplarına karşı kazanılan başarı kadar kolay olmayacaktır. Aşırı İslamcılar daha global, daha öldürücü, daha kolay adapte olabilen ve daha geniş kitlelere cazip gelen bir tehdit oluşturmaktadırlar. Ayrıca tehdidin niteliği de sürekli olarak değişmektedir, çünkü ülkeler tehditlere karşı önlemler geliştirdikçe teröristler de kendi operasyon yöntemlerini bu önlemlere göre uyarlamaktadırlar.

NATO’nun rolü

NATO’nun potansiyelini daha iyi anlamak ve örgütle ilgili beklentilerin daha gerçekçi olabilmesi için NATO’nun yapısal ve işlevsel açılardan terörizme karşı yürütülen geniş mücadelenin neresinde yer aldığını gözden geçirmemiz gerekir.

Yapısal olarak

Mantıken terörizmle mücadele konusunda NATO, Birleşmiş Milletler’in yönettiği çok geniş çaplı çabalar ile ülkelerin kendi daha belirli yaklaşımları arasında bir noktada yer alır. Hem hastalığın kendisi hem de belirtileriyle başa çıkmak için mücadelenin üç düzeyde (ulusal, bölgesel, ve global) birden yürütülmesi gerekir. Terörizm tehdidine karşı en etkili tepki bu üç düzeydeki çalışmaların birleşimi ile verilebilir.

Terörle mücadele konusunda sorumluluk öncelikle bireysel olarak ülkelerin kendilerine aittir, çünkü terörizm sonuçta yerel bir olaydır, ve birçok nedenden dolayı hükümetler arasındaki işbirliğinin büyük bir kısmı mecburen iki taraflı, ve öncelikle güvenlik güçleri ile istihbarat örgütleri arasında olacaktır. Ancak NATO, G8 (en çok sanayileşmiş yedi ülke ve Rusya), Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve diğer örgütler, devletlerin üstlendikleri çalışmaları koordine etmekte ve bunları birbirlerine entegre etmekte çok önemli roller oynarlar. Önemli olan tüm çabaları koordine etmek ve böylece gereksiz tekrarlardan kaçınmaktır.

İşlevsel olarak

NATO terörle mücadeleye öncelik vermiş ve problemin niteliği ve genel olarak verilecek tepkiler konusunda fikir birliğine ulaşmıştır. Bu ve diğer örgütlerin buna benzer çabalarından dolayı, artık bir ülkenin kendi topraklarında problem çıkartmamaları şartıyla terörist grupları “özgürlük savaşçıları” olarak niteleyip onlara müsamaha göstermesi kabul edilemez.

Uluslararası terörizm tehdidinin duruma göre nitelik değiştiren yapısı, uluslar ve örgütlerin düşünce şekillerinde ve davranışlarında sık sık uyarlamalar yapılmasını gerektirmektedir.
NATO’nun terörizmle mücadele konusundaki yaklaşımı bu konuda sorumluluğun öncelikle uluslara ait olduğunu kabul eder. İttifak’ın hedefi devletlerin dışarıdan gelecek terörist tehditlerini “gerektiği yerde ve gerektiği şekilde” caydırmalarına, bu tehditlere karşı savunma yapabilmelerine, gelen tehditleri etkisiz kılabilmelerine, ve bu tehditlerden korunmalarına yardımcı olmaktır. NATO’nun terörizme karşı savunma konusundaki askeri kavramında özetlenen ve Kasım 2002’de kabul edilen temel yaklaşımı dört unsur içerir: askeri kuvvetlerin, bireylerin ve mülkün korunması için terörizme karşı savunma önlemleri; terörizmin sonuçlarını hafifletecek mukabele önlemleri de dahil olmak üzere, sonuçların yönetimi; terörizme karşı NATO’nun yönettiği veya yardımcı rolde olduğu saldırı önlemleri—psikolojik ve istihbarat operasyonları da dahil; üyeler, ortaklar ve diğer ülkelerle askeri işbirliği ve Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütlerle koordinasyon.

Her ne kadar NATO’nun politik yönergelerinde terörist eylemlerin sonuçları ile uğraşmak yerine bu eylemlerin caydırılması veya önlenmesi tercih edilmekte ise de, İttifak’ın önceden davranarak önleme amaçlı bir askeri operasyon yapması yönünde bir şart da yoktur. Bu durumda İttifak’ın teröristlere veya terörist eylemlere kucak açanlara karşı doğrudan bir eylem yürütebilmesi için tüm üye devletlerin onayının alınması gerekmektedir. Sonuç olarak, NATO koordinasyon gerektiren önlemeye yönelik adımlar, sonuç yönetimi, istikrar operasyonları, hava sahalarının ve deniz yollarının gözetlenmesi, ve ulusal yeteneklerin (özellikle daha zayıf ülkelerin) güçlendirilmesi gibi uzun süreli, koordinasyon gerektiren faaliyetler içeren rolleri üstlenmeye en uygun örgüttür.

NATO, işbirliğini kolaylaştıracak bir ağa sahiptir. Örneğin, Avrupa Müttefik Yüksek Karargahı’ndaki Ortaklık Eşgüdüm Hücresi’nde 43 ülkenin askeri temsilcileri bulunmaktadır. Bu özellik NATO’ya dünyada başka hiçbir uluslararası askeri örgütün sahip olmadığı son derece geniş bir coğrafi alana ulaşma olanağını sunmaktadır. NATO-Rusya Konseyi ve NATO-Ukrayna Komisyonu da terörizmle ilgili konularda yapılacak işbirliği için önemli forumlardır.

İttifak, askeri kuvvet kullanımını gerektirebilecek durumlar için doktrin ve stratejiler geliştirmekte ve eğitim vermekte önemli bir rol oynamaktadır. NATO’nun çeşitli terörist saldırısı olasılıklarına karşı entegre sivil-askeri operasyonlar geliştirilmesine ve bu operasyonların sınanmasına olanak sağlayan tatbikat programları özellikle önemlidir. İstanbul Zirvesi’nde müttefik ülkelerin liderleri terörizmle mücadele konusunda sekiz maddelik bir araştırma ve teknoloji programının ayrıntılarını açıkladılar. El yapımı bombaların oluşturduğu tehdidin en aza indirilmesi ve uçak ve helikopter saldırıları karşısındaki zafiyetin azaltılması da bu maddeler arasındadır.

NATO erken uyarı alanında da önemli bir rol oynamaktadır. Örneğin, Active Endeavour operasyonu Akdeniz’deki denizcilik faaliyetlerini kontrol etmektedir. NATO uçak ve füze erken uyarı alanında benzersiz yeteneklere sahiptir.

İttifak’ın uluslararası kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini güçlendirmekte ne kadar başarılı olduğu bilinmektedir. İttifak bu konudaki deneyimini sivil ve askeri örgütlerin terörist tehdidine karşı beraberce yürüttükleri çabalara taşıyabilir. Elliden fazla ülke ortak dil olarak İngilizce’yi seçerek ve NATO’nun standart çalışma yöntemlerini kullanarak birlikte çalışabilme yeteneklerini geliştirmektedirler.

İttifak’ın Avrupa-Atlantik Afet Yardımı Eşgüdüm Merkezi bir terörist saldırısının sonuçları ile başa çıkma konusunda eşsiz yetenekler sunmaktadır. Merkezin afet yardımı için başvurulabilecek tüm NATO yeteneklerini kapsayan bir envanteri bulunmaktadır. İletişim, nakliye, ve lojistik de dahil olmak üzere, bir kuvvet oluşturma sürecine, ve ayrıca gözlem ve kurtarma birimlerine sahiptir. Bu Merkez 46 katılımcı ülkedeki bu konuya kendini adamış örgütlerle doğrudan bağlantılıdır ve harekete geçmek için Kuzey Atlantik Konseyi’nin onayını beklemek zorunda değildir.

NATO’nun Yunanistan’da yapılan Olimpiyat oyunlarına ve Özürlüler Olimpiyatlarına verdiği destek, NATO’nun önleyici bir rol oynamaya ne kadar uygun olduğunu göstermektedir. NATO bu oyunlar sırasında AWACS uçakları ve deniz devriyesi sağlamış ve Yunanistan’ın kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer savunma yeteneklerine destek vermiştir.

NATO’nun terörizm ve yeni uluslararası güvenlik ortamının sorunları karşısında ne kadar başarılı olabileceği Afganistan’da görülecektir. ISAF, Afganistan’daki operasyonlarda giderek daha fazla sorumluluk üstlenmektedir. “Aşamalı süreç”in ilk adımı, ISAF’ın Kabil ve çevresinde güvenlik sağlama görevinin kapsamını genişletmektir. Afganistan’daki İl İmar Timleri’nin sayısını arttırmak ve asi kuvvetlerin ve yerel milislerin silahsızlandırılmalarına yardımcı olmak da bu görev kapsamındadır.

İstanbul Zirvesi’nde müttefik ülkelerin liderleri Brüksel’deki NATO Karargahında bulunan Terörist Tehditleri İstihbarat Birimi vasıtasıyla istihbarat paylaşımını iyileştirmeye karar verdiler. 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’ye karşı yapılan terörist saldırılarından sonra kurulan bu birim artık daimi hale gelmiştir ve özellikle NATO’ya yönelik tehditlerin yanı sıra diğer genel terörist tehditlerini de inceleyecektir.

NATO’nun potansiyelinin kullanılır hale getirilmesi

NATO’nun terörizmle savaş potansiyelinin kullanılır hale gelmesinde özellikle siyasi liderlere bazı ilave görevler düşecektir. Atlantik’in iki yakasındaki liderler her ne kadar terörizme karşı yürütülecek başarılı bir küresel mücadelenin uluslararası örgütlerin yeteneklerinden ve güçlü oldukları yönlerinden yararlanan çok yönlü bir yaklaşım gerektirdiğini kabul ediyorlarsa da, NATO’nun bu potansiyeli hala kullanılmamaktadır. NATO’nun yeteneklerinden daha fazla yararlanılmasını sağlayacak girişimlerden bazıları aşağıda anlatılmaktadır.

NATO, terörizme karşı yürütülen çalışmaların koordinasyonundan sorumlu olacak yeni bir Genel Sekreter Yardımcısı atamalıdır. Bu görev yarım zamanlı değil, tam zamanlı bir görev olmalı ve Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası örgütlerle eşgüdümü ve bu alandaki tüm NATO faaliyetlerinin yönetimini kapsamalıdır. Yürütülen çalışmaların gereksiz yere tekrarlanması (özellikle Avrupa Birliği ile) önemli bir sorundur. Bu nedenle, NATO’nun AB Terörizme Karşı Mücadele Koordinatörü Gijs de Vries’in karşıtı olacak bir üst düzeyli bir görevlisi bulunması uygun olacaktır.

Terörizme karşı mücadelede NATO Mukabele Gücü’nün (NMG) rolü ve görevleri olmalıdır. Böylece İttifak içindeki mevcut ulusal yeteneklerin daha geniş bir tabanda geliştirilmesine olanak sağlanır. NMG’ne verilecek bu görevler NMG’nin bazı olası durumlarda mukabele zamanını beş günden aza indirmesini gerektirecektir (özellikle özel kuvvetlerin kullanılacağı ve hava saldırılarının yapılacağı durumlarda). Bunun aynı zamanda Kuzey Atlantik Konseyi’nin zamanında karar verme yeteneğini güçlendirmesi de beklenebilir.

Muharebe operasyonlarından istikrar operasyonlarına geçişte ortaya çıkan sorunlar dikkate alınarak NMG’yi tamamlayacak şekilde düzenlenmiş bir NATO İstikrar Kuvveti’nin kurulması düşünülmelidir. İstikrar operasyonları NATO’nun uzmanlık konusu haline gelmiştir ve bu yetenek İttifak’ın kuvvet yapısına yansıtılmalıdır. Afganistan ve Balkanlar’daki NATO kuvvetleri çeşitli terörizm tehditleri ile karşı karşıya kalmaya devam edeceklerdir. Bu iki misyondan öğrenilenlerin İttifak planlamasına yansıtılması ve gelecekte NATO başkanlığında yapılacak operasyonlara uygulanması gereklidir.

NATO’nun teröre karşı savunma konusundaki askeri kavramının uygulanmasında İttifak’ın Barış İçin Ortaklık ülkelerine öncelik vermesi gereklidir; çünkü bu ülkeler bu konuda en az hazırlıklı olan ülkelerdir ve bu ülkelerin terörizme karşı mücadele yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olmak aynı zamanda İttifak üyelerinin güvenliğine katkıda bulunmak demektir. Terörizme karşı savunma konusundaki askeri kavramda geleneksel roller tersine dönmüştür; NATO, terörle mücadelede birincil sorumluluğu taşıyan Müttefiklere ve Ortaklara destek verme rolünü üstlenmeye başlamıştır. Bu da NATO’nun bu alandaki çabalarının çoğunun Terörizme Karşı Ortaklık Eylem Planı çerçevesinde toplanması gerektiğini ima etmektedir.

NATO, terörizme karşı bir araştırma enstitüsü kurarak bu konudaki araştırma ve analizleri teşvik etmelidir. Böyle bir enstitü bu alandaki uzmanları bir araya getirir ve böylece NATO dahilindeki çeşitli deneyimlerden ve uzmanlıklardan yararlanılmasını sağlayabilir. Bu uzmanlar terörizm tehdidinin duruma göre nitelik değiştireceğinin daha iyi anlaşılmasında ve sorunun daha etkili biçimde ele alınması için düşünce ve davranışlarda sık sık ihtiyaç duyulan uyarlamaların kolaylaştırılmasında önemli bir rol oynayabilirler. Uluslararası terörizmle mücadele zaman alacaktır. Bu mücadele terörist örgütlerin güçlü ve zayıf noktaları, düşünce şekilleri ve eleman toplama yollarını anlayabilecek ve böylece daha derin değerlendirmeler yapacak bir analist kadrosu gerektirmektedir. Bu çalışmalar gizli veya operasyonel bilgilerin paylaşımını gerektirmeyecektir.

NATO yeni teknolojilerin geliştirilmesini teşvik etmekte önemli bir rol üstlenebilir. Örneğin, Müttefik Dönüşüm Komutanlığı savunma endüstrileri arasında işbirliğini teşvik etmekte önemli bir rol oynamaktadır ve standartları belirleyerek herhangi bir yeni anti-terörizm teçhizatının birlikte kullanılabilir nitelikte olmasını sağlayabilir.

Sonuç olarak, uluslararası terörizm tehdidinin duruma göre nitelik değiştiren yapısı, uluslar ve örgütlerin düşünce şekillerinde ve davranışlarında sık sık uyarlamalar yapılmasını gerektirmektedir. Soğuk Savaş sırasında NATO devamlı yeni stratejiler geliştirerek uyarlamalara açık olduğunu (bazı karşı fikirlere rağmen) göstermiştir. İttifak da yeni jeopolitik ortamda uluslararası terörizme karşı mücadeleye en etkili katkıyı yapabilmek için gerekli fikir birliğini sağlamakta benzer sorunlar yaşamaktadır.


C. Richard Nelson ABD Atlantik Konseyi’nde (ACUS) program geliştirme başkanıdır. Bu makale ACUS’un yakın zamanda yayınlanan “NATO’s Role in Confronting International Terrorism” başlıklı makalesine dayanmaktadır (Atlantik Konseyi web sitesinden erişilebilir: http://www.acus.org .

...yukarı...