NATO ana sayfa
NATO Dergisi Ana Sayfası
      Bu sayı:Yaz 2004 Önceki sayılar  |  Dil
NATO ana sayfa
 İçindekiler
 Önsöz
 Özetler
 Söyleşi
 Yayınlar
 Analiz
 Özel
 Askeri Konular
 Haritalar
 Katkıda
 Bulunanlar
 Bibliyografya
 Bağlantılar
 Bir Sonraki
 Sayı
NATO Dergisi Ana Sayfası Editör'le Yazışma / Abonelik Basılabilir

Bu makaleyi bir arkadaşıma gönder

NATO’nun Artan Operasyonları

Kosova cephesinde: NATO, operasyonlarını Avrupa-
Atlantik sahasının dışına taşırken bir yandan da uzun
süreli operasyonlarında her türlü olası durumla başa
çıkabilecek yetenekleri de muhafaza etmelidir.
( KFOR)

Adam Kobieracki NATO’nun artan operasyonlarını inceliyor ve gelecekteki konuşlandırmalar üzerinde duruyor.

İttifak operasyonlarının coğrafi boyutları NATO’nun Prag zirvesinden beri ne kadar değiştiğini gösteren en iyi örnektir. İttifak, eski Yugoslav Cumhuriyeti’nde* (Bosna ve Hersek, ve Kosova’da) sürdürmekte olduğu kriz yönetimi operasyonlarının yanı sıra Akdeniz’de ve Afganistan’da önemli operasyonlar yürütmekte ve Irak’taki çokuluslu tümenin başında bulunan Polonya’ya destek vermektedir.

NATO başkanlığındaki operasyonların sayısı dikkat çekerken, yeni operasyonların üstlenilmesi için de baskılar giderek artmaktadır. Bir bakıma İttifak kendi başarısının kurbanı olmuştur ve sonuçta birçok güvenlik analisti, hatta BM Genel Sekretri Kofi Annan dahi, dünya üzerindeki birçok zor sorunun çözümünde İttifak’tan medet ummaktadır. Ancak İttifak’ın konuşlandırabileceği kuvvet kapasitesinin de bir sınırı vardır. Eğer NATO acil mukabele yeteneğine sahip etkili bir kriz yöneticisi olacaksa belirli yetenek eksikliklerinin giderilmesi ve tüm Müttefiklerin de bu görüşü kabul etmeleri şarttır.

Afganistan’daki operasyonda (Avrupa-Atlantik sahasındaki ilk NATO operasyonu) görülen bazı yetenek eksikliklerine medyada geniş yer verilmiş ve İttifak bu durumdan rahatsız olmuştur. Ancak buradaki sorun insan gücü veya teçhizat eksikliği değildir. Müttefikler NATO askeri makamlarının Uluslarası Güvenlik Yardım (ISAF) çerçevesinde istediği mütevazi varlıklara (tıbbi gereçler, nakliye uçakları ve helikopterleri gibi) fazlasıyla sahiptirler. Ayrıca, Avrupalı Müttefikler ve Kanada’nın silah altında toplam 1.5 milyondan fazla (yedekler de dahil edilirse 2 milyon) askeri bulunmaktadır. Bu sayıdan sadece 60,000 asker uluslararası operasyonlarda konuşlandırılmıştır (bu sayılar herhangi bir zamanda ABD’nin kullanabileceği kuvvetin çok üstündedir). Sorun bundan çok daha derinlere inmekte, NATO ne olduğu veya olması gerektiğine ve İttifak’ın operasyonları üstlenme ve yürütme şekline kadar dayanmaktadır.

Prag Zirvesi’nden beri NATO dönüşüm süreci için büyük çabalar sarfetti. Buna komuta yapısındaki reform, NATO Mukabele Gücü’nün kuruluşu, ve İttifak’a daha fazla seferi yetenek kazandıracak olan Prag Yetenekler Taahhüdü’nün uygulanmasına nezaret etmek de dahildir. Bugüne kadar aldığımız sonuçlar son derece tatmin edicidir.

Ancak, NATO’nun “tehdidin var olduğu her yere” gidebilmesi isteniyorsa, İttifak’ın politik ve operasyonel karar mekanizmaları birbirleri ile daha uyumlu olmalıdır. Bunu yapabilmek için de askeri yapılarda uygulanan dönüşüm mantığının kuvvet hedefleri, savunma planlaması ve kuvvet oluşturma süreçlerinde de aynı şekilde uygulanması gereklidir. Bu süreçler İttifak’a yıllar boyu hizmet etmişlerdir, ancak bunlar Soğuk Savaş’a göre düzenlenmiş olduklarından o dönemin gereklerini yansıtırlar, bugünün gereklerini değil.

Operasyonel Taahhütleri Genişletmek

İşleri duruma özel katkılar ve doğaçlama çözümlerle yürütmek tabii ki mümkündür (İttifak Aralık 1995’te, Bosna ve Hersek’te başlattığı ilk barışı destek operasyonundan beri böyle yapmaktadır). Ancak operasyon talebinin artması durumunda uzak mesafede ve uzun süreli konuşlandırmalar için kuvvet oluşturmak ve bunları idame ettirmek mevcut mekanizmalar üzerinde baskı yaratacaktır. Ayrıca NATO’nun Afganistan’daki varlığını genişletmesi, Akdenizdeki operasyonlarının çapını ve hacmini büyütmesi, ve Kosova’daki taahhüdünü bilinmeyen bir zamana kadar aynı düzeyde devam ettirmesi yönündeki politik kararlar zaten alınmıştır. Bunların yanı sıra birçok uygulamacı ve konunun uzmanı kişiler NATO’nun Irak’ta ve hatta Orta Doğu’nun diğer yerlerinde daha büyük bir rol aldığını görmek istemektedirler.

NATO geçtiğimiz Ağustos ayında BM yönergesi ile Afganistan’da bulunan ISAF’ın komutanlığını devralarak misyonun kurulduğu tarihten (Aralık 2001) beri karşılaşılan birçok sorunun çözülmesine de yardımcı oldu. Örneğin her altı ayda bir misyona başkanlık yapacak bir devlet arama sorununu ortadan kaldırdı. Ayrıca İttifak, daimi bir ISAF karargahı kurarak hem istikrar ve sürekliliğe katkıda bulundu hem de başkanlık yapacak yeteneklere sahip olmayan daha küçük ülkelere operasyon içinde daha fazla rol alabilme olanağını sağladı. Başlangıçta ISAF’ın görev yönergesi sadece Kabil ve çevresinde güvenliği sağlamakla sınırlıydı. Ancak Afganistan’ın tümünde bir uluslararası unsurun bulunmasına duyulan ihtiyaç giderek arttı. Bu nedenle geçen Ekim ayında alınan BM Güvenlik Konseyi Kararı ile ISAF’ın görev yönergesi genişletilerek Afgan hükümetinin yetkisini Kabil’in dışına taşımasına yardımcı olması ve seçimler için güvenli bir ortam yaratması sağlandı (hukun üstünlüğü ve ülkenin yeniden yapılansırılması için gerekli iki ön şart).

Dolayısıyla Aralık ayından beri NATO, İl İmar Timleri’nin (İİT) sorumluluğunu üstlenerek Afganistan’daki varlık alanını giderek genişletti. İİT’ler görev yaptıkları yerlerde son derece etkili olduklarını kanıtlamış ve askeri ve sivil personelden oluşan küçük gruplardır. İttifak Ocak ayında ülkenin kuzeyindeki Kunduz’daki bir İİT’nin komutanlığını aldı. Saat yönünün tersine hareket ederek batı, güneybatı ve nihayet güneydoğudaki bölgelere geçti. Halen de daha fazla sorumluluk almayı planlamaktadır. İstanbul Zirvesi günlerine kadar dört yeni İİT’nin daha kurulacağı beklenmektedir. NATO Eylül ayında yapılması planlanan seçimler öncesi dönem için bölgede bir çevik mukabele gücünün konuşlandırılması konusunu görüşmektedir.

NATO’nun Balkanlar ve Afganistan’daki barışa destek operasyonlarının yanı sıra İttifak halen Akdeniz’de bir deniz dedvriye misyonu yürütmektedir. NATO gemileri Akdeniz’in tamamındaki denizcilik faaliyetlerini kontrol etmekte ve Cebelitarık Boğazı’ndan geçecek gemilerek eskort hizmeti vererek terörist faaliyetleri tespit etmeye, caydırmaya ve bunlardan korunmaya yardımcı olmaktadır. NATO bu operasyonu (Active Endeavour) 11 Eylül’de ABD’ye yapılan terörist saldırıların hemen ardından başlatmıştır. İttifak ilk başlarda, Amerika Birleşik Devletleri’nin ricası üzerine, Hazır Deniz Kuvvetlerini Doğu Akdeniz’de konuşlandırmıştı. Bu konuşlandırma Afganistan’dan El Kaide ve Talibanı çıkartmak için ABD başkanlığında yapılan Eduring Freedom operasyonundan bir gün önce yapılmıştı.

İttifak’ın o günden beri terörizme karşı oynadığı roldeki başarısı karşısında bu operasyonun görev yönergesi de sık sık gözden geçirildi ve görev alanı genişletildi. Mart 2003’te Active Endeavour operasyonu İttifak üyesi devletlerin Cebelitarık Boğazı’ndan geçecek sivil gemilerine istedikleri takdirde eskort hizmeti verilmesini de kapsayacak şekilde genişletildi. Bu yıl Mart ayında operasyonun coğrafi alanı Akdeniz’in tümünü kapsayacak şekilde genişletildi. Artık Müttefik gemileri Akdeniz’deki “sıkışma” noktalarında ve denizyolları ve limanlarda sistematik olarak rota kontrolları yapmaktalar. Buna ilaveten, yine kazanılan başarı dikkate alınarak Active Endeavour operasyonu Karadeniz’e de taşındı.

NATO’nun Afganistan ve Akdeniz’deki operasyonları göreceli olarak yeni sayılırken, eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’ndeki* operasyonları artık yerleşmiştir. Bu yıl Mart ayında Kosova’da patlak veren şiddet olayları, İttifak’ın Kosova Gücü’nü (KFOR) konuşlandırmasından beş yıl sonra dahi buradaki barış olgusunun ne kadar hassas olduğunu göstermektedir. İttifak bir yandan Avrupa-Atlantik sahasının dışında operasyonlar yürütmeye başlarken bir yandan da uzun süren operasyonlarda ortaya çıkabilecek olası durumlarla başedecek yeterli yeteneği her zaman hazır bulundurmayı garanti etmelidir.

Küresel anlamda etkili bir kriz yöneticisi olabilmek için NATO’nun dahili bir operasyonel dönüşüm geçirmesi gereklidir.

Kosova’da patlak veren şiddet olayı karşısında NATO mevcut kuvveti takviye amacıyla derhal Kosova’ya 2,000 ilave asker gönderdi; hatta bunların bazıları konuşlandırma kararının alınmasından birkaç saat sonra yerlerine ulaşmışlardı. Bu ilave kuvvet olay yatıştırıldıktan sonra geri çekildi ancak gerektiği takdirde derhal hareke geçmeye hazırdır. Kosova Gücü (KFOR) konuşlandığı Haziran 1999 yılından geçen yıl Aralık ayına kadar 50,000 ‘den 17,500 civarına indirilmişti; ancak bugünkü tabloda daha fazla indirim yapılması olası görülmüyor. Güvenlik durumu istikrara kavuşmuştur, ancak Ekim 2004’te yapılacak seçimler ve 2005’in ortalarında belirlenecek nihai statü ile ilgili görüşmeler nedeniyle siyasi ortam gerginliğini korumaktadır.

Bosna ve Hersek’te yürütülen NATO başkanlığındaki operasyonun Avrupa Birliği’ne devredilmesi İttifak’a fazla bir rahatlama getirmeyecektir zira Aralık 1995’te ilk konuşlandırmanın yapıldığı sırada 60,000 olan asker sayısı zaten bugüne kadarki sürede 7,000’e indirilmiştir. Ve, AB’nin bu misyon için yararlanabileceği kuvvetler havuzu NATO’nunki ile neredeyse aynıdır. Ayrıca, Bosna ve Hersek’te bir huzursuzluk çıkması durumunda AB’nin başvuracağı stratejik ve operasyonel yedek kuvvetler NATO’nun Kosova veya başka bir yerde işler kötüye gitse baş vuracağı yedek kuvvetler ile temelde aynıdır. İttifak her ihtimale karşı Saraybosna’da bir askeri karargah bulundurarak askeri reformlara yardımcı olacaktır.

NATO’nun Çalışma Yöntenlerindeki Dönüşüm

NATO’nun halen karşı karşıya olduğu sorunların birçoğu şayet Müttefikler yaptıkları katkıların kullanım şekli üzerinde koydukları sınırlamalardan vazgeçerlerse ortadan kalkacak veya azalacaktır. Bu sınırlamalar arasında belirli bir varlığın kullanımını sadece katkıda bulunan ülke askerlerine vermek veya askerlerinin belirli faaliyetlere (örneğin kitleleri kontrol altında tutma) katılmalarını reddetmek bulunmaktadır. Bu tür kısıtlamalar komutanların işlerini zorlaştırmakta ve dolayısıyla açığı telafi etmek için ilave kuvvetler ve yetenekler konuşlandırılması gereğini doğurmaktadır.

Ancak, en önemli nokta savunma sürecinde İttifak operasyonları için doğru kuvvetler ve yeteneklerin tanımlanması ve yaratılmasında daha yararlı bir araç olmasını sağlayacak bir reform yapılmasıdır. Bu konuyla ilgili olarak “kullanım” ve “sonuç” hedefleri oluşturma fikri tartışılmaktadır. Bu da ülkelerin başından itibaren kuvvetlerinin belirli bir yüzdesini İttifak operasyonlarında konuşlandırma taahhüdünde bulunmaları anlamına gelir. Bu iyi bir başlangıç olabilir ama yeterli değildir. NATO belirli bir misyonu üstlenme kararı aldığı zaman emrinde konuşlanmaya hazır gerekli kuvvetler ve yeteneklerin bulunduğunu garanti edebilmek için yetenekleri daha somut operasyonel taahhütlere dönüştürecek daha etkili mekanizmalara ihtiyaç vardır. Bunlar arasında rotasyona tabi, hızla konuşlandırılabilir hazır kuvvetlere ve çokuluslu formasyonlara daha fazla ağırlık verilmesi, rollerde uzmanlaşmanın genişletilmesi, ve çeşitli operasyonel angajmanların getirdiği giderek büyüyen yükün Müttefiklere dağılımını sağlayacak yeni mali düzenlemeler geliştirilmesi bulunmaktadır.

NATO’nun halen Irak’ta bir varlığı bulunmamaktadır ve Polonya’ya verdiği destek sadece planlama desteği ve iletişim modülleri ile ilgilidir. Ancak, Koalisyon makamları egemenlik haklarını 30 Haziranda Irak geçici hükümetine devrettiğinde politik atmosfer de değişecektir. Ayrıca, Birleşmiş Miller Güvenlik Konseyi’nin Irak’ta uluslararası bir istikrar gücü için görev yönergesi çıkartması durumunda Müttefiklerin NATO’nun burada oynayabileceği rol konusunda ciddiyetle düşünmeleri gerekecektir.

NATO Irak’ın istikrara kavuşturulmasında doğrudan bir rol alsın veya almasın, öyle görülüyor ki İttifak’ın halen yürütmekte olduğu türden operasyonlara duyulan ihtiyaç azalmayacak, hatta önümüzdeki yıllarda artacaktır dahi. Bunun bir nedeni de 1995 yılında Bosna ve Hersek’te konuşlanmasından bu yana NATO’nun en zor şartlarda dahi başarılı sonuçlar alabileceğini kanıtlamış olmasıdır. Bu süreç dahilinde İttifak da büyük deneyimler kazanmış ve çokuluslu karmaşık operasyonların planlanmasında ve yürütülmesinde benzersiz bir uzmanlık geliştirmiştir. Ama, eğer Müttefikler NATO’nun operasyonel rolünü dünyaya yaymaya devam ederlerse artık işler duruma özel çözümlerle yürütülemez. Küresel anlamda etkili bir kriz yöneticisi olabilmek için NATO’nun dahili bir operasyonel dönüşüm geçirerek mevcut prosedürler ve mekanizmaları yeni şartlara uyarlaması ve Müttefiklerin politik taahhütlerini gerekli askeri yeteneklerle desteklemelerini garanti etmesi gereklidir.

Adam Kobieracki NATO’nun yeni Operasyonlar Bölümünden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısıdır.

...yukarı...