NATO ana sayfa
NATO Dergisi Ana Sayfası
      Bu sayı:Yaz 2004 Önceki sayılar  |  Dil
NATO ana sayfa
 İçindekiler
 Önsöz
 Özetler
 Söyleşi
 Yayınlar
 Analiz
 Özel
 Askeri Konular
 Haritalar
 Katkıda
 Bulunanlar
 Bibliyografya
 Bağlantılar
 Bir Sonraki
 Sayı
NATO Dergisi Ana Sayfası Editör'le Yazışma / Abonelik Basılabilir

Bu makaleyi bir arkadaşıma gönder

Doğru Yer, Doğru Aman

( Turkish Foreign Ministry)

Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Zirvesi arifesinde NATO ve Türkiye ile ilgili vizyonunu anlatıyor.

Avrupa-Atlantik toplumunun İstanbul’da bir araya geldiği bugünler gerek NATO gerek Türkiye için tarihi anlardır. İstanbul Zirvesi, İttifak’ın son genişleme turundan sonra 26 Müttefik’in katıldığı ilk zirvedir. Türkiye tarihin en başarılı ittifakının üyelerine ev sahipliği yapmaktan gurur duymaktadır.

Genişlemiş ve bir dönüşüm geçirmiş olan İttifak bugün her zamankinden daha güçlüdür. 21. yüzyılın tehditlerini karşılamayı taahhüt eden İttifak Avrupa-Atlantik sahasında ve bu sahanın dışında güvenlik ve istikrarı sağlamak için yeni sorumluluklar üstlenmektedir. Bugünkü jeopolitik ortamda Türkiye, geçmişin ağırlığı ile bugün ve geleceğin belirsizliklerinin karşı karşıya kaldığı geniş bir bölgenin merkezinde giderek önemli bir oyuncu olmaya başlamıştır. Coğrafyamız ve tarihimiz bölgeler, halklar ve kültürler arasında eşsiz bir köprü görevi görmemizi sağlamaktadır. Bu nedenle İstanbul, Soğuk Savaş sonrası dönemdeki yedinci NATO zirvesi için son derece uygun bir ortam arzetmektedir.

Soğuk Savaş sırasında Türkiye’yi NATO’nun periferiğinden çıkartıp bugünün ön cephesine yerleştiren güvenlik ortamındaki değişiklikler aynı zamanda İttifak’ın dönüşümünü tetkleyen olgulardır. Çok kısa bir süre içinde NATO, toplu bir savunma ittifakından olmaktan çıkıp Kosova’dan Afganistan’a kadar misyonlar yürüten, İrlanda’dan Özbekistan’a kadar Ortakları olan ve sivil olağanüstü hal planlamasından terörizmle savaşa kadar değişik roller üstlenen toplu bir güvenlik örgütüne dönüşmüştür. Bu dönüşümün en dikkat çekici unsuru ise önceden hazırlanmış bir dokümanı takip etmemiş olmasıdır. Tersine, İttifak ortaya çıkan yeni tehditler karşısında yeni roller ve misyonlar üstlenmiştir. Dünya değişmeye devam ettikçe NATO’da üyelerinin iyiliği ve uluslararası toplumun güvenliği için değişmeye ve uyarlanmaya devam edecektir.

Getirdiği iddialı ve somut taahhütler dizisi ile İstanbul Zirvesi NATO’nun yeni tehditler karşısında kendisini nasıl yenileyebildiğinin bir göstergesidir. Bu zirvenin sadece İttifak’ın Prag Zirvesi’nden beri kaydettiği ilerlemeleri teyit etmekle kalmayıp, İttifak için gelecek yıllara dönük tazelenmiş ve güçlenmiş bir vizyon sunacağına da inanıyorum.

Bu yeni vizyonun unsurları arasında ilk olarak NATO tarihinin en büyük genişlemesi olan en son genişleme bulunmaktadır. Temel değerlerimizi korumayı taahhüt eden yedi yeni ülkenin katılımıyla ittifakımız artık daha da güçlüdür. Ancak, genişleme süreci devam etmelidir ve İttifak’ın kapıları Avrupa-Atlantik sahasında İttifak üyeliği kriterlerini ve taahhütlerini yerine getirebilecek her ülkeye açık kalmalıdır. Bu nedenle, İstanbul Zirvesi’nde üyelik arzusundaki üç ülkeye (Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya*) ve diğerlerine vereceğimiz mesaj motivasyon ve cesaret verici bir mesaj olmalıdır.

Genişleme sürecinin başarısı büyük ölçüde ortaklık politikalarımızın başarısından kaynaklanmaktadır. Gerek Barış İçin Ortaklık gerek Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi çerçevesinde Ortaklara sağlanan yardım ve rehberlik olmasaydı bugün Müttefiklerin yararlandığı güvenlik ve istikrarı Avrupa’nın bu kadar büyük bir bölümüne yayamazdık. Bu süreç içinde Rusya ve Ukrayna samimi ortaklar haline gelmiş ve bir zamanlar tutuk olan ilişkiler kısa sürede gelişmiştir.

NATO’nun Avrupa-Atlantik güvenliğinin geleceği ile ilgili yapabileceği en iyi yatırım daha geniş bir Akdeniz bölgesinde işlerliği olan ortaklıklar kurmaktır.

Genişlemenin ardından, bugün, daha da büyük sorunların altından kalkabilmemiz için ortaklarımızın dinamik ve etkili olmaya devam etmelerini garanti etmeliyiz. Bu da, geri kalan ortaklarımızın, özellikle Orta Asya ve Kafkaslar’da bulunan ortaklarımızın karşılaştıkları sorunları da dikkate alırsak, ihtiyaçlarına ve beklentilerine karşı daha hassas olmamızı gerektirir. Bu nedenle ortaklıklarımızın odak noktasını stratejik olarak çok önemli olan bu bölgelere kaydırmaya karar verdik. Türkiye’nin dünyanın bu bölgesiyle olan bağlarını dikkate alarak, ülkem, bu stratejik kaydırmanın işlerlik kazanmasına yardımcı olmayı taahhüt etmektedir. Ayrıca, ortaklığın yeni yönü ile ilgili olarak bu zirve için hazırlanmış olan önlemler paketinin de iyi bir başlangıç olacağına inanıyorum.

Akdenizli Ortaklarımız da zor durumdadırlar. Bu konuda da, bu ülkelerle ilişkilerimizi daha iyi bir düzeye getirmek zorundayız. Nitekim, nelerin tehlikede olduğunu / kaybedeceklerimiz göz önünde tutulursa, NATO’nun Avrupa-Atlantik güvenliğinin geleceği ile ilgili yapabileceği en iyi yatırım daha geniş bir Akdeniz bölgesinde işlerliği olan ortaklıklar kurmaktır.Bu bölgedeki gelişmelerin ülkem üzerinde doğrudan etkisi olduğundan, Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu bölgedeki ülkeleri NATO’ya ve İttifak’ın temelini oluşturan değerlere daha da yakınlaştırmak için çalışmaya devam edecektir. Canlandırılmış bir Akdeniz Diyaloğu, Büyük Orta Doğu’daki ülkeler ile ilişkiler geliştirmeyi amaçlayan İstanbul İşbirliği Girişimi ile birlikte yanlış anlamaları ortadan kaldırabilir ve ve kalıcı bir istikrar sağlayarak gelecekteki sorunları ortadan kaldırabilir.

Sorunlar kadar tehditler ve risklerin bol olduğu doğuya ve güneye doğru açılırken, kalıcı çözümler bulabilmek ve etkili politikalar geliştirebilmek için yenilenmiş ve güçlenmiş bir transatlantik bağın varlığı son derece önemlidir. NATO-AB arasındaki stratejik ilişki bu bağlamda daha tam kapasitesine erişmemiş bir potansiyele sahiptir. İttifak’ın son zirve toplantısından bugüne işbirliğimizin kapsamını genişletmekte ve derinleştirmekte büyük yol katettik. Buna en güzel örnek de çok yakında Bosna ve Hersek’teki barışı koruma operasyonunun sorumluluğunun NATO’dan Avrupa Birliği’ne devredilecek olmasıdır. Ancak yine de daha fazla ilerlemelere ihtiyaç var. Türkiye önemli bir Müttefik olduğu ve yakın gelecekte AB üyesi olmayı umduğundan bu süreçte önemli bir rol oynayacağımıza inanıyoruz. Bu nedenle İstanbul zirvesi NATO ve Avrupa Birliği’nin ortak bir vizyonu temel alarak günümüzün güvenlik tehiditleri ile savaşma ve transatlantik ilişkileri yeniden canlandırma taahütlerini sergileyecekleri uygun bir ortam olacaktır.

Terörizme karşı yürüttüğümüz savaşta güçlendirilmiş bir transatlantik işbirliği de gereklidir. Uluslararası toplum birlik olmalı ve toplumlarımızı ve bizleri birbirimize bağlayan değerleri zayıflatmayı amaçlayan bu tehdit karşısında kararlılığını göstermelidir. Bu habis hastalığın zamanla yok olup gideceği gibi bir yanılgıya kapılmamalıyız. Tersine, terörizmle savaşta Müttefikler, Soğuk Savaş zamanında gösterdikleri azmi ve kararlılığı göstermeli ve bu bela ile sonuna kadar savaşmaya hazır olmalıdırlar. 11 Eylül olaylarına gösterdiğimiz tepki İttifak’ın böyle bir savaş yürütme taahhüdünü gösterdi. Ancak hala dagha fazlasına ihtiyacımız var. Dolayısı ile İttifak’ın terörizmle savaşa katkılarını nasıl geliştirebileceğini araştırmaya devam etmeliyiz.

Terörizmin mazereti yoktur; ancak bu arada terörizmin temel nedenlerini de göz ardı etmemeliyiz. Tatminsizlik ve köktencilik doğuran ve teröriztlerin bir araya gelmesine yardımcı olan haksızlıklar ve mutsuzlukları ortadan kaldırmak için hep birlikte çalışmalıyız. Ve, terörizm ve aşırı uçların ortaya çıkmasındaki temel nedenleri ele alacak her türlü girişimi dikkatle takip etmeliyiz.

Afganistan, terörizm, aşırı dincilik ve uyuşturucu kaçakçılığı açısından gerek NATO gerek uluslararası toplum için önemli bir sorun teşkil etmektedir. Eski NATO Genel Sekreter Lord Robertson’un dediği gibi, “Afganistan’a gitmeyi istemeyenler Afganistan’ın onlara geldiğini göreceklerdir.” Türkiye Afganistan’ın tekrar güvenliğe kavuşmasında önemli rol oynamıştır ve NATO başkanlığındaki barışı koruma operasyonuna katkıda bulunmuştur. Bunun bir nedeni de bu ülkenin halkı ile özel tarihi bağlarımız olmasındandır. Nitekim geçen Ağustos ayında İttifak Güvenlik Yardım Gücü’nün (ISAF) sorumluluğunu almadan önce ISAF II’nin sekiz ay komutanlığını yaparak Afganistan’a barış ve getirmek için çalışıyorduk. Önümüzde bizleri bekleyen görevleri küçümsemiyorum ama Afganistan’da başarıya ulaşacağımıza inanıyorum. Bu inancım hem NATO’nun daima en zor sorunların üstesinden gelmiş olmasından hem de İttifak’ın Afganistan’daki performansının (politik ve askeri) uluslararası inanılırlığı ile doğrudan bağlantılı olmasından kaynaklanıyor.

NATO Zirvesi, Müttefiklerin görüşecekleri, tartışacakları ve karara bağlayacakları önemli konularla ve önemli bir zamanda yapılacak. Değişik medeniyetlerin, kültürlerin ve dinlerin buluştuğu bu yer bir anlamda toplantının gündemi ile de uyuşuyor ve eminim ki yapıcı ve odaklanmış görüşmelere katkısı olacaktır. Türkiye’nin zengin tarihinin toplantı odalarında ve görüşmelerde yankılandığı bu özel atmosferin herkesin geleceğe yeni bir ortak amaç duygusu ile bakmasını sağlayacağından eminim. İstanbul bu tarihi olay için doğru yer ve zamandır.

Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin Başbakanıdır.

...yukarı...

* Türkiye hariç diğer NATO ülkeleri Makedonya Cumhuriyetini eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti olarak tanımaktadırlar.