NATO ana sayfa
NATO Dergisi Ana Sayfası
      Bu sayı:Yaz 2004 Önceki sayılar  |  Dil
NATO ana sayfa
 İçindekiler
 Önsöz
 Özetler
 Söyleşi
 Yayınlar
 Analiz
 Özel
 Askeri Konular
 Haritalar
 Katkıda
 Bulunanlar
 Bibliyografya
 Bağlantılar
 Bir Sonraki
 Sayı
NATO Dergisi Ana Sayfası Editör'le Yazışma / Abonelik Basılabilir

Bu makaleyi bir arkadaşıma gönder

Analiz

Afganistan’ın geleceği

Hikmet Çetin NATO’nun Afganistan’daki angajmanının evrimini ve seçimlerin ülkenin geleceği açısından önemini inceliyor.


Dost bir yüz: NATO halen Afgan toplumunun büyük bir
çoğunluğunun desteğine sahip. (© Canadian MoD)

Afganistan konusunda Mart sonu-Nisan başında yapılan Berlin Konferansı’nın başarıyla sonuçlanmasından sonra NATO Afganistan’da seçim sürecini desteklemek ve İttifak’ın varlığını Kabil’den öteye yaymak üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Genel Sekreter Jaap de Hoop Scheffer tarafından da ifade edilen bu çifte görev, İttifak’ın Afganistan’a ve otuz yıl süren kargaşadan sonra ülkeyi daha iyi bir geleceğe taşıyacak olan istikrar sürecine yönelik taahhüdünü yansıtmaktadır.

Bugün İttifak Afgan toplumunun büyük çoğunluğunun desteğine sahiptir. Halk genelde NATO’yu Ağustos 2003’ten beri önderliğini yaptığı Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü vasıtasıyla tanımakta ve hem barış ve istikrarın garantörü, hem de Aralık 2001 tarihindeki Bonn Konferansı ile başlatılan istikrar sürecinin uygulanabilmesi için gereken şartları oluşturabilecek tarafsız bir güç olarak görmektedir. İstikrarın yerleşmesinde önemli bir dönüm noktası olan bu genel seçimler öncesinde beklentilerin son derece yüksek olması kaçınılmazdır.

NATO diğer uluslararası ve ulusal güvenlik kuvvetleri ile işbirliği yaparak ISAF vasıtasıyla Taliban sonrası döneme yönelik tehditleri etkisiz kılmakta çok önemli bir rol oynayabilecek konumdadır. Ancak bu sürecin uluslararası olduğu kadar ulusal bir süreç olduğunu da asla göz ardı etmemeliyiz. Bu nedenle Afganlar giderek hem bu sürece hem de ülkelerinin geleceğine sahip çıkmalıdırlar. Bu gerçekleşene kadar da NATO yapmış olduğu taahhütlerin gerektirdiği kaynaklara sahip olduğunu garanti etmelidir. Varlığımızı Kabil’in dışına doğru genişlettiğimiz ve seçmen kayıtları ve seçim sürecini desteklemeye hazırlandığımız bu günlerde bu garanti özellikle önemlidir.

İl İmar Timlerinin sayılarının arttırılması da zaman içinde NATO’nun Afganistan’daki varlığının genişlemesine yardımcı olacaktır. Ancak yeni İl İmar Timlerinin konumlarını sağlamlaştırmaları biraz zaman alacaktır. Ayrıca, yakın gelecekte bu timlerin ülkenin tümüne yayılmaları da mümkün olmayacaktır. Seçmen kayıtları ve seçim sürecinin desteklenmesi ve İl İmar Timleri vasıtasıyla NATO varlığının genişletilmesi birbirini tamamlayan iki önemli çalışma olsa da, Afganistan’daki seçimlerin tarihi öneminden dolayı ülke çapında acilen bir güvenlik varlığına ihtiyaç vardır. Her ne kadar Afganların tüm bu sürece sahip çıkmaları gerekiyorsa da, NATO da dahil uluslararası toplumun geniş kapsamlı yardım paketi olmadan tüm sorumluluğu onlara yüklemek de gerçekçi olmaz.

Seçimler uzun süren bir savaştan çıkan, etnik çizgilerle bölünmüş ülkelerde gerginliği arttırma riskini taşırlar.
Eylül ayında yapılması planlanan seçimlerle ilgili olarak, Geçici Afganistan İslam Devleti’nin seçimleri adil ve şeffaf biçimde yürütebilme yeteneği konusunda endişeler vardır. Zira hükümet daha henüz ulusal bir kimlik oluşturma aşamasındadır ve halen ülkenin tümünde temsil edilmemektedir. Ancak bu seçimlerin bir başka ciddi alternatifi de yoktur. Ayrıca, bu seçimler iki önemli gelişmenin yolunu açacaktır. Seçilmiş olan hükümet hem Afganistan hem de uluslararası toplumun gözünde meşru bir hükümet olacak, ve iktidar peşindeki diğer kuvvetler nezdinde hükümetin otoritesi güçlenecektir.

Yıllarca savaş yaşamış, mezhep çatışmalarına eğilimli, etnik olarak bölünmüş ülkelerde seçimler her zaman gerginliği arttırma riskini taşır. Afganistan’da da çok eski mağduriyetlerin siyasi arenaya taşma riski mevcuttur. Dolayısıyla seçim sürecinin siyasi diyaloğu güçlendirmek yerine politikada kutuplaşmaya yol açacağından korkulmaktadır. Ayrıca gelecekte ülkedeki çeşitli etnik grupların meşru çıkarlarını dengeleyebilecek bir güç paylaşımı anlaşmasının genel hatları da henüz pek açık değildir.

Siyasi açıdan, Eylül ayında yapılacak seçimler ve Bonn sürecinin tamamlanması yaklaştıkça, Afganistan konusunda sorumluluğun sadece uluslararası topluma değil Afgan halkına da ait olduğunu hatırlamak önemlidir. Bu nedenle Afgan halkı kendileri ve ülkeleri için daha iyi bir gelecek inşa etmek istiyorsa, birçok alanda işi üstlenmek zorundadır.

Afganlıların ilk önce ülke çapında düzgün bir politik sistem kurmaları gerekecektir. Bu, zaman ve çaba gerektiren büyük bir görevdir. İkinci olarak, siyasi sürecin şeffaflık ve hesap verme zorunluluğu doğrultusunda işlemesi sağlanmalıdır. Sovyet yönetimine karşı girişilen cihad hareketine katılmış, sonra da Taliban’a karşı şiddetli bir kampanya yürütmüş olan birçok şahısın, bu geçmişlerinin bugün kendilerine kanunun üzerinde davranma ve yeni siyasi partiler kanunuyla belirlenen kural ve nizamnamelere karşı gelme hakkını tanıdığına inandıkları görülmektedir. Üçüncü olarak, siyasi partiler de ülkenin yakın geçmişindeki yıkıcı etkileriyle Afgan halkının zihinlerinde yarattıkları imajı değiştirmek zorundadırlar.

Seçmen kayıtlarını yaygınlaştırmak ve adil ve özgür bir seçimi mümkün kılmak ihtiyacının yanında bu uzun vadeli sorunlar gölgede kalmaktadır. Çünkü bu tarihi olayda kazanılacak başarının getireceği siyasi kazanç büyük olacaktır. Şeffaf ve adil bir seçim süreci, sıradan Afganların verdikleri oyların Taliban rejiminin çöküşü ve Taliban’dan sonraki geçici yönetimin sona ermesini takiben yeni bir siyasi dönem başlatacağı yönündeki ümitlerini gerçekleştirecektir. Hem Afganların hem de uluslararası toplumun meşruluk kriterini karşılayabilen bir seçim, merkezi otoritenin ülke çapına yayılmasına yardımcı olacak, ve toplumların yeniden ana siyasi çizgiye entegre olmalarında katalizör olacaktır.

Ancak, daha şimdiden seçim sürecinin meşruluğunu tehdit eden bazı faktörler mevcuttur. Bunların arasında en önemlisi ülkenin birçok yerinde merkezi otoriteyi hiçe sayan savaş tacirleri ve askeri komutanların hala etkilerini sürdürmekte olmalarıdır. Bu seçimler ancak meşruluğu Afganistan’daki tüm etnik toplumlar tarafından kabul edilirse başarılı olmuş olacaktır.

Bugün kaybedecek çok şey vardır. NATO’nun inanılırlığı ve kararlılığı, seçim sürecinin meşru olmasını, ve aynı zamanda meşru olduğunun kabul edilmesini sağlamasıyla sınanmış olacaktır. Ancak seçimlerin başarılı olmasının potansiyel yararları—istikrar sağlamak, Afgan kurumlarının konumunu kuvvetlendirmek ve iyi yönetişimi desteklemek gibi—o kadar büyüktür ki, İttifak’ın ve geniş uluslararası toplumun kendi çıkarları gereği çok geç olmadan bugün gerekli yatırımı yapmaları gerekir. Ayrıca seçimlerden başarılı bir sonuç alınması da NATO’nun ülkeyi terk etmek için etkili bir strateji oluşturmasına yardımcı olacak ve Afganların istikrar sürecinin sorumluluğunu üstlenmesini ve halkın yeni hükümeti desteklemesini teşvik edecektir.

Afgan takvimine göre 1383 yılı (bizim takvimimizde 2004-2005 yılına tekabül eder) Afganistan tarihinde kritik bir yıl olacaktır. Bu yıl içinde Afgan halkı hem devlet başkanını hem de parlamentosunu seçecektir. Bu kritik dönemde NATO’nun desteği Afgan halkının kendi ayakları üstünde durmasına ve zaman içinde uluslararası barış ve güvenliğe katkıda bulunan ülkeler ailesi içinde hak ettiği yeri almasına yardımcı olacaktır.




Hikmet Çetin NATO’nun Afganistan’daki Üst Düzeyli Sivil Temsilcisi’dir.

...yukarı...