NATO ana sayfa
NATO Dergisi Ana Sayfası
      Bu sayı: Sonbahar 2003 Önceki sayılar  |  Dil
NATO ana sayfa
 Içindekiler
 Önsöz
 Özetler
 Tartışma
 Söyleşi
 Yayınlar
 Özel
 Askeri Konular
 Yazarlar
 Bağlantılar
 Bir Sonraki Sayı
NATO Dergisi Ana Sayfası Editör'le Yazışma / Abonelik Basılabilir

Bu makaleyi bir arkadaşıma gönder

Güçlü Baglar

Avrupa’nın müdahelesi: Kuzeydoğu Kongo’da
istikrarın yerleşmesine yardımcı olmak için bir
kuvvet oluşturan Fransa övgüye değer
(© ECPA-D & Sirpa Air)

Julian Lindley-French Avrupa Birligi ile NATO arasindaki iliskileri inceleyerek bu iki örgütü ortak çikarlari dogrultusunda birlikte çalismaya davet ediyor.

Irak savasindan önceki olaylar, savasin kendisi, ve savastan sonra ortaya çikan sonuçlar transatlantik iliskileri oldugu kadar Avrupa ülkeleri arasindaki iliskileri de önemli ölçüde etkiledi. Bu kadar kisa bir sürede o kadar çok sey degisti ki Avrupa Birligi ile NATO arasinda yeni bir dönem baslatan Aralik 2002 tarihli Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasi (AGSP) üzerine AB-NATO Bildirisi sanki çok eskiden, daha rafine bir dönemde hazirlanmis bir belge gibi kaldi.

Irak bir bakima Avrupalilarin artik global güvenlik konusuna yeniden dahil olduklarini idrak etmelerini sagladi. Ikinci olarak hem Amerikalilara hem de Avrupalilara toplu güvenlik konusunda fikir birligi saglamanin ne kadar zor oldugunu hatirlatti. Üçüncü olarak muhakkak ki Amerikalilara müttefiklerin güvenlik konusunda hayati bir rol oynadiklarini hatirlatti. Ve son olarak da hem Amerikalilara hem de Avrupalilara Soguk Savas’in galipleri ve stratejik sorumlulugun varisleri olarak bu çalkantili çagda güvenlik konusunda liderlik rolünü yüklenmekten kaçamayacaklarini hatirlatti. Bir anlamda Irak Avrupa’nin stratejik uyanis hikayesinin son bölümü oldu. AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nin Avrupa güvenlik stratejisi ile ilgili taslagi da bu noktayi yansitiyordu. Kitle imha silahlari ve terörizm Amerikalilar için oldugu kadar Avrupalilar için de tehlike arz ediyor.

Buradaki temel mesaj gayet açik. Bazi ülkelerdeki muhalif gruplarin Avrupa Birligi ve NATO’yu iç politikada kendilerine pay çikarmak amaciyla kullanmalarina bir son verilmelidir. Bu tür bir stratejik sorumsuzluktan kazançli çikan sadece demokrasi düsmanlaridir. Ortaya çikan tehlikelerin büyüklükleri ve nitelikleri nedeniyle hem Avrupa Birligi’ne hem de NATO’ya yeterince yapacak is düsmektedir; her ikisi de güvenligin etkin biçimde sürdürülmesi açisindan hayati önem tasimaktadirlar.

Bu nedenle, stratejik bilincin yeniden arttigi bu dönemde birçok analistin Avrupa Birligi ve NATO’nun eninde sonunda yollarini ayirmalari gerekecegi sonucuna varmalari son derece gariptir. Bu iki örgüt arasindaki is bölümü gayet açik ve birbirini tamamlar niteliktedir. AB Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikasi’nin (AGSP) görevi Avrupa devletlerinin yavas yavas güvenligin az ila orta yogunluk düzeyindeki sivil ve askeri boyutlarinin sorumlulugunu üstlenebilmeleri ve NATO ve AB’nin ihtiyaci olan çok tarafli barisi tesis ve koruma doktrini gelistirebilmeleri için, bu ülkelerin güvenlik kavramlari ve kültürleri arasinda uyum saglamaktir. NATO’nun devam eden ve giderek önem kazanan rolü üç boyutludur: düsük ve yüksek yogunluk düzeyindeki görevler arasinda bir süreklilik saglamak, yani tirmanislari kontrol altinda tutmak; Amerikali ve Avrupalilarin dünya çapinda güvenlik saglanmasi yönünde bir arada çalisabilmelerini garanti etmek; ve Avrupa içinde güvenligin yeniden ulusallastirilmasinin Avrupa’nin siyasi tabaninda istikrarsizliga yol açmamasi ve Avrupa’nin ortaya çikmakta olan kuvvet planlama yetenegini engellememesi için temel savunma konusunda güvence vermek. Iste bu isbirligi bu kadar açik ve basittir.

Zayif bir NATO vasitasiyla güçlü bir AGSP’ye ulasilabilecegine inanan bazi Avrupalilar yaniliyorlar. Bu sekilde güven ve yetenekten yoksun, kendinden ve dünyadaki konumundan emin olmayan bir Avrupa’dan baska bir sey elde edemezler. Diger taraftan NATO’nun artik bir öneminin kalmadigina ve büyük Amerika’nin dünyayi tek basina yönetebilecegine inanan Amerikalilar ise mesruiyet ve etki arasindaki dengenin yanlis tarafina sikisip kalmis, soyutlanmis bir Amerika’dan baska bir sonuca ulasamazlar. NATO hala önemlidir ve tüm Ortak ülkeler için önemli olmaya devam edecektir. NATO’suz bir Avrupa düsünülebilir mi? AGSP’nin birden bire askeri ve teknolojik açidan farkli düzeylerdeki çokuluslu Avrupa koalisyonlarinin bütünlesmis bir kuvvete dönüstürülüp dünya yüzündeki tehlikeleri bölgelere gönderilmesinde bir planlama ve yürütme mekanizmasi haline dönüsmesi mümkün olabilir mi? Kesinlikle hayir. Ama aslinda Avrupa’nin buna ihtiyaci vardir--hem de acilen.

Sorunlar

Afganistan, Bosna ve Hersek, Kongo, Fildisi Sahili, Dogu Timor, Irak, Kosova, Liberya, Sierra Leone, ve eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti.* Bu isimler sanki bir Imparatorlugun yoklama listesini okur gibi insanin agzindan dökülüyor. Maalesef bunlar bir defalik olaylar degil, bir egilimin kanitlaridir. Bundan yüz yil sonra tarihçiler 1950-2000 dönemini iki farkli bagimlilik sekli arasindaki geçis dönemi olarak yorumlayabilirler. 1950’den önce istismara dayanan bir bagimlilik sekli görülüyordu; 2000’den sonra ortaya çikan bagimlilik tarzi ise devletlerin basarisizligindan, ekonomik sefaletten ve hastaliktan kaynaklanmakta.

Avrupa’nin gücünün özünde Avrupa’nin temel ahlak anlayisi yatmaktadir. Avrupa Birligi de bu anlayisin bir ifadesidir. Avrupa bugün kendisini “tepenin üzerindeki isiltili sehir” olarak görmektedir; bu imaj Amerika’nin kendisi hakkindaki imajina çok benzemektedir. Amerikalilar ve Avrupalilar dünyadaki iyilik güçleridir. Bu çalkantili devrin belirleyici özelligi olan sefalet ile teknoloji arasindaki tehlikeli iliski nedeniyle önemi daha da artan bir güç. Zaman içinde giderek daha küçük ve daha tehlikeli gruplar bugüne kadar sadece en kuvvetlilerin elinde olan yikici güce sahip olacaklardir. Bu nedenle Amerikalilarin ve Avrupalilarin bu gerçege birlikte hazirlanmalari son derece önemlidir. Herkese yapacak is düsmektedir.

Bu durumda AB-NATO isbirliginin gelecegi güvenlikle ilgili bazi gerçeklere dayanmalidir. Ilk olarak Avrupa Birligi’nin sert bir uluslararasi güvenlik oyuncusu olma yönündeki iddialarinin gerçeklesebilmesine daha yillar vardir. Ikinci olarak global güvenligin hizla bozulmakta olmasi Avrupalilarin Avrupa’nin disinda giderek daha fazla varlik göstermelerini gerektirecektir. Üçüncü olarak, görevlerin yogunluk düzeylerine göre paylasilmasi, yani Avrupalilarin daha kolay, Amerikalilarin daha zor isleri üstlenmeleri teorisi harekat alanina yansimayacaktir. Savas alanindaki kuvvetlerin maruz kaldigi tehlikeler bunlara sebebiyet veren krizlerle ayni hizda büyüyebilirler. Yeni güvenlik kapsaminda operasyonlarin gerektirdigi planlama ve misyon yogunlugunun sürdürülmesini önümüzdeki yillarda sadece NATO saglayabilir.

Maalesef AGSP Bildirisi’ndeki hos ifadelere ragmen AB-NATO iliskisi genel olarak bugünkü transatlantik iliskilerin siyasi çamuruna bulasmis durumdadir ve bu iliskiden kendini soyutlamasi mümkün degildir. Ittifak’a pek ilgi duymayan neo-konservatif Amerikalilar ile Ittifak'i istemeyen Avrupali de Gaulle’cüler arasinda garip bir ittifak mevcuttur. Ümit edelim ki siyasi firsat kollayan bu kisiler gerek Avrupa Birligi’nin gerekse NATO’nun temelini olusturan iliskileri bozmakla kendi güvenliklerinin dokusuna zarar verdiklerinin farkina varsinlar. AB-NATO isbirligi çok uzun zamandir Avrupa’daki strateji tartismalarinin çogunun basina bela olan güvenlik bahanesinin ve Amerika’daki tartismalari engelleyen kendi kendini kandirma stratejisinin kurbani olmustur. Artik kollari sivamanin zamani gelmistir.

Amerikalilar barisi koruma görevinden kaçamazlar. ABD sadece kendi askeri kuvvetleri için uygun olan operasyonlari üstlenmek istemesine ragmen, giderek ulus insa etme isinin gerektirdigi savas alaninda ayak isinden masa basi görevine kadar her türlü askeri görevi yapmak zorunda kalmaktadir. Avrupalilar da artik yeteneklerle ilgili gerçegi göz ardi edemezler. Mecbur kaldiklari için veya tamamen hazirliksiz olarak girdikleri operasyonlarda askerlerinin gereksiz yere hayatlarini kaybetmelerini istemiyorlarsa, er geç ellerini ceplerine atmalari gerekecektir. Hem bu zorunluluklar hem de olaylarin gidisati AB-NATO isbirliginin yogunlasmasini gerektirmektedir. Bu da Amerikalilarin barisi koruma görevlerini ögrenmelerini, Avrupalilarin da savasabilecek sekilde teçhiz edilmelerini saglayacak yeni bir transatlantik güvenlik anlasmasi vasitasiyla yapilabilir.

Yeni transatlantik pazarlik

Böyle bir anlasma gelecekteki AB-NATO isbirliginin özüdür. Kriz yönetiminde giderek yogunlasan etkili ve gerçek bir isbirligi yeni bir iliskinin ilk sartidir. Gerek Avrupa Birligi gerekse NATO bu tür bir kriz yönetimine belirgin ve birbirini tamamlayan katkilarda bulunurlar. AB ve NATO’nun karar verme mekanizmalarinin siyasi özerkliginden kaynaklanan mesruiyetleri de kriz yönetimini güçlendirir. Bu kadar karmasik bir isi hiç bir devlet veya kurulus tek basina götüremez. Avrupa Birligi güvenlik yönetimi döngüsünün çok tarafli, çok islevli sivil boyutunun koordinasyonunda üstündür ve hakli olarak giderek çesitli operasyon yogunlugu düzeylerinde etkin biçimde askeri boyuta kaymaktadir. Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’ndeki* Concordia Operasyonu Avrupa’nin Ittifak ile isbirligi içinde “Avrupa ve çevresinde” güvenligi yönetme konusunda kendi yetenegini olusturmasi yönünde atilmis önemli bir adimdir.

Ayrica bazi Avrupalilarin barisi koruma görevini nasil yaptiklari Amerikalilara çok sey ögretebilir. Müdahale sonrasi operasyonlarda Ingilizlere nazaran çok daha büyük sayida Amerikan askerinin trajik biçimde hayatlarini kaybetmelerinin çesitli nedenleri vardir. Amerika Birlesik Devletleri bir süper güçtür; Amerikan askerleri “eski rejim”den geri kalan unsurlarin en faal oldugu bölgelerde bulunmaktadirlar; ve de sayilari çok daha fazladir. Ingilizler de tek bir olayda alti askeri polisin ölümü gibi trajik kayiplar yasamislarsa da, barisi korumada daha basarili olduklari açiktir. Bu durum kismen yillar boyunca Belfast sokaklarinda kazanilan deneyimlerin bir sonucu olabilir; ama bir bakima da Imparatorluk döneminin mirasidir--diger Avrupalilar da bu mirasi paylasmaktadirlar. Bugün özel operasyonlar ve barisi koruma olarak adlandirilan faaliyetler Britanya Imparatorlugu döneminde ayaklanmaya karsi önlem ve emperyal polis görevi olarak adlandiriliyordu. Ingiliz Ordusu bu amaçlar dogrultusunda planlanmisti ve bugün de askeri doktrini bu mirasi sürdürmektedir. Gerçekten de BM barisi koruma operasyonlarina en fazla katkida bulunan bes ülkenin Ingiliz Milletler Toplulugu’nun üyeleri olmalari bir tesadüf degildir.

Ayni zamanda Avrupalilar da artik savasma konusunda toparlanmalidirlar. Avrupa Birligi’nin Aralik 1999 tarihli Helsinki Bildirisi 2003 yilina kadar 60 gün içinde konuslandirilip bir yil idame ettirilebilecek 60,000 kisilik bir Avrupa Çevik Mukabele Gücü (ERRF) olusturulmasini öngörmüstü. Bu güç “Petersberg Görevleri” olarak adlandirilan, kurtarma ve insani yardim misyonlarindan barisi korumaya ve barisin tesisinde muharebe güçlerine kadar her türlü görevi üstlenebilecek yetenekte olacakti. Daha Temel Hedef’e ulasamayan Avrupa Birligi Avrupa’nin disinda bu tür bir gücü konuslandirabilme yetenegine hiç sahip degildir. Avrupali liderlerin hedeflerine henüz ulasamamis olmalarina ragmen bunu basarmis gibi davranma egilimlerinin giderek artmakta olmasi da Avrupalilar açisindan tehlikeli bir durum olusturmaktadir.

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki Artemis Operasyonu bunun iyi bir örnegidir. Fransa ülkenin kuzeydogusunda bulunan Bunia ve çevresinde istikrari saglamak için bir müdahale gücü olusturdu. Bu güç geri çekilme tarihi olarak belirlenen 1 Eylül gününden önce duruma istikrar getirmeyi basardi. Ancak bunu yaparken büyük riskleri göze almisti. Örnegin ikmal hatlari yetersizdi, ve havaalani olarak kullanabilecegi sadece çamur bir pist vardi. Eger bu güç bir zorlukla karsilassaydi Avrupa Birligi’nin askeri açidan inanilirligi yara alirdi. Ayrica kuvvetin geri çekilmesinden kisa bir süre sonra bir baska katliam daha olsaydibu hala olasidirbu da Avrupa Birligi’nin politik inanilirligina gölge düsürürdü.

Irak trajedisi kötü niyetin ve birçok kisinin AB-NATO isbirligini tehlikeye atma pahasina kendi siyasi fikirlerini savunma egilimlerindeki artisin sonucudur.

Burada mesele sudur: Avrupa Birligi ve NATO eger Avrupa Müttefik Kuvvetler Karargahi’nin (SHAPE) elindeki yeteneklerden yararlanarak birlikte bir kuvvet planlayip olusturmus olsalardi bu kuvveti koruma ve/veya güçlendirme yetenegi de büyük ölçüde artmis olurdu. Ayrica bu tür bir yetenek misyonun politik inanilirligini da arttirirdi çünkü hiç süphesiz Avrupa Birligi NATO ile birlikte çalisirken çok daha büyük ve daha zorlayici bir gücü çok daha çabuk saglayabilirler. Gelecekte Avrupa Çevik Mukabele Gücü’nün NATO Mukabele Gücü (NMG) ile uyumlu olarak gelistirilmesi üzerinde özellikle durulacak çünkü daha acil bir mukabele yetenegine sahip olan NMG ile daha büyük ve aslinda kuvvetli bir follow-on güç olan Avrupa Çevik Mukabele Gücü kaynak olarak ayni kuvvetleri kullanacaklardir. Avrupa’nin yeteneklerini çok uzak ve tehlikeli yerlerde NATO varliklarina basvurmadan kanitlamakta acele etmesi geri tepebilir.

Bu nedenle bazi devletlerin AB ve NATO görevlileri arasinda esit düzeyde sürdürülen bagimsiz tartismalari ve toplantilari sanki bu iki örgüt birbiriyle rekabet içindeymis gibi engellemeyi sürdürmeleri endise vericidir. Bu iki örgüt dogal olarak bir isbirligi gelenegini yerine getirmektedirler. Kuzey Atlantik Konseyi Politik ve Güvenlik Komitesi ile, NATO Askeri Komitesi de AB Askeri Komitesi ile toplanmakta ve NATO Genel Sekreteri ile AB Yüksek Temsilcisi arasinda çesitli toplantilar yapilmaktadir. Ancak maalesef bu toplantilar çogunlukla bir kenarda büyüyen yabani otlari göz ardi ederek kibarca havadan sudan bahsedilen diplomatik garden partileri andirmaktadir. Bu iki örgütün görevlileri arasinda güvenlik yelpazesinin her konusunda çok daha yogun, günlük etkilesim olmalidir.

Gelecekteki Iliskiler

Öyleyse AB-NATO iliskileri nasil gelismelidir? Gelecekte AB ile NATO arasindaki isbirliginin belkemigini olusturmasi gereken ve Aralik 2002 tarihli AB-NATO AGSP Bildirisi’ne dayanarak insa edilip bu bildiriye yeni bir enerji kazandiracak iki temel alan vardir: operasyon planlama ve komuta, ve savunma yatirimi.

Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’ndeki* Concordia Operasyonu ve AB’nin barisi koruma misyonunu NATO’dan devralmasi, Avrupa Birligi’nin bu ülkeye istikrar getirilmesinde üstlendigi rolü yansitmaktadir. Uluslararasi isbirligi, Çerçeve Anlasmasi’nin ortaya çikmasina yardimci olmus ve Avrupa-Atlantik toplumunun elindeki tüm araçlarin tutarli ve kararli biçimde uygulanmasiyla neler basarilabilecegini göstermistir. Basarinin sirri siyasi irade ve AB ile NATO’nun politik ve askeri yapilarinin esgüdümlenmesi olmustur.

En üst düzeyde siyasi kontrol Avrupa Birliği Konseyi tarafından, AB Politik ve Güvenlik Komitesi vasıtasıyla uygulanmaktadır; bu komite Kuzey Atlantik Konseyi ile yakın danışmalar içindedir. SACEUR Vekili NATO Askeri Komitesi ile yakın ilişkiler içinde çalışmakta olan AB Askeri Komitesi’ne Harekat Komutanı olarak atanmıştır. Ve AB Askeri Komitesi SHAPE’e yerleştirilmiş bir “AB Komuta Unsuru”nu da içeren Harekat Karargahı ile yakın irtibat sağlamaktadır. Bu da AB Harekat Komutanının Kuvvet Komutanına rehberlik etmesine olanak sağlar. Bu yapının içerdiği dinamizm çok önemlidir çünkü hem Avrupa Birliği’ne hem de NATO’ya siyasi egemenliği sarsmadan planlama ve komuta için bir odak noktası sağlar. Bu amaçla daha büyük AB operasyonlarının planlama ve operasyonel etkinliğini sağlamak için bölge kuvvet komutanlıkları planlanmıştır. Bunlara bir kara, bir hava ve bir deniz bölge kuvvet komutanlığı dahildir. Bu tabii ki doğrudur.

Avrupa’nın savunma ikileminin temelinde savunma yatırımı yatmaktadır. Burada amaç Amerika’nın bilgisayar ağına odaklanmış yaklaşımı ile Avrupa’nın “çamurlu postal” yaklaşımı arasında bir yakınlaşma sağlamak olmalıdır. Amerikalılarla Avrupalıların harekat alanında birlikte çalışabilmelerini sağlamak için maliyet etkinliği olan ve kaynakları etkili biçimde kullanacak yollar üzerinde odaklanmak siyasi egemenliği etkilemeden işbirliğini kolaylaştıracaktır; yeni NATO’nun sağlaması gereken denge budur. Geçtiğimiz birkaç yıl içindeki olaylar transatlantik güvenlik ilişkilerinin Soğuk Savaş sırasındaki kadar resmi olmayacağını göstermiştir. Bu nedenle birlikte çalışabilirlik ve işbirliğinin vurgulanması gerekecektir. Bu amaçla Avrupa Birliği’nin Avrupa Yetenek Eylem Planı (ECAP) ile Prag Yetenek Taahhütleri (PCC) giderek birbirlerine uyumlu hale getirilmelidir. Avrupa Yetenek Eylem Planı ve Prag Yetenek Taahhütleri’nin birbirlerine rakip olacak şekilde gelişmelerini önlemek için Avrupa Birliği ile NATO arasında daha fazla yakınlığa ihtiyaç vardır. Yetenekler konusu üzerinde çalışan AB ve NATO görevlilerinin AB ve NATO Ulusal Silahlanma Direktörlerinin de katılımıyla daha düzenli olarak bir araya gelmeleri önemli bir ilerleme olacaktır.

Irak trajedisi kötü niyetin ve birçok kisinin AB-NATO isbirligini tehlikeye atma pahasina kendi siyasi fikirlerini savunma egilimlerinin bir sonucudur. Amerika’nin NATO büyükelçisi Nicholas Burns’ün Ittifak’in “ölüme yaklasmasi” olarak adlandirdigi bu durumdan kazançli çikanlar sadece Osama bin Ladin ve Saddam Hüseyin gibi insanlardir. “NATO ölüyor” ekolüne mensup kisilere sorulacak soru gayet açiktir: Alternatif nedir? “Avrupa Birligi’nin güvenlikte hiç bir rolü yoktur” ekolü mensuplarina da ayni açiklikta bir soru yöneltilebilir: Avrupa kendi belirgin ve tamamlayici güvenlik kültürünü daha baska ne sekilde gelistirebilir? NATO gibi uluslararasi kuruluslarin ABD’nin güvenlik konusundaki düsüncelerinde hiç bir yeri olmadigini düsünen Amerikalilara sorulacak soru sudur: Gerçekten de tek basina kendinizi daha mi güvende hissediyorsunuz? Artik Avrupalilarin ön plana çikmalarinin ve Amerikalilarin da düsünmeye baslamalarinin zamani gelmistir. Her seyden önemlisi, hem Amerikalilarin hem de Avrupalilarin gerçekçi ve seffaf bir yaklasimla AB-NATO iliskilerine yeniden yatirim yapmalarinin zamani gelmistir. Son olaylara ragmen, yasadigimiz dünyanin sartlari ve paylastigimiz güvenlik hedefleri nedeniyle önümüzdeki yüzyilda AB-NATO iliskileri Avrupa-Atlantik ve global güvenligin temel diregini olusturacaktir. Öyleyse artik ise baslamanin zamani gelmistir. Dünya gerçekten çok tehlikeli bir yer olmustur.

Julian Lindley-French Cenevre’deki Güvenlik Politikası Merkezi’nde (Centre for Security Policy) Avrupa Güvenlik Politikası direktörüdür. Bu makaledeki fikirler yazara aittir ve Merkezin görüşlerini yansıtmaz.

  Cenevre Güvenlik Politikası Merkezi hakkında bilgi şu adresten alınabilir: www.gcsp.ch


AB İlişkilerini İleriye Taşımak

Pol De Witte, Irak politikası konusunda Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Avrupa devletlerinin Irak ile ilgili politika konusundaki anlaşmazlıkları geçtiğimiz yıl medyada çeşitli yorumlara (transatlantik ilişkilerin geleceği, özellikleAB-NATO ilişkileri) neden olduğunu, oysa AB-NATO ilişkilerinin bu dönemde normalden daha hızlı ve yapıcı bir şekilde geliştiğini yazıyor.

Avrupa Birliği ve NATO arasındaki ilişkiler resmi olarak Ocak 2001’de başladı, ancak ilişkilerin canlanması 16 Aralık’ta, AB-NATO Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası Üzerinde Bildiri)’nin yayınlanmasıyla başladı (metnin tamamı için bkz. NATO Press Release (2002) 142) . O günden beri bu iki örgüt kriz yönetiminde işbirliği ile ilgili bir dizi doküman üzerinde görüşmeler yapmış, ve böylece 1 Nisan’da Avrupa Birliği’nin eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’ndeki* barışı koruma görevini NATO’dan devralması mümkün olmuştur.

17 Mart 2003’te NATO ve AB, ilgililerce “Berlin Sonrası” (Berlin Plus) olarak tanımlanan işbirliği konusundaki bir dizi temel doküman üzerinde bir karara vardılar. Bundan beş gün önce de Gizli Bilgilerin Korunması konusunda AB-NATO Anlaşması imzalanmıştı. Bu anlaşma karşılıklı güvenlik koruma kuralları dahilinde gizli bilgi ve malzeme dolaşımına ve alışverişine olanak sağlamaktadır. “Berlin Sonrası” terimi, NATO dışişleri bakanlarının 1996’da bir Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği yaratılması ve İttifak varlıklarının bu amaçla kullanılması yönünde karar aldıkları Berlin toplantısına atfen kullanılmaktadır.

“Berlin Sonrası” düzenlemeleri kaynakların aynı işler için kullanılmasını önlemeyi amaçlar ve dört unsurdan oluşur: AB’nin NATO’nun operasyonel planlamasını kullanabilmesinin garanti edilmesi; AB’nin NATO yetenekleri ve ortak varlıklarını kullanabilmesi; AB başkanlığındaki operasyonlar için NATO Avrupa komutanlığı seçeneğinin bulunması (NATO’nun Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı (SACEUR) Vekili’nin Avrupa’daki rolünün geliştirilmesi dahil); ve NATO savunma planlama sisteminin gerektiğinde AB operasyonları emrine kuvvet verilecek şekilde uyarlanması.

AB başkanlığındaki operasyonlarda NATO varlıkları ve yeteneklerinin emre tahsisi, kontrolü, geri dönüşleri ve geri çağrılmaları konusundaki yöntemler belirlenmiştir. Daima bir Avrupalı olan SACEUR Vekili AB başkanlığındaki operasyonlarda Harekat Komutanı olabilir. Bu operasyonlarda İttifak’ın toplu varlıkları ve yeteneklerinin kullanılması konusunda AB ve NATO’nun üzerinde karara varmış oldukları bazı danışma prosedürleri vardır. Ayrıca, “tutarlı ve birbirini karşılıklı güçlendirecek yetenek gereksinimleri” geliştirilmesi konusunda da bir anlaşmaya varılmıştır. Kriz zamanlarında yapılacak danışmalar ve işbirliği ile ilgili düzenlemeleri sınamak amacıyla Kasım 2003 tarihinde müşterek bir NATO-AB kriz yönetimi tatbikatı yapılacaktır.

“Berlin Sonrası” düzenlemeleri eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’nde* yapılacak olan Avrupa Birliği’nin ilk askeri konuşlandırma tatbikatı ile (Concordia Operasyonu) pratiğe dökülecek. Bu operasyonda SACEUR Vekili Amiral Rainer Feist Harekat Komutanı görevini üstleniyor, ve AB irtibat görevlileri NATO komuta yapısındaki meslektaşları ile birlikte çalışıyorlar. Bu çalışmalar stratejik düzeyde SHAPE’teki (Mons, Belçika) bir AB hücresinde, bölgesel düzeyde ise AFSOUTH’da (Napoli, İtalya) sürdürülüyor. Harekat alanında ise (Üsküp) Kuvvet Komutanı (Fransız kara generali) ve karargahı çalışmalarını NATO’nun Askeri Temsilcisi ile yakın temas halinde sürdürüyorlar.

NATO-AB operasyonel eşgüdüm çalışmaları günlük olarak Bosna ve Hersek’te (SFOR’da konuşlanmış NATO başkanlığındaki kuvvetler ve AB’nin polis misyonu) ve Kosova’da (KFOR’da konuşlanmış NATO başkanlığındaki kuvvetler ve ekonomik yeniden yapılanmadan sorumlu AB) yapılıyor. Concordia Operasyonu ve Kasım ayında yapılacak ilk NATO-AB müşterek kriz yönetimi operasyonundan alınacak dersler “Berlin Sonrası” düzenlemelerinin etkinliğini arttıracak ve bu iki örgüt arasındaki ilişkilerin daha güçlenmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca, NATO ve Avrupa Birliği 25 Temmuz 2003’te Batı Balkanları istikrara kavuşturacak müşterek bir yaklaşım üzerinde anlaştılar. (Metnin tamamı için bkz. NATO Press Release (2003)089 29 Temmuz 2003).

NATO uzmanları uzun bir süreden beri Temel Hedef Görev Gücü’nde yürütülen AB Temel Hedefleri konusunda çalışmaktalar. “Tutarlı ve karşılıklı olarak birbirini güçlendiren yetenek şartları” konusunda AB-NATO arasında varılan anlaşma çerçevesinde Mayıs ayında kurulan AB-NATO yetenekler grubunun amacı şudur: her iki örgütün ihtiyacı olan tutarlılık, şeffaflık ve yeteneklerin karşılıklı olarak geliştirilmesini sağlamak (özellikle de AB temel yetenek hedefleri ve NATO’nun Prag Yetenek Taahhütleri ile ilgili olarak).

AB ve NATO dışişleri bakanları 3 Haziran’da yaptıkları ortak toplantıda terörizmle savaş ve kitle imha silahlarının yayılmasını önlemek amacıyla iki örgüt arasında daha yakın işbirliği kurma konusundaki taahhütlerini yinelediler. Avrupa Birliği ve NATO, sivil toplumların kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer saldırılara karşı korunması konusunda bilgi alışverişinde bulunmuşlardır.

Böylesine geniş kapsamlı anlaşmaların bu kadar kısa bir süre içinde görüşülmüş olması AB ve NATO üyesi tüm ülkelerin Avrupa Birliği ve NATO arasında uzun vadeli bir stratejik ortaklık geliştirilmesi yönündeki taahhütlerinin bir kanıtıdır. 11 “çift şapkalı” üyesi ile AB ve NATO üyelikleri şimdiden belirgin şekilde örtüşmektedir. Önümüzdeki yıl, her iki örgütün de genişlemesini takiben, 19 ülke her iki örgütün de üyesi olacaktır, ki bu da çalışmaların gereksiz yere tekrarlanması ve iki örgüt arasında gereksiz bir rekabet yaratılmasını önlemek üzere yürütülen işbirliğini güçlendirecektir.

Pol De Witte NATO’nun Siyasi İşler ve Güvenlik Politikası Bölümü’nde, NATO ve Çok Taraflı İşler Dairesi başkanıdır.

...yukarı...

* Türkiye bu ülkeyi anayasal adıyla, Makedonya Cumhuriyeti olarak tanımaktadır.