NATO ana sayfa
NATO Dergisi Ana Sayfası
      Bu sayı:Yaz 2003 Önceki sayılar  |  Dil
NATO ana sayfa
 Içindekiler
 Önsöz
 Özetler
 Tartışma
 Söyleşi
 Yayınlar
 Özel
 Analiz
 İstatistikler
 Yazarlar
 Bağlantılar
 Bir Sonraki Sayı
NATO Dergisi Ana Sayfası Editör'le Yazışma / Abonelik Basılabilir

Bu makaleyi bir arkadaşıma gönder

Özel

Büyük Balkan Patlaması

Nano Ruzin geçtiğimiz iki yılda Makedonya’nın* NATO ve diğer uluslararası kurumlarla yürüttüğü ilişkilerden nasıl yararlandığını anlatıyor.


Tarihi hasat: NATO askerleri tarafından toplanan
silahların sayısı beklenin çok üzerindeydi (© NATO)

Makedonya, neredeyse bir sivil savaşın eşiğinde olduğu 2001 yılından bu yana çok yol kat etmiştir. Gerçekten de, her ne kadar geçen yılki Prag Zirvesi’nde NATO’ya katılmaya davet edilmediği için hayal kırıklığı yaşamışsa da, ülkedeki tansiyonu düşürmek ve istikrarı yeniden sağlamak üzere İttifak ve diğer uluslararası kuruluşlarla yürüttüğü çalışmalar Makedonya’ya üzerinde son derece olumlu bir etki yapmıştır. Sonuç olarak Makedonya şimdi Arnavutluk ve Hırvatistan ile beraber bir sonraki zirvede İttifak’a katılmayı umuyor. Bu belki de Prag’daki Büyük Patlama’dan sonra bir büyük Balkan Patlaması olabilir.

Bir felaketle burun buruna gelmek Makedonya için ürkütücü bir deneyim olmuş ve Makedonyalıların ülkelerinin güvenliği, istikrarı ve ekonomik tablosu konusundaki iyimser tavırlarını sarsmıştır. Bağımsızlıklarını kazandıkları ilk on yılda çeşitli etnik gruplardan oluşan Makedonyalılar su üstüne çıkmaya hazır tehlikeler konusunda oldukça rahat bir tavır sergiliyorlardı. Yabancıların Makedonya’yı betimlemek için kullandıkları “Barış Vahası”, “Etnik Grupların Mucizesi” veya “Eski Yugoslav Cumhuriyeti’nden ayrılan ve bir silahlı çatışmanın izlerini taşımayan yegane ülke” gibi sözler de kısmen bu sahte güven duygusunu desteklemişti. 2001 krizi Makedonya halkını ve liderlerini bir anda gerçekle yüz yüze getirdi.

Makedonya’yı bir iç savaşın eşiğine getiren Arnavut isyanının nedenleri çok çeşitli ve karmaşıktır. Bunlar arasında Arnavutlar arasındaki yüksek işsizlik oranı, devlet kurumlarına katılımlarındaki düşük katılım oranları ve sosyal yardımın son derece düşük olması gibi sosyal faktörler; Arnavutlar arasındaki yüksek doğum oranı ve komşu ülkelerden gelen mülteci sayısındaki artış gibi demografik faktörler; Arnavutların geleneksel aile yapısı, kültür ve dil farklılığı nedeniyle diğer toplumlarla karşılıklı güvensizlik ve temasların azlığı gibi sosyolojik faktörler; anayasaya ilişkin düş kırıklıkları ve gerçekleşemeyen yüksek eğitim hayalleri gibi kurumsal ve eğitimle ilgili faktörler; ve NATO’nun Kosova’ya müdahalesi ve Sırpların bu bölgeden çekilmesinin ardından ön plana çıkan Arnavutluk kimliği gibi politik ve kültürel faktörler bulunmaktadır. Bütün bunlara bakıldığında 2001 yılı başlarında etnik gruplar arasındaki ilişkilerin niçin bozulduğunu görmek mümkündür.

Mayıs 2001’e gelindiğinde çatışmanın artık ülkenin güvenlik güçlerinin kontrol edemeyeceği boyutlara ulaşmış olduğu açıkça görülüyordu. Çatışmaların büyüklüğü ve yoğunluğu ülkenin kolaylıkla bir iç savaşa sürüklenebileceğini ve bunun sonuçlarının da sadece Makedonya’yı değil bölgenin bütününü etkileyeceğinin bir göstergesiydi. Mevcut seçenekler ise açıktı: silahlı çatışma, iç savaş ve ülkenin mahvolması veya uzlaşma yoluna gidilerek barışın sağlanması.

Üsküp uzlaşma yolunu seçti ve istikrar sürecini kolaylaştırmak için uluslararası kuruluşlardan yardım istedi. Makedonya hükümeti barışın tesisi için gerekli şartların oluşması için Avrupa Birliği, NATO ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) temsilcileri birlikte çalıştı. Makedonya’daki uluslararası müdahale, Kosova ve Bosna ve Hersek’dekinden daha farklı idi, zira burada öncelikle siyasi bir durum söz konusu idi. NATO hem egemen bir devlet hem de İttifak üyeliği arzusunda olan bir NATO üyesiydi. Bu nedenle İttifak ve diğer uluslararası kuruluşların atacağı her adımın ülkenin devlet başkanı ve kriz karşısında muhalefetten temsilcilerin de ilavesiyle yeniden oluşturulmuş olan hükümet tarafından onaylanması gerekiyordu.

NATO Yardımı

14 Haziran 2001’de Makedonya Devlet Başkanı Boris Trajkovski aşırı uçların silahsızlandırılmaları için NATO’dan yardım istedi. Buna paralel olarak Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ülkedeki politik partiler arasındaki diyaloğu kolaylaştırmaları için özel elçiler (sırasıyla François Léotard ve James Pardew) yolladılar. Bu arada mekik diplomasisi sayesinde asilerle iletişim yolu açan NATO’nun pragmatik ve esnek diplomatlarından Pieter Feith’e bölgenin kriz yönetimi verildi (bkz. NATO Dergisi’nin 2002 Kış sayısı, Mihai Carp’ın “Uçurumun Kenarından Dönmek” adlı makalesi).

Bütün olumsuzluklara rağmen ateşkes sağlandı ve kurallara uymayan gruplar başlatılan politik sürece katıldılar. Aslında bu büyük bir başarı idi ama her iki taraftaki medya kuruluşları görüşmelerin yararı konusunda şüpheci ve uluslararası müdahale konusunda da düşmanca bir tavır takındı. Ayrıca birçok Makedonyalıdaki NATO imajının son derece olumsuz olmasından dolayı NATO çok hırpalandı. Bu nedenle NATO Genel Sekreteri Lord Robertson, Devlet Başkanı Trajkovski’nin ricası üzerine Özel Danışmanı Mark Laity’i Trajkovski kabinesi ile birlikte çalışarak etkili bir kamu bilgilendirme kampanyası geliştirmekle görevlendirdi (Bkz. NATO Dergisi Kış 2002 sayısı, Mark Laity’nin “Medya ile Savaş”adlı makalesi).

Makedonyalı askeri uzmanlar NATO’nun Makedonya’daki misyonunun çapı, hedefi ve süresi açısından sınırlı olması gerektiğini belirttiler. Politik düzeyde, NATO’nun aşırı Arnavutları ateşkese uymaya ve silahlarını teslim etmeye ikna etmesi gerekti. Bu arada muhafazakar ve ılımlı kesimlerden oluşan Makedonya koalisyon hükümeti, devlet güçleri tarafından ağır silahlar kullanılmasını önlemeyi ve bunu kontrol etmeyi taahhüt etti. Bu çabalara paralel olarak, ülkenin parlamenter politik partileri dört önlemi yerine getirmeyi taahhüt ettiler: genel politik anlaşmayı onaylamak; barışı tesis sürecine liderlik eden NATO güçlerinin ülkedeki varlığı için gereken yasal çerçeveyi hazırlamak; silahların teslimi için Makedonya hükümeti ve NATO tarafından onaylanacak planın şartlarını ve ayrıntılarını hazırlamak; ve ateşkesin sürekliliğini garanti etmek.

Haftalarca süren yoğun görüşmelerden ve gerekli şartlar sağlandıktan sonra 13 Temmuz 2001’de Okri’de barış anlaşması için bir çerçeve imzalandı. Bu da teslim edilen silahların toplanması ve imha edilmesi için düzenlenen Essential Harvest operasyonunda görev alacak NATO birliklerinin konuşlandırılması için (27 Ağustos 2001) yolu açtı. 13 ülkeden 4,800 askerin katıldığı bu çokuluslu tugaya kendisi de 1,700 den fazla asker veren Birleşik Krallık komuta ediyordu. Silahların teslimi için verilen 30 günlük sürenin sonunda (26 Eylül 2001) 3,875 kadar silah toplandı ve imha edildi. Aynı yıl, Ekim ayında, asilerin ordusu dağıtıldı; kısa süre sonra Makedonya anayasası ile ilgili değişiklikler onaylandı; ve Okri Anlaşması’nın uygulanabilmesi için Arnavut asilere af çıkarıldı.

Essential Harvest operasyonu tamamlanmak üzere iken Devlet Başkanı Trajkovski kazanılan başarıların garantiye alınması için ülkesindeki uluslararası varlığın süresinin uzatılmasını istedi. Bunun üzerine 15 Aralık 2001’e kadar bölgedeki 280 AB ve AGİT sivil gözlemcinin güvenliğini sağlamak üzere Almanya başkanlığında yeni bir NATO misyonu (Amber Fox Operasyonu) görevi devir aldı. Bu misyonu Nisan 2003’te sona eren Allied Harmony Operasyonu takip etti. Bu tarihte NATO, operasyonun sorumluluğunu Avrupa Birliği’ne devrederek AB’nin ilk misyonunu (Concordia Operasyonu) başlatmasını sağladı.

Makedonya’daki komutanın devir teslimi ve ilk AB misyonunun başlatılması için Üsküp dışında düzenlenen tören sadece Avrupa güvenliğinde yeni bir dönemin başlangıcını değil, aynı zamanda Transatlantik bağın kalıcı olduğunu kutlayan bir törendi. Gerçekten de bu başarı kısmen Makedonya’nın 2001 krizinden beri geçirdiği olumlu evrimin, ve çeşitli engellere rağmen NATO ve Avrupa Birliği’nin birlikte çalışabilmeleri sonucunda elde edildi.

Ortak Dersler

Geçtiğimiz iki yılda uluslararası toplum (NATO, AGİT ve AB) ve Makedonya çeşitli deneyimler kazandılar:

 Her ne kadar uluslararası örgütler, özellikle NATO, bu krizin çözümlenmesinde büyük rol oynamışsa da, asıl övgüyü Makedonya, Makedonya halkı ve liderleri hak ediyorlar. Hükümet, uluslararası topluma karşı düşmanca davranan muhafazakarları bastırmış, uzlaşmayı reddetmiş ve krize askeri çözüm aramıştır. Ayrıca, her ne kadar iki tarafın da verdiği kayıplar fazla olmamışsa da, gerek Makedonyalılar gerek Arnavutlar yeni bir ilişki başlatabilmek için eski önyargılarının üstesinden gelmek zorunda kalmışlardır.

Prag’da üyelige katilmaya davet edilen ülkeler ile bu üyeligi hedefleyen diger ülkelerin hazirlik durumlarindaki fark sadece iki veya üç Üyelik Eylem Plani süresi kadardir.

 Makedonya’nın 1995’ten beri NATO ortağı olması, uzun süredir İttifak üyesi olmayı istemesi ve bu nedenle 1999’dan beri Üyelik Eylem Planı’na (ÜEP) katılmış olması Üsküp ve çeşitli uluslararası aktörler arasındaki ilişkileri kolaylaştırmış ve krize süratle çözüm bulunabilmesine yardımcı olmuştur.

 Üsküp’teki KFOR lojistik üssü dahil, NATO kuvvetlerinin bölgedeki varlığının ve NATO’nun daha önce eski Yugoslavya’nın başka yerlerinde kazandığı kriz yönetimi deneyiminin NATO operasyonlarının başarısında büyük katkısı olmuştur. İttifak misyonları son derece başarılı olmuş ve toplanan silah sayısı beklenenin çok üstüne çıkmıştır. NATO, sınırlı bir görev yönergesi içinde çalışmış, zaman zaman politik baskı, zaman zaman kuvvet uygulamış ve stratejisini uyumlu kılabilmek için Üsküp’teki Makedonya hükümeti ve asilerle devamlı temas halinde kalmıştır.

 Uluslararası toplum zamanında harekete geçmiş ve Makedonya makamları ile yakın işbirliği içinde çalışmıştır. Makedonya hükümeti ülkelerinde büyük çaplı bir iç savaşın patlak vermesine, büyük can ve mal kaybı riskine, suç oranının ve mülteci sayısının artmasına, ve bütün bölgenin istikrarının bozulmasına izin verilemeyeceğinin bilincinde idi. Bu nedenle bazı konulardaki tedirginliklerine rağmen, uluslararası toplum ile yakın işbirliği içinde çalışmaya karar verdiler. Bu karar sonucunda Üsküp yönetimi halkın eğilimlerine ters düşen ve pek beğenilmeyen bir dizi önlemler başlattı.

 İttifak, ilk başlarda, yerel medyanın düşmanca tutumunu pek önemsemedi. Ancak, halkın gözündeki imajını düzeltmek ve giderek kabul gören komplo teorilerini çürütmek amacıyla yerel makamlarla birlikte çalışacak ve görevinin hedeflerini halka anlatacak bir medya timini Makedonya’ya gönderdi.

 Makedonya’da kriz yönetimi konusunda yürütülen uluslararası çalışmalar ve işbirliği örnek teşkil edecek nitelikte idi. Her bir uluslararası örgüt barışa destek operasyonuna kendi çalışma esasları çerçevesinde yardımcı oldu. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri görüşmelerin yapılmasını kolaylaştırdı, 19 ayda 19 ziyaret yapmış olan NATO Genel Sekreteri Lord Robertson, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve AGİT Dönem Başkanı Mircea Geoana Makedonya’yı sık sık ziyaret ederek krizin çözülmesinde siyasi ağırlıklarını koydular.

 Çatışma sonrasında durumun sürekli olarak kontrol edilmesi ülkede istikrarın sağlanmasında etkili bir yol oldu. Okri Anlaşması’nın imzalanması aslında barış sürecinde atılmış adımlardan sadece bir tanesiydi. Bu sürecin diğer aşamalarında güvenlik güçleri kriz alanlarına geri dönmüş, af yasası düzgün bir şekilde uygulanmaya başlamış, Eylül 2002’de parlamento seçimleri özgür ve yasal bir ortamda yapılmış, nüfus sayımı yapılmış ve bir dizi yasa yürürlüğe konmuştur.

 Üsküp hükümetinin, Makedonya’daki çeşitli toplumlar arasındaki ilişkileri düzeltmek için çalışmasının yanı sıra, gelecek yıllarda Arnavutluk ve Kosova’daki siyasi liderler ile daha iyi ilişkiler kurmaya da çalışması da gereklidir zira uzun vadeli bir güvenlik ortamı ancak yakın komşuları ile iyi ilişkiler içinde bulunmasına bağlıdır.

 Organize suçlarla savaşta sınır yönetimi ve güvenlik ve sınır komşuları ile yakın işbirliği sağlanması bölgenin istikrarı açısından son derece önemlidir. Bu nedenle Mayıs 2003’te yapılan Okri Sınır Güvenliği ve Yönetimi Konferansı’nda alınan kararların uygulanması şarttır.

 2001 krizi, Makedonya Silahlı kuvvetlerinin tek taraflı tehditler karşısında fazla etkili olamadığını göstermiştir. Halen Makedonya hükümeti, silahlı kuvvetlerini ve satın alma şekillerini daha bilinçli hale getirmek için savunmasını gözden geçirmektedir. Geçtiğimiz iki yılda edinilen deneyim artık ülkenin tek taraflı tehditler, suçlular ve teröristlerle başa çıkabilmesine imkan sağlayacak daha kapsamlı askeri reformlara hız verilmesinde kullanılmalıdır.

 Güven tesisi, uzmanlık, sağduyu, sabır, tolerans ve enerji gerektiren uzun bir süreçtir. Bu krizde baş rol oynayan aktörler kadar uluslararası toplum da bu gerçeğin bilincine varmıştır.

Krizden iki yıl sonra ve parlamento seçimlerini takiben eski düşmanlar artık Üsküp hükümeti ve ülkeyi yöneten koalisyon içinde yan yana oturarak birlikte çalışıyorlar. Ülkede barışın korunması ve istikrarın sağlanmasını garanti edecek en iyi yol budur. Gerçekten de Makedonya artık bölgenin istikrarını bozan bir unsur olmaktan çıkmış, diğer ülkelere örnek olacak bir konuma gelmiştir. Ayrıca, NATO üyesi olabilmek için çalışmalarına devam etmekte ve terörle savaşta kendisine düşeni yapmaktadır.

2001 krizi her ne kadar Makedonya’nın Prag Zirvesi’nde NATO üyesi olma şansını zayıflattıysa da, İttifak üyeliği ülkenin dış politikasında önemli bir hedef olmaya devam etmektedir. Makedonya ÜEP sürecini sürdürmektedir ve Baltık Cumhuriyetleri’nde başarıyla sürdürülen işbirliğine benzer şekilde Arnavutluk ve Hırvatistan ile üçlü işbirliği başlatmıştır. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın gözetiminde bu üç ülke arasında Mayıs ayında bir Adriyatik Şartı imzalandı. Bu üçlünün mesajı son derece açıktır: Prag’da üyeliğe katılmaya davet edilen ülkeler ile bu üyeliği hedefleyen diğer ülkelerin hazırlık durumlarındaki fark sadece iki veya üç Üyelik Eylem Planı süresi kadardır. Gelecek yıl İstanbul’da yapılacak toplantı gündeminde bir Balkan patlamasına şahit olmayacağımızı kim söyleyebilir ki?

Nano Ruzin Makedonya’nın NATO nezdindeki büyükelçisidir.

...yukarı...

* Türkiye dışındaki diğer NATO üyeleri Makedonya Cumhuriyetini eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti olarak tanımaktadırlar. Türkiye bu ülkeyi anayasal adıyla, Makedonya Cumhuriyeti olarak tanımaktadır.