NATO ana sayfa
NATO Dergisi Ana Sayfası
      Bu sayı:Yaz 2003 Önceki sayılar  |  Dil
NATO ana sayfa
 Içindekiler
 Önsöz
 Özetler
 Tartışma
 Söyleşi
 Yayınlar
 Özel
 Analiz
 İstatistikler
 Yazarlar
 Bağlantılar
 Bir Sonraki Sayı
NATO Dergisi Ana Sayfası Editör'le Yazışma / Abonelik Basılabilir

Bu makaleyi bir arkadaşıma gönder

Yayınlar
Devrimci Yazılar
 

James Appathurai askeri konularda yapılan devrimi ve bu devrimin gelecekteki savaşları nasıl etkileyeceğini ele alan iki kitabı inceliyor.

Irak’ın Amerika tarafından istilasının onuncu gününde ilk panik belirtileri ortaya çıkmaya başladı. Irak ordusunun direnişi bu kampanyayı savunanların iddia ettikleri gibi hemen kırılmamıştı. Savaşan kuvvetler hızla ilerlerken geride yeterli sayıda asker kalmadığı için destek hatları açıkta ve savunmasız kalmıştı. Bağdat'ı almak için yapılacak savaşta Amerika’nın teknolojik avantajlarının azalacağı düşünülüyordu ama bu savaş henüz çok uzakta görünüyordu.

Bazı analizciler oturdukları yerden eleştirilere başlamakta gecikmediler. Amerikan kuvvetleri hem sayıca hem de zırhlı araçları açısından zafer kazanabilecek nitelikte görünmüyordu. Amerikan kuvvetleri tehlikeli olabilecek bir hızla ilerliyordu. Daha da önemlisi, bu eleştirmenler Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve komutan General Tommy Franks’in devrimci savaş teorilerini denemek için askerlerin hayatlarını ve askeri başarıyı pervasızca tehlikeye attıklarını iddia ediyorlardı. Savaşın üçüncü haftasında Rumsfeld’in geleceği ile birlikte çatışma konusundaki vizyonunun da Irak çölünde eriyip yok olmakta olduğu yönünde söylentiler yayılmaya başladı.

Ancak birkaç gün içinde bu tahminlerin ne denli yanlış olduğu açıkça ortaya çıktı. Irak askerleri kaçtılar, veya direnişte bulundukları yerlerde darmadağın edildiler. Bağdat’ın düşmesi bir kaç günden fazla sürmedi, ve Baas rejimi yıkıldı. Kısa sürede tam bir askeri zafer kazanıldı ve her iki taraftan da son derece az sayıda kayıp verildi.

Olaya dışarıdan bakanlar bu başarıyı genel hatlarıyla Irak ordusunun zayıflığına ve Iraklıların Saddam rejimini desteklememelerine bağlıyorlardı. Aslında askeri kampanyanın da ana işgal kuvvetlerinin süratli ve beklenenden daha hafif olmaları dışında pek kayda değer bir özelliği yoktu.

Ancak bazı gözlemciler bu durumdan yanlış dersler çıkardılar. Irak kampanyası bugüne kadarki kampanyaların bir benzeri değildi. Bilakis bu kampanya “Askeri İşlerde Devrim”in (RMA/AİD) neler getirebileceğini ortaya koyan ilk büyük çaplı çatışma idi.

Askeri İşlerde Devrim (AİD) Savunma Bakanı Rumsfeld’in desteğiyle Amerikan kuvvetlerinde gerçekleşmekte olan dönüşümün merkezini oluşturmaktadır. AİD Amerikan kuvvetlerinin yapılandırılmasını, kullanım şeklini, teçhizini, ve eğitimini temelden değiştirecektir. Müttefiklerinin Amerikan kuvvetleri ile birlikte çalışabilme yetenekleri üzerinde doğrudan etkisi olacaktır. Ayrıca Amerika’nın dünya ülkeleri ile arasındaki siyasi ilişkileri de etkileyecektir. Tüm bu nedenlerden dolayı askeri operasyonların geleceği ile ilgilenenlerin AİD’yi benimsemeleri önemlidir.

Elinor Sloan’ın The Revolution in Military Affairs (Askeri İşlerde Devrim) (McGill-Queen’s University Press, 2002) adlı kitabı bu konuda iyi bir başlangıç kitabı. Sloan uzun yıllar Kanada Milli Savunma Dairesi’nde saygın bir savunma analisti olarak çalıştı. Kısa süre önce Ottawa’daki Carleton Üniversitesi’nde doçent olarak görev yapmaya başladı. Kitabına bakarsak öğrencilerinin yazarın son derece kuvvetli pedagojik yeteneklerinden yararlanabileceklerini kesinlikle söyleyebiliriz.

AİD’yi anlamak isteyen başlangıç düzeyindeki okurlar için kitabın organizasyonu ideal. Kitap basit bir soru ile başlıyor: AİD nedir? Cevap da son derece açık. AİD’nin temel ilkesi teknolojideki gelişmelerin askeri kuvvetlerin savaş için örgütlenmesinde, eğitiminde ve teçhizinde önemli değişikliklere yol açarak savaş yöntemlerini yeniden şekillendirmesidir.

Sloan normal olarak bir Askeri İşlerde Devrim’in (AİD) temelini oluşturan alanlardaki teknolojilerin çoğunu ele alıyor: hedefe yönelik kuvvet ve hassas güdümlü mühimmat; kuvvet planlama; stealth; savaş alanı bilinci ve kontrolü. Sloan ayrıca bu teknolojilerin AİD’yi en açık biçimde benimsemiş ülke olan Amerika Birleşik Devletleri’nde hava, kara, deniz ve birleşik kuvvetler doktrinini nasıl etkilediğini de ortaya koyuyor.

Daha sonra kitabın kapsamı genişliyor ve Amerika’nın önde gelen ortakları, ve özellikle de NATO üzerinde odaklanarak müttefiklerinin AİD'nin Amerika’da gerçekleştirdiği değişikliklere ayak uydurmak için neler yaptıklarını ve bunları nasıl yaptıklarını inceliyor. NATO ile ilgili bölüm eksiksiz ve doğru, fakat güncel değil. Çünkü İttifak 2002 Kasım ayındaki Prag Zirvesi’nde NATO’nun askeri yeteneklerini güncelleştirmeyi amaçlayan Prag Yetenek Taahhütleri ve NATO Mukabele Gücü gibi önemli bazı girişimleri benimsemişti; Sloan’ın kitabı ise bu tarihten önce basılmış.

Kitap daha sonra AİD’nin barışı destekleme operasyonları, ve terörizm ve kitle imha silahlarının yayılması gibi tek taraflı tehditlerle başa çıkma gibi konulardaki yararlarını ele alıyor. Bu bölümlerde kitap ana temadan uzaklaşıyor.

Sloan’ın kitabı bir kitabın kapağına bakılarak yargılanamayacağının iyi bir kanıtı. Kapaktaki ürkütücü, kan kırmızısı gaz maskesinin kitabın amacı veya ana fikri ile ilgisi yok. Kitap AİD’ye başlangıç düzeyinde, yararlı bir bakış sunuyor. Bu nedenle hepimize daha tanıdık gelecek siyahlı sarılı bir kapak ve “Aptallar için AİD” başlığı daha uygun olurdu.

Tümgeneral Robert Scales Jr.’ın Yellow Smoke (Sarı Duman) (Rowman & Littlefield, 2003) isimli kitabı nitelikleri ve odaklandığı konu açısından daha farklı. Gelecekteki kara savaşlarının bir analizi olan bu kitap, askeri konularda uzmanlaşmış bir analist tarafından değil, analiz yeteneğine sahip bir asker tarafından yazılmış. Aradaki fark da gayet açık.

Tümgeneral Scales ABD ordusundaki 30 yıllık meslek hayatını ABD Kara Harp Akademisi Komutanı görevi ile noktalamış. 1995-1997 yılları arasında Amerikan ordusunun geleceğini planlayan “Army After Next” (Gelecekteki Ordu) projesinde önemli rol oynamış. Entegrasyonun giderek önem kazanmasıyla bu proje bugün ABD Silahlı Kuvvetlerinin tümünü etkilemektedir.

Scales’in kitabına yön veren, yazarın ABD’nin gayet belirgin biçimde yeni bir Amerikan savaş stili geliştirmekte olduğu yönündeki inancı. Bu yeni Amerikan stili şunları vurgulayacak: çatışmanın en başında zafer kazanmak için daha hafif fakat daha öldürücü kuvvetlerle krize derhal müdahale etmek; ABD kuvvetlerinin elindeki muazzam ateş gücünü karada manevra avantajı sağlamak amacıyla kullanmak; savaş alanında özellikle taktik helikopterleri kullanarak düşmana karşı sürat açısından avantaj oluşturmak, ve bu şekilde düşmanın karar mekanizmasını etkileyerek düşmana etkin biçimde tepki verecek zaman bırakmamak; düşmanın sayısal üstünlüğüne karşı düşman kuvvetlerinin hareketlerini izleme konusunda üstün bir yeteneğe sahip olmak; ve yakın savaş durumunda savunmayı vurgulayıp, vurma görevini destek kuvvetlere bırakmak.

Scales kitabın bir sayfasında Amerikan kara savaşlarının gelecekte nasıl olacağını kısaca anlatıyor. Amerikan kuvvetleri toplam savaş alanı bilincini kullanarak düşman kuvvetlerinin tam olarak nerelere yayıldıklarını bilecekler. Taktik seferberlik yeteneklerini kullanarak düşmanın bulunmadığı yerlere gidecekler. Taktik internet kullanımı Amerikan kuvvetlerinin kitle halinde birbirlerini “görebilecek” formasyonlarda yerleşmeleri gereğini ortadan kaldıracak; bunun yerine daha küçük birimler halinde savaş alanına sızacaklar ve üstün savaş alanı bilinçleri ve ileri düzeydeki komuta ve kontrol yetenekleri sayesinde çok sayıdaki nokta ve savaş alanından (hava, kara, deniz, uzay, siberuzay) gereken hedefi vurabilecekler. Bu sistem sayesinde ve düşmandan daha hızlı hareket ederek düşman kuvvetlerini ve düşmanın kuvvetlerini kontrol edebilme yeteneğini büyük bir hızla bastıracaklar.

Bu senaryo Irak krizine ışık tutuyor. Irak çatışması daha önceki Kosova kampanyasının aksine tamamen bir kara çatışması idi. Burada sürat, savaş alanı bilinci ve hassas vuruş bugüne kadar görülmemiş derecede önem kazandı. Irak komutasının karar mekanizması delindi, ve böylece etkili bir direniş imkansız hale getirildi. Bu gerçek anlamda bir “Sarı Duman” savaşı örneği idi. Ayrıca Donald Rumsfeld de dahil olmak üzere ABD askeriyesi içinde dönüşümü savunanların da bir zaferi idi. Ve gelecekteki koalisyon operasyonları açısından bir tehdit oluşturdu; çünkü artık giderek daha az sayıda müttefik ABD’ye ayak uydurabilecek teknoloji, doktrin veya askere sahip olacak.

Yellow Smoke’un zayıf tarafları da var. Öncelikle editörlüğü çok daha dikkatle yapılmalıydı. Bir çatışmada ölenlerin çoğunun piyadeler olduğu çok fazla tekrarlanıyor. Ayrıca kitap konunun uzmanı olmayan okuyucu için çok fazla teknik; okuyucuların çoğunun “kontrol bölgesi” ve “hava manevra sistemleri” gibi terimleri bilmesi beklenemez.

Yine de kitap önemli bilgiler içeren tatmin edici bir kitap. Okuyucuya halen sürmekte olan askeri dönüşüm konusunda derinlemesine bilgi sunuyor ve bu dönüşümün savaş alanına ne şekilde yansıyacağını anlatıyor. Yazar hiç gözünü kırpmadan orduların gerçek görevi üzerinde odaklanıyor: savaş alanında zafer. General George S. Patton, “Hiç bir salak ülkesi için ölerek savaşı kazanmadı. Savaş diğer salakların ülkeleri için ölmelerini sağlayarak kazanılır,” demişti. Yellow Smoke bunun nasıl olacağını anlatıyor.

İnternette AİD üzerine sayısız makale olmasına karşın bu konuda iyi yazılmış kitap sayısı şaşırtacak kadar az. Sloan’ın The Revolution in Military Affairs, ve Scales’in Yellow Smoke adlı kitapları bu konudaki en iyi örneklerden. AİD’nin think tank’lerden çıkıp savaş alanına girdiği bu devirde her ikisi de okunmaya değer eserler-birisi sıradan okuyucu, diğer de konunun profesyonelleri için.

James Appathurai NATO’nun Siyasi İşler ve Güvenlik Politikası Bölümü’nün politika planlama ve konuşma metni yazma bölümünde üst düzeyli planlama görevlisidir.

...yukarı...