NATO ana sayfa
NATO Dergisi Ana Sayfası
      Bu Sayı: Kış 2002 Önceki Sayılar  |  Dil
NATO ana sayfa
 İçindekiler
 Önsöz
 Özetler
 Tartışma
 Yayınlar
 Söyleşi
 Gündem
 Analiz
 İstatistikler
 Katkıda
 bulunanlar
 Bağlantılar
 Bir Sonraki Sayı
NATO Dergisi Ana Sayfası Editör'le Yazışma / Abonelik Basılabilir

Bu makaleyi bir arkadaşıma gönder

Medya ile Savaş

Tanıtım sorunu: UKO’nuın
silahlarının toplanması gibi iyi
haberler dahi olumsuz bir şekilde
yorumlanabilir.
(© Mark Laity)

Mark Laity NATO’nun eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’ndeki çatışmaları çözümleme çalışmalarına yardımcı olan medya politikasını anlatıyor.

“Hadi canım sende, gerçekçi olalım!...Bu kadar hayali hikayeler çizgi romanlarda olur; bunlar ciddi bir gazetecinin yazacağı şeyler olamaz.”
NATO sözcüsünün NATO basın toplantısındaki sözleri: Üsküp, 4 Eylül 2001


Genellikle bir mesaj vermek istiyorsanız medyayı bu denli sert biçimde eleştirmek pek önerilecek bir taktik değildir. Bu tür şok taktiklerine ihtiyaç duyulmuş olması, geçen yıl eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti* için çok kritik olan bir dönemde NATO medya ekibinin işinin ne kadar zor olduğunu göstermektedir. İç savaşın eşiğinde geçen altı aydan sonra ileri gelen siyasi partiler tartışmalı bir politika anlaşmasını imzalamışlar ve etnik Arnavut Ulusal Kurtuluş Ordusu (NLA/AKO) militanlarının silahlarını teslim almak üzere NATO tarafından binlerce asker konuşlandırılmıştı. Ülke için bir dönüm noktası teşkil eden bu tarihte muhafazakarlar medya üzerindeki hakimiyetlerini NATO ve barış anlaşması ile ilgili ağır eleştiriler yapmakta kullanıyorlardı.

NATO, muhafazakarların bu yanlış bilgilendirme kampanyasının kuvvet kullanımından ziyade rıza ve işbirliği ile başarılabilecek bir işi yapmamızı engellemesinden korkuyordu. Başarı ancak etnik Arnavutların silahlarını isteyerek teslim etmelerine bağlıydı, ve bu da etnik Makedon parlamenterlerin bir çoğu pek hoşlanmasa da bazı radikal politik değişiklikleri kabul etmeleri ile bağlantılı idi. Bizim bu ülkede bulunmamız tamamen gruplara bölünmüş bir hükümetin talebi üzerine gerçekleşmişti; ve medyada çıkan haberlerin zaten NATO hakkında şüphe duymakta olan ve duydukları en kötü haberlere inanmaya hazır, korku içindeki etnik Makedonlar üzerinde yaptığı etki küçümsenecek ölçüde değildi. Bu şartlar altında baş rol oyuncusu medya idi ve bu aşamada biz halkla ilişkiler savaşını kaybediyorduk.

Ancak bundan bir yıl sonra Arnavutluk Kurtuluş Ordusu (AKO) dağıldı ve Ağustos 2001’de Çerçeve Anlaşması kanunlaştı. Siyasi şiddet önemli ölçüde azaldı; özgür ve adil seçimler yapıldı. Yapılacak daha çok iş olmasına rağmen eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti* artık bir dönemi geride bırakmış bulunuyor. Bu da her şeyden önce o ülkenin insanlarının başarısı. Fakat uluslararası toplumun katkısı da göz ardı edilemez. Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’nde* gerçekleştirilen uluslararası müdahale diplomasinin başarıyla kullanılmasının klasik ve nadir bir örneği olarak görülüyor; bu başarının bir parçası da medyadaki değişime atfedilebilir.

Medya Kampanyası

NATO’nun eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’nde* yürüttüğü medya kampanyası Bosna ve Hersek ve Kosova’dakinden çok farklı bir operasyon oldu. Bosna ve Hersek ve Kosova’daki NATO misyonları tamamen askeri idi ve uluslararası toplumun rolünü yansıtıyordu. NATO’nun eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’ndeki* misyonu ise daha politik idi ve Üsküp hükümeti tam anlamıyla egemenliğini korumaktaydı. NATO o tarihte olduğu gibi bugün de hükümetin bir ortağıdır, ve hükümetin izni olmadan harekete geçmesi mümkün değildir.

En başta NATO medya operasyonu göreceli olarak küçük bir operasyondu. Bu operasyon eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’nde* KFOR’un lojistik desteğinin (KFOR Rear) halkla ilişkiler faaliyetlerinden sorumluydu. “KFOR Rear” ülke içinde hiç bir rol oynamamakla beraber KFOR ikmal malzemesinin Yunanistan’dan Kosova’ya geçişinin kontrolünü elinde tutuyordu. NATO eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’ndeki* olayların içine girdikçe medya operasyonu giderek genişledi.

Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti* 2001 yılının ilkbaharında Arnavutluk Kurtuluş Ordusu’nun (AKO) ortaya çıkmasından itibaren bir iç savaşa doğru yuvarlanmaktaydı. Ama NATO’yu medya tartışmasının göbeğine atan olay o yaz NATO görevlilerinden Pieter Feith’in AKO lideri Ali Ahmedi ile temasa geçmek üzere görevlendirilmesi oldu. O tarihe kadar Avrupa Birliği, ileri gelen etnik Arnavut ve Makedon siyasi partilerinden oluşan büyük bir koalisyon hükümetinin kurulmasına aracılık etmişti. İç savaşı önlemek için gereken politik değişiklikler üzerinde bir anlaşma sağlamanın tek yolu bu koalisyon idi ama aynı zamanda hükümette birçok bölünmelere ve rekabete de neden olmuştu.

Bu bölünmeler muhafazakarlarla ılımlılar arasında AKO muharipleri ile nasıl baş edileceği konusundaki anlaşmazlıktan kaynaklanıyordu. Muhafazakarlar Arnavutluk Kurtuluş Ordusu’nu bir terör örgütü olarak tanımlıyorlar ve askeri bir çözüm istiyorlardı. Ilımlı kesim ise etnik Arnavutların meşru politik isteklerini karşılamak ve diğer çatışma nedenlerini ortadan kaldırmak için siyasi bir anlaşmaya ihtiyaç olduğunu kabul ediyordu. Batılı ülkelerin silahlı kuvvetleri devlet güvenlik güçlerinin bir gerilla savaşını kazanamayacağı kanısındaydılar; diplomatlar da iç savaş ve bölünme karşısındaki tek alternatifin bir siyasi anlaşma olduğunu iddia ediyorlardı.

Bu durumda Pieter Feith’in ateşkes imzalamak ve AKO’nun dağılmasını sağlamak üzere Ali Ahmedi ile temasa geçmesi, kendisini medya fırtınasının tam ortasına atıverdi. Feith’in temasları hükümetin özel talebi üzerine yapılıyordu, ama hükümet o derece bölünmüştü ki bu bile NATO’yu eleştirilerden kurtaramıyordu. Muhafazakarlar kamuoyu önünde NATO’ya açıkça saldırıyorlardı; Bay Ahmedi ile görüşmenin gerekli olduğunu kabul eden etnik Makedon bakanlar bile kamuoyu önünde bunu savunmakta zorlanıyorlardı.

Haziran ayında NATO’nun AKO askerlerinin Üsküp yakınındaki Aracinovo kasabasından çekilmelerini sağlamasıyla durum daha da beter hale geldi. AKO’nu ortadan kaldırmak için sürdürülen askeri çabalar tamamen başarısızlıkla sonuçlanmıştı; askeri ve siyasi durum hızla kötüye giderken Üsküp hükümeti NATO ve Pieter Feith’den AKO’nu ülkeyi terk etmeye ikna etmeleri istedi. Bu çok zor ve riskli bir görevdi; ancak bir hükümet krizi ve medyanın ağır eleştirileri pahasına başarıya sağlandı. Fakat kamuoyuna NATO’nun bir krizi önlediği değil de, AKO’nu bir yenilgiden kurtardığı şeklinde bilgi verildi. Hükümetteki muhafazakarlar ise daha önce kabul etmiş oldukları eylemleri eleştirmeye başladılar.

Güçlü muhafazakarlar NATO’nun her gün basın konferansı yapmasına itiraz etmeye başlayınca zaman halkla ilişkiler çalışmalarımızın istenen etkiyi yaptığını gördük.

Ayrıca bu olay NATO’nun daha sonraki aylarda uğraşmak zorunda kalacağı ikilemi de yarattı: NATO’nun orada olmasını ve yapmakta olduğu işleri yapmasını talep etmiş olan hükümetin kendi içindeki unsurların NATO’ya yönelttikleri eleştirilere verilecek tepki. Bu arada muhafazakar medya etnik gruplar arasındaki nefret duygularını alevlendirip savaş rüzgarları estiriyordu. Avrupa Komisyonu’nun bir raporu şu sonuca ulaşmıştı: “2001 krizi sırasında siyasi durumun kötüleşmesine medyanın önemli ölçüde katkısı olmuştur.”

Yaz ayları boyunca NATO sürekli olarak AKO ile faal biçimde işbirliği yapmak ve onlara helikopter sağlayıp ikmal ve ulaşımlarına destek vermekle suçlandı. Hükümetin resmi sözcüsü de sık sık NATO görevlilerini savaş çıkarmak için bilinçli olarak yürütülen kampanyanın bir parçası olarak “kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak” ve “vahşice davranmak” ile suçluyordu. Bu şartlar altında Ağustos ayında Üsküp hükümeti üyelerinin birçoğunun üzerlerindeki baskıya rağmen Çerçeve Anlaşması üzerinde anlaşmaya varmaları alkışlanacak bir cesaret örneğidir. Kendi halklarının tereddütlerine ve medyanın bu denli ağır eleştirilerine rağmen çok zor kararları almayı başardılar.

Eylül 2001’de Task Force Harvest’in konuşlandırılmasına kadar olan dönemde NATO çok nadiren medyada manşet olmuştu. Kriz diplomasisi gibi Feith’in Ali Ahmedi ile temaslarının başarısı da gizlilik esasına dayanıyordu. Ancak NATO’nun bilerek ön planda olmaktan kaçınması, hakkında yanlış bilgilerin yayılmasına yol açtı. Zaten NATO etnik Makedon halkının çoğu tarafından hem yanlış anlaşılıyor hem de pek sevilmiyordu. Binlerce NATO askerinin gelişi medyanın dikkatini ve ilgisini çekti ve o zamanki askeri sözcü Binbaşı Barry Johnson’ın mükemmel performansına rağmen mevcut halkla ilişkiler ekibinin iş yükü bir anda arttı.

Genel Sekreter’in Eylül ayı başında yaptığı ziyaretin Arnavutluk Kurtuluş Ordusu’ndan toplanmış olan silahların ilk partisinin sergilenmesi ile aynı güne rastlaması kötü sonuçlandı. Aslında bunun iyi bir haber hikayesi olması gerekirdi ama işler ters gitti. Toplanan silahlar arasında çalışır durumda olan pek çok silah vardı, fakat medya mensuplarının en yakınına en kirli ve en eski silahlar düşmüştü. Genel Sekreter’in silahların sergilendiği yerde yaptığı basın toplantısı gazetecilerin silahların başına üşüşmesiyle kaosa dönüştü. Yerel medya tüm sürecin bir sahtekarlık olduğunu yazdı; uluslararası medya ise bu sürecin başarısız olacağı tahmininde bulundu.

Dönüm Noktası

Medya ekibinin geniş ölçüde geliştirilmesi ve yeniden örgütlenmesi bir dönüm noktası oldu; yalanlara ve çarpıtılmış haberlere karşı daha kuvvetli bir mücadele sergilemeye karar verildi. En önemli değişiklik de bir askeri sözcünün yanıtlayamayacağı politik soruları ve eleştirileri yanıtlamak üzere bir sivil sözcünün (benim) görevlendirilmesi oldu.

Bu değişiklikler medyada şok etkisi yaptı. En olumsuz medya araçları bizim arka planda kalmayı tercih etmemizi hep zayıflığımızın ve yaptığımız işe inanmadığımızın bir göstergesi olarak yorumlamış, inanılmaz iddialar karşısında nazik bir dille yaptığımız tekzipleri bir kenara itmişti. Daha önceleri politik konularda konuşmayı reddetmemiz de Batılı askeri görevlilerin beyanlarının belli sınırları olduğunu anlamayan gazeteciler tarafından zayıflık olarak nitelendirilmişti. Birdenbire medyanın kendisi sorgulanmaya başladı ve NATO’nun günlük basın konferansları günün en önemli olayı haline geldiği için de söylediklerimizi yazmaktan başka seçenekleri kalmadı. NATO basın konferansı her akşam televizyon yayın saatlerinin büyük bir kısmını işgal etmeye başladı.

Yapılan analizlerin çoğu hala çarpıtılıyordu. Ama NATO’nun mesajları ve gündemi daha önce hiç olmadığı kadar duyuluyordu ve böylece en hayali hikayeler ortadan kalktı. Bu hiç kolay olmadı, ama güçlü muhafazakarlar NATO’nun her gün basın konferansı düzenlemesine itiraz etmeye başlayınca halkla ilişkiler çalışmalarımızın doğru etkiyi yapmaya başlamış olduğu anlaşıldı. Muhafazakar bakanlarla doğrudan tartışmaya girmekten kaçınıldı, fakat verdiğimiz temel mesajlarda sürekli olarak orada bulunmamızın bizzat kendi talepleri doğrultusunda olduğu, ve dolayısıyla sorumluluğun onlara ait olduğu ima ediliyordu.


Mark Laity bir basın toplantısında.
(© Mark Laity)

Günlük basın konferansları medya stratejisinin sadece bir kısmıydı. Kaynaklardaki arttırılması, planlamanın ve medyanın ihtiyaçları konusundaki brifinglerin geliştirilmesi sonucunda Task Force Harvest’in çalışmalarını görmek üzere yapılan ziyaretler ve seyahatler arttı. Örneğin bir sonraki silah sergisinde silahlar başarının boyutunu gözler önüne serecek şekilde düzenlenmişlerdi; film çekilebilmesi için bir helikopter temin edilmişti; ve silahların gerçekten hurda değil insanları öldürmekte kullanılabilecek durumda silahlar olduklarının açıkça görülebilmesi için üstlerindeki toz toprak temizlenmişti.

Medya stratejisi aynı zamanda genel politikanın içine dahil edilerek komutanın sabah konferanslarının ayrılmaz bir parçası olmuştu. Medya danışmanları artık kendilerini ekibin çok değerli bir parçası olarak hissediyorlardı. Hatta esas basın konferansından hemen sonra ayrıntılar üzerinde ikinci bir medya toplantısı daha oluyordu. Kuvvet komutanları ve üst düzeyli siyasi temsilciler de genel misyona yardımcı olmak amacıyla stratejinin yönetiminde doğrudan rol aldılar.

Medya stratejisi zaman zaman geri plandaki baskı ve diplomasi ile kamuoyuna yapılan açıklamalar arasındaki bağlantıyı da sağladı. Örneğin, politikacılarla konuşup elimizdeki kanıtları medyaya vererek silahlı çatışmaları kışkırtan paramiliter birlikleri geri çekmek konusunda etnik Makedon muhafazakarlara baskı yapıldı. Her yerde olduğu gibi burada da kural asla yanlış bilgi vermemekti.

NATO medya ekibinin bir olay olduğu zaman bilgi alması daha kolaylaştı. İyi ve hızla bilgi almak medyanın başarısı açısından şarttır ve genellikle komuta zincirine dayanan askeri operasyonlarda bu çok zor olur. Ancak komutanların medya ekibini açıkça desteklemeleri, ihtiyacımız olan bilgiyi ihtiyacımız olduğu anda alabilmemizi mümkün kıldı. Bizim de doğru ve vaktinde bilgi verebiliyor olmamız NATO’ya medyanın dikkatini çekme yarışında büyük bir avantaj sağladı.

Uluslararası İşbirliği

Uluslararası örgütlerle işbirliği de son derece hayati önem taşıyordu. Özellikle NATO-AB bağlantısı çok önemliydi ve tüm bu süreç boyunca NATO Genel Sekreteri Lord Robertson ve AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana sadece temel siyasi ara bulucular olmakla kalmayıp, aynı zamanda medyanın ağır topları olmuşlardı. Çünkü uluslararası politikayı hiç kimsenin yapamayacağı şekilde açıklayabiliyorlardı ve özellikle de ziyaretleri genellikle en kritik zamanlara rastlıyordu. Fakat Üsküp’te üslenen siyasi temsilciler de medya stratejilerini koordine ediyorlardı ve NATO diğer uluslararası örgütleri günlük basın konferansı platformuna çıkarmaya her zaman öncelik tanıyordu. Hepimizin birlikte konuşması daha etkili oluyordu; muhafazakarlar sürekli olarak bir açığımızı bulmaya çalıştıkları için bazen bunun aksi de mümkün oluyordu.

Ama başarının ilk şartı kolay değilse bile basitti: inanılırlık. Geçen yazki problemlerimizin merkezinde etnik Makedonların bize inanmamaları yatıyordu. Biz gerçeği söylediğimizi biliyorduk ama buna şüpheci medyayı da inandırmamız gerekiyordu. Diğerlerinin yalan ve çarpıtılmış haberlerini şiddetle tekzip etmenin dışında, verdiğimiz bilgilerin her zaman doğru olduğu şeklinde bir sicil oluşturmamız ve bazıları hala kabul edemese de stratejimizin en azından dürüst ve samimi olduğunu kabul ettirebilmemiz gerekiyordu.

Task Force Harvest’in başarılı olması bu inanılırlığı sağlamaya yardımcı oldu. Silahların toplanacağını söyledik ve toplandılar. AKO’nun dağıtılacağını söyledik, bu da gerçekleşti. Etnik Makedon paramiliter birliklerin şiddet uyguladığını söyledik, bu birlikler çekilince olaylar bitti. Basın toplantılarından sonra gazetecilerle bire bir konuştuk, kahve içerek konuları tartıştık, brifingler verdik, notlarımızı karşılaştırdık. Gazetecilerin sorunu neye inanacaklarını bilememeleriydi çünkü aylardır saptırılmış ve çelişkili haberler almaktaydılar. Tüm bunlara ve çalıştıkları örgütlerin taraflı olmalarına rağmen, gazeteciler olayları doğru olarak öğrenmek istiyorlardı. Bazıları zaten bilgilendirilmişlerdi, ama bildiklerini yazmaya izinleri yoktu. Bu şartlar altında kişisel ilişkiler kurulması, birbirimize birey olarak hatta arkadaş olarak güvenmeyi öğrenmemiz önemliydi.

NATO’nun medya stratejisi medyanın olaylara daha geniş bir açıdan bakmasına yardımcı oldu, ve operasyonda elde edilen başarı, faal biçimde tanıtılıp anlatılarak NATO’nun inanılırlığını arttırdı. Ekim 2001’de Task Force Harvest sona erdiğinde gazetecilerin büyük bir kısmı NATO’ya güvenmeye başlamışlardı ve olayların bizim anlattığımız şeklinin güvenilirliğini kabul ediyorlardı. Bir yıl içinde siyaset normale döndükçe ılımlılar ve muhafazakarlar diye ikiye bölünmüş olan etnik Makedon medyasının verdiği haberler de bu güven duygusunu yansıtmaya başladı.

Geçen yıl eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’nde* medya ülkenin iç savaşa doğru kaymasının önemli bir nedeni olarak görülüyordu. Eylül ayında başarıyla yapılan seçimlerde bazıları yine de yalan veya yanlı haberlere başvurduysa da, medyanın büyük bir kısmı gerçekten yapıcı bir rol oynadı. Bazı tehdit ve korkutmalara rağmen birçok cesur gazeteci ve yayın sorunun değil çözümün parçası olmakta kararlı olduklarını gösterdiler. Tehdit edilenlerin bazılarının yardım için NATO’ya gelmeleri ve bizim de onlar adına sesimizi duyurmuş olmamız ayrıca önemlidir. Gerçekten de çok yol kat ettik.

Mark Laity NATO Genel Sekreteri’nin özel danışmanı ve İttifak’ın sözcü yardımcısıdır.

...Yukarı...

* Türkiye bu ülkeyi anayasal adıyla, Makedonya Cunmhuriyeti olarak tanımaktadır.