NATO ana sayfa
NATO Dergisi Ana Sayfası
      Bu sayı:İlkbahar 2005 Önceki sayılar  |  Dil
NATO ana sayfa
 İçindekiler
 Önsöz
 Özetler
 Tartışma
 Söyleşiler
 Tarih
 Özel
 Askeri Konular
 Yazarlar
 Bibliyografya
 Bağlantılar
 Bir Sonraki
 Sayı
NATO Dergisi Ana Sayfası Editör'le Yazışma / Abonelik Basılabilir

Bu makaleyi bir arkadaşıma gönder

Gerekli Olmaya Devam Etmek

Dönüşüm vizyonu: 1990 Londra Bildirisi NATO’nun
dönüşümünü başlattı, Prag Zirvesi de dönüşümün doğru
rotada kalmasını sağladı.
(© NATO)
Jonathan Parish bir yandan NATO’nun bir yandan da kendisinin geçirmiş olduğu dönüşümü hikaye ediyor.

Rotayı tutturmak kolaydı. Bütün yapacağım iş büyük çiti(teli) hep solumda tutmak ve güneye doğru yola devam etmekti. Yolcum İngiliz İngiliz Sınır Hizmetleri mensubuydu ve bu çitin her santimini gayet iyi tanıyordu. Benim görevim ise çitin öbür yanında anormal bir faaliyet olup olmadığını kontrol edebilmesi için yolcumu bizim bölgemiz boyunca uçurmaktı. Ancak bu sıradan bir çit değildi; 1983 yılındaki Almaya İç Sınırı idi ve dolayısıyla İngiliz kuvvetlerine ait Gazelle helikopterimle yaptığım her hareket sınırın diğer yanındaki Sovyet Hind helikopteri tarafından dikkatle izleniyordu.

Bundan sonraki altı yıl Federal Almanya Cumhuriyeti’nde tanksavar helikopterleri kullandım. Her sabah rutin işlemleri yapılıyordu: bölgenin hava tahmin raporunu almak ve daha sonra savaş alanında, anti-tank roketlerimizi atmadan önce iki tarafa ait unsurlar arasındaki farkı ayırt edebilmemiz için Varşova Paktı ve NATO askeri teçhizatı üzerinde ayrıntılı çalışma yapmak.

Almanya’daki görevim ve daha sonra Birleşik Krallık’taki karargah eğitimimden sonra 1990 yılında SHAPE’te görevlendirildim. Meslektaşlarım SHAPE kelimesinin açılımının Kamu Hesabına Şahane Tatil anlamına geldiğini söyleyerek benimle şakalaşıyorlardı. Soğuk Savaş’ın kırk yılı, NATO’nun durağan karargahı, önceden planlanmış askeri seçenekler ve dar çerçevedeki sorumluluklarla ilgili olarak yaratılan imaj buydu. Almanya’nın kuzeyindeki zırhlı birlik yığınlarını bozguna uğratma planlarını güncelleştirmeye pek fazla gerek olmadığından, seleflerim şahane tatillerinden birinde olmadıkları zamanı, golfteki açıklarını kapatarak değerlendiriyorlarmış.

Ancak benim SHAPE’e gidişim Sovyet Bloku’nun çöküşünden ve Dönüştürülmüş Kuzey Atlantik İttifakı ile İlgili Londra Bildirisi’nden bir yıl sonraya rastladı. Kısa zamanda anladım ki, NATO artık benim sınır devriyesi uçuşları yaptığım zamanki örgüt değildi; NATO’nun dönüşümü çoktan başlamıştı.

Dönüşüm nedir? Bu terim farklı kişiler için farklı şeyler ifade ediyor gibi; ayrıca bu konuda İttifak’ın benimsemiş olduğu bir tanım da bulamıyorum. Dönüşümün amacı konusunda şöyle bir tanım öneriyorum: İttifak’ın güvenlik ortamı ile aynı paralelde olması ve üstlenmek istediği rolleri etkili şekilde yerine getirebilecek yetenekte olması.

1990’daki Londra Bildirisi başlatılan değişiklikleri Soğuk Savaş’ın sona ermesi tetikledi. Bu değişiklikler, tepkisel ve savunmaya yönelik bir güvenlik yaklaşımından, daha proaktif ve güvenlik ve istikrarın yayılması üzerinde odaklanmış bir yaklaşıma geçiş olarak özetlenebilir. Washington Antlaşması’nda yer alan toplu savunma taahhüdü geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de İttifak’ı desteklemeye ve Avrupa ile Kuzey Amerika’yı birbirine bağlamaya devam edecekse de, NATO’nun 20. yüzyılın son on senesinde geçirdiği dönüşümü en iyi yansıtan unsurlar ortaklıklar ve kriz yönetimidir.

1990’larda kriz yönetimi bütün vaktimi aldı. Bu on yılın başlarında SHAPE’te, NATO’nun ilk operasyonel konuşlandırmasında (birinci Körfez Savaşı için Türkiye’ye destek sağlandığında) bulundum. NATO’nun Moskova ve St. Petersburg’a havadan insani yardım malzemesi naklinde de görevdeydim. Hatta, NATO Balkanlar’la daha fazla angaje olmaya başladığında (ilk önce BM’in ağır silah kontrollarına destek, sonra uçuşa kapalı sahanın kontrolü ve nihayet BM yaptırımları doğrultusundaki deniz operasyonları vasıtasıyla) meşguliyetim son derece arttı.

Sözünü ettiğim on yılın son yarısında ise, ulusal askeri görevler yürütüyor ve bir helikopter alayının komutanlığını yapıyordum. Bu da, NATO’nun yürüttüğü kriz yönetimi operasyonlarından dolayı daha fazla iş demekti: Bosna ve Hersek, ve Kosova’daki operasyonel konuşlandırmalar.

NATO’nun rolleri ve yetenekleri ortak bir vizyon, ortak bir anlayış ve ortak bir amaç duygusuyla desteklenmelidir.
Bu on yılın ilk yarısında ise NATO Karargahı’ndaki Uluslararası Askeri Personel’e katıldım. NATO’nun dönüşümünde İttifak’ın 2002 yılında Avrupa-Atlantik sahasının dar coğrafi sınırlarını kaldıran kararı ile başlayan ikinci aşamaya burada şahit oldum. O gün olduğu gibi, bugün de bir çok kişinin Prag Zirvesi’nden Dönüşüm Zirvesi olarak söz etmesine şaşırıyorum. Bence Londra Bildirisi zaten rotayı çizmişti; Prag sadece bir dümen yekesiydi.

Terörizm tehdidi ve kitle imha silahlarının yayılmasıyla ortaya çıkan tehlikeler, Müttefiklerin güvenliğinin giderek ulusal topraklarından çok uzaklardaki olaylara bağlı olduğu anlamına geliyor. İttifak, Prag’da, bu durumu görerek uyarlamalarını daha da genişletti. Bu uyarlamaların bir bölümü bu yeni tehditler karşısında sadece devletlerle değil, diğer uluslararası örgütler ve kurumlarla mümkün olan en geniş işbirliğine ihtiyaç olduğunun kabul edilmesi demekti. Prag’daki “yeni üyeler” ve “yeni ilişkiler” çağrısı da bu nedenle yapıldı.

Ancak dönüşüm alanları zaten daha önce üstlenmiş olduğumuz değişiklilikleri daha da ileriye götürmekten bakla bir şey değildi; yani bunlar tamamen yeni girişimler değildi. 1990 yılındaki Londra zirvesinde 16 üyesi olan İttifak, Prag Zirvesi’ne gelindiğinde 19 üyeye ulaşmıştı. NATO, 1990 yılında, geniş kapsamlı bir ortaklık politikası başlatarak dostluk elini Doğu’ya uzattı. Bu dostluk 1994’te Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerini, ve son olarak geçen yıl İstanbul’da, Körfez bölgesindeki ülkeleri de içine alacak şekilde Güney’e doğru genişletildi. Ayrıca, Prag Zirvesi’ne gelindiğinde NATO artık uluslararası örgütler ağı içinde yerini almış ve Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler’le giderek artan şekilde işbirliğine başlamıştı bile.

“Yeni yetenekler” konusu için de aynı düşünceler geçerlidir. Prag Zirvesi’nde bir NATO Mukabele Gücü kurulması yönündeki karar daha önce Londra’da hareket kabiliyeti yüksek, esnek kuvvetler kurulması yönündeki çağrının (sonucunda Avrupa Müttefik Kuvvetler Çevik Mukabele Gücü kurulmuştur – ARRC) adeta bir devamı idi. Prag Zirvesi’nde açıklanan ve NATO Komuta yapısını değiştiren karar, 1990’larda Manş Denizi Müttefik Komutanlığını lağvederek ana NATO komutanlıklarının sayısını üçten ikiye indirme kararı üzerinde inşa edilmiştir. Prag Yetenekler Taahhüdü terörizme karşı korunma sağlayacak yetenekler üzerinde yoğunlaşıyor ve daha iyi teçhizat edimine hız kazandırıyordu, ki 1990’daki Washington Zirvesi’nde (bu zirvede üç yeni üye NATO’ya katıldı ve NATO’nun yeni Stratejik Kavramı kabul edildi) başlatılan Savunma Yetenekleri Girişimi de zaten bu konuya önayak olmaktaydı.

Geriye dönüp bakarsak, gerek Londra gerek Prag zirvelerinin NATO’nun çevresinde oluşan değişimlere bir reaksiyon olarak geliştiği görülebilir: Londra Zirvesi, Soğuk Savaş’ın sona ermesine, Prag Zirvesi de 11 Eylül’de ABD’ye yapılan terörist saldırılara karşı bir tepki idi. Dolayısıyla, Prag Zirvesi bir Dönüşüm Zirvesi değildir. Prag Zirvesi, İttifak’ın NATO’nun gerekliliğini vurgulayacak yeni roller üstlenerek ve bu rollerin gerektirdiği yetenekleri geliştirerek, hala Londra’da çizilen rotada ilerlemekte olduğunu garanti ediyordu.

Ancak şunu kabul etmeliyiz ki, İttifak sınırsız miktarda ve en gelişmiş donanımlara sahip olsa bile, eğer bunları ne zaman ve nasıl kullanacağına karar veremezse bu donanımların bir değeri kalmayacaktır. Son gelişmeler NATO’nun içindeki bakış açılarında da “dönüşüm” gerektiren bazı değişiklikler yaşandığını göstermektedir. Tehditler, eskiden, Müttefikleri bir araya getirirken, artık Müttefikleri bölme (2003 Irak krizinden de görülebileceği gibi) potansiyeli de göstermektedir. Bu nedenle NATO’nun rolleri ve yeteneklerinin ortak bir vizyon, ortak bir anlayış ve ortak bir amaç duygusuyla desteklenmesi şarttır. NATO Genel Sekreteri’nin NATO içerisinde politik diyaloğu teşvik etmesinin nedeni budur. Nitekim, Müttefikler 1990’daki Londra Bildirisi’nde İttifak’ın siyasi unsurunu geliştirme niyetlerini açıklamışlardı.

Sonuç olarak, Londra Bildirisi’nin NATO’nun sürmekte olan dönüşümü için başlangıç olduğunu ve Prag Zirvesi’nin de bu sürecin doğru yönde ilerlediğini garanti ettiğini düşünüyorum. Görevlerim nedeniyle bu zirvelerde başlatılan dönüşümle ilgili girişimlerin sonuçlarına da şahit oldum. Ancak NATO, bir an önce kendisini daha gelişmiş siyasi diyaloğu teşvik edecek şekilde uyarlamazsa tüm bu girişimlerin boşuna olacağını düşünüyorum. Müttefikler çelişkili politik ve güvenlikle ilgili konulardan kaçınırlarsa, ortak bir konum geliştirmek asla mümkün olmayacaktır. Günümüzün güvenlik ortamında bu konular tartışılmalı; hem de erkenden ve kapsamlı şekilde tartışılmalıdır. Eğer Müttefikler bu konuları NATO içinde tartışmayı göze alamıyorlarsa, İttifak varolma nedenini kaybedecek ve ona alternatif bir örgüt bulunacaktır. NATO’nun bu tartışmalar için eşsiz bir forum olduğunu düşünüyorum ve bu niteliği kullanmazsak onu kaybedeceğimizden korkuyorum.

Not: Bu arada ben de dönüşüm geçirdim. Geçen yıl, yeşil askeri üniformamı gri renkli bir sivil takım elbise ile değiştirdim. Artık elime almama izin verilen en tehlikeli silah, sivri uçlu bir kalem. Bu konulardaki bilgime ve yeteneğime diğerleri karar verecek.


Jonathan Parish, NATO’nun Siyasi İşler ve Güvenlik Politikası Bölümü’nde, Politika Planlama ve Konuşma Metni Hazırlama Dairesinde planlama görevlisidir.
...yukarı...